Türkiye’nin ilk büyük özelleştirmesi olan Türk Telekom özelleştirmesi, Temmuz ve Ağustos aylarında, özelleştirmelerin fanatik taraftarları ve karşıtlarının meydan savaşına dönüştü. Söylenen sözlerin bir çoğunun mantık çerçevesinde ileri sürülen argümanlar değil de, ideolojik söylemler olduğunu görüyorum. O kadar ki her iki tarafın düşünmeden ortaya attığı sloganlar, kendi tezlerini çürütür nitelikte bile olabiliyor.
Örneğin, özelleştirme karşıtlarının dile getirdiği söylemlerden benim en çok yadırgadığım, Türk Telekom’un birkaç yıllık karı karşılığında yabancılara peşkeş çekildiği söylemi. Bu cümle kendi içinde çelişkiler içeriyor. Eğer özelleştirmeyi sadece yerli gruplar arasında yapsa idik, bugün sözü edilen değerin çok daha altına satılacaktı. Asıl o zaman görecektik “peşkeş” lafının nasıl dalgalandığını. Ne yazık ki, değerlendirilmeyen husus “bir malın değeri ona piyasada biçilen değerdir” tanımlaması ki, bu açıdan bakarsak en fazla, Türk Telekom’un değerinin altından peşkeş çekildiği değil ancak piyasa şartlarının oluşturulamadığı eleştirisi getirilebilir.
Ama bu tartışmalar içinde asıl önemli olan konunun yani Türk Telekomünikasyon sektörünün serbestleşerek rekabete açılması konusunun gölgede kaldığını düşünüyorum. Türkiye’nin asıl uğradığı ve ne yazık ki çoğumuzun farkında olamadığı zarar, geçen zaman içerisinde Türk Telekom’un değerinin düşmesi değildir. Asıl zararımız, diğer sektörler üzerinde kaldıraç etkisi gösterecek Telekom sektörünün rekabete açılamaması nedeniyle sahip olamadığı dinamik yapının sağlayacağı yararları üretememiş olmasıdır. Hiç sahip olamadığımız bir şeyin yokluğunun neden olduğu kaybı görebilmek için Türkiye’yi diğer ülkelerle karşılaştırmamız (bench marking) gerekiyor.
Hakkını yemeyelim; hem bu sitede yazan birçok uzman, yazılarında defalarca serbestleşme konusunu işledi, hem diğer muhtelif yazarlar ve yayınlar, hem de Telkoder bu konuyu gündeme taşımak için birçok girişimde bulundu ama konu hala kamuoyunun gündemine giremedi. Bu iddiamın doğruluğunu anlamak için, Ankara uçuşlarının THY tarafından engellenmesi hakkında basında yer alan haber ve yorumlarla, Türk Telekom’un haksız uygulamalarının basındaki yansımalarını karşılaştırmamız yeter de artar. Bugün bile basında köşe sahibi bir çok değerli kalem, özelleştirme ile serbestleşme olgularını birbirine karıştırmaktadır. Bu yazarlarımız, aslında serbestleşme ile ortaya çıkabilecek yararların özelleştirme ile kendiliğinden oluşacağını düşünüp sevinçlerini ifade eden yazılar kaleme almaktadırlar.
Bu savımı destekleyen birkaç tespitimi dile getirmek istiyorum:
- 1 Ocak 2004 tarihinden bu yana 20 ay geçmiş olmasına rağmen, hala birçok konuda kurallar bile belirlenmiş değil.
- Kuralları belirlenmiş konularda bile, Türk Telekom’un üzerine düşen görevleri yerine getirmesi sağlanamadı. A ve B tipi UMTH operasyonunun ne zaman başlayacağı hakkında tarih yeni açıklandı. O da öteleme şeklinde. O tarihlere uyulmadığında ceza deniyor ama şu anda kesilmeyen ceza o zaman kesilir mi? Kesilirse hakikaten gerektiği gibi vazgeçirici bir meblağ olur mu? Olursa ödenir mi?
- TK’nın aldığı bazı kararları Türk Telekom bir şekilde uygulamayabiliyor. Geçen yıl TK’nın anons ettiği ve ocak ve ekim 2005’de geçerli olacak rakamlar uygulanmıyor ama yaptırımı da yok.
- Yurt dışındaki örneklerde, serbestleşmenin birinci yılında pazarın %15-20’sinin alternatif operatörlere kaydığı görülüyor. Türkiye’de ise bu oranın %1’i geçtiğinden bile şüpheliyim.
Türk Telekom kamu kuruluşu olduğu sürece, diğer bütün kamu kuruluşlarının doğal refleksi, Türk Telekom’u korumak yönünde oluyor. Nitekim, TK’da önemli bir görevdeki bir yetkili “yok öyle hiç yatırım yapmadan Türk Telekom’un pazarını tırtıklamak. Bu kurum milli servettir. Korumak hepimizin görevidir.” derken aslında yazılı olmayan bir politikayı dile getiriyor. Bugüne kadar hiçbir kamu kuruluşunun, uzak mesefa görüşmeler (UMTH) için alternatif Telekom şirketlerinden birisi ile anlaşmamış olması da aynı refleksin bir sonucu. Halbuki uzak mesefe telefon hizmeti alımı için artık ihaleler açılmasını görüyor olmamız gerekmez miydi?
İşte bu nedenle Türk Telekom’un özelleştirilmesini, serbestleşmenin önündeki bir engelin kaldırılması olarak görüyor ve destekliyorum. Eğer maçın adil yönetilmesini istiyorsak, oyuncular ile hakem arasında akrabalık olmaması gerekir.
Yazının devamını Serbestleşememenin Maliyeti – 2 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 