Nasıl ki Ay’ın Dünya’dan bakıldığında görünmeyen bir karanlık yüzü var, sosyal medyanın da markaların kolay erişemediği bir arka yüzü var: Karanlık Sosyal Medya… Facebook duvarı gibi herkese açık paylaşımlar yerine, sohbet uygulamaları ve e-posta üzerinden yürüyen Karanlık Sosyal Medya, iletişimciler için internetin son bakir kıyısı. 2013’te öne çıkmak isteyen markalar, buzdağının suyun altındaki % 80’lik kısmı olan Karanlık Sosyal Medyayı iyi kullanmak zorunda.
Kulaktan kulağa iletişim ölmedi!
Karanlık sosyal medyanın kısa tanımı bu… Kulaktan kulağa iletişim: Bu kez öğle yemeği arasında arkadaşlarınızla konuşmak yerine, Google Talk gibi bir uygulama ile internette sohbet ediyorsunuz.
Karanlık Sosyal Medyanın diğer kanalı ise e-posta iletişimi… İşyerinde günde 5 saatimizi e-posta yazışmalarına ayırıyoruz. Bunu rakamlarla ifade edilim:
- Dünya’da her gün gönderilen e-posta sayısı: 370.000.000.000 (yazıyla 370 milyar).
- Facebook’taki günlük paylaşım sayısı: 2.500.000.000 (2,5 milyar)
- Günlük ortalama Tweet sayısı: 300.000.000 (300 milyon)
- Global e-posta hesap sayısı: 3 milyar 300 milyon
- Toplam Facebook hesabı sayısı: 1 milyar 200 milyon
Şimdi sormamız gerek: E-posta öldü mü?
Kendime not: Bundan sonra e-posta adresime spam atanlara kızmayacağım. Adamlar hiç de aptal değil! Kontrolsüz güç, güç değildir ama bugün bize spam yollayanlar yakında Facebook’a da ciddi bir rakip olabilirler. Tek yapmaları gereken organize olmak ve Karanlık Sosyal Medyanın gücünden tam olarak yararlanmak.
Birçok kullanıcı, marka tercihlerini Facebook’ta paylaşmak yerine, arkadaşlarına özelinden anlatıyor. Kullanıcı tercihleri, trendler ve markalara ilişkin kişisel görüşler en çok Karanlık Sosyal Medyada yankı buluyor; insanlar özel hayatı, gizliliği seviyor. Bu nedenle, Karanlık Sosyal Medya, markalar için Facebook duvarından çok daha samimi bir ortam. Bu kanalı doğru kullanan şirketler, daha fazla kullanıcıya ulaşabilir ve pazar araştırmalarıyla ilgili daha somut istatistiklere ulaşabilirler.
Karanlık Sosyal Medyayı nasıl kullanabiliriz?
Bu soruya yanıt vermek için kasedi başa sarmamız ve sosyal medya tarihine kısaca göz atmamız gerekiyor.
İnternet, eskiden birbirine link veren basit web sayfalarından oluşuyordu. Bu mantığı Windows 95 ve 98’in köprü bağlantılı yardım sayfalarında görebilirsiniz. İlgili bağlantıyı tıkladığınız zaman küçük bir pencere görüntüleniyor ya da başka bir web sayfası açılıyordu. Buna Web 1.0 diyelim.
Ardından “web arama motorları” çıktı. Bunlar internetteki web sitelerini tarayan, adresleyen ve dizine ekleyen otomatik yazılımlar veya kod parçalarıydı (örümcekler, botlar).
2003-2004’te “sosyal web” kavramı ortaya çıktı.
Sosyal web, birkaç yıl içinde Wikipedia, MySpace, Facebook, Twitter üzerinden bildiğimiz sosyal medyaya dönüştü. Türkiye’deki dönüşüm 2006’da hız kazandı. Buna da Web 2.0 diyelim.
Facebook’tan önce e-posta, mIRC ve ICQ vardı
Bütün bu süreçte unutulan bir iletişim kanalı var: Bu kanalın adı sohbet odaları… İnternetin 90’larda yaygınlaşmasından bu yana, sohbet odaları web iletişiminin temellerinden biri oldu. Günümüzde de Facebook ve Twitter’ın başı çektiği “sosyal medya buzdağının” suyun altındaki yüzde 80’lik görünmez kısmını, sohbet uygulamaları ve e-posta iletişimi oluşturuyor.
Basitçe sıralayalım:
- Facebook ve Twitter’da gördüğünüz paylaşımlar “sosyal medya buzdağının” su üstündeki kısmıdır. Biz buna “sosyal medya” diyoruz çünkü, sosyal medyanın bu yüzü gözümüzün önünde duruyor ve bunu ölçebiliyoruz. Ölçemediğimiz karanlık yüzünü ise yok sayıyoruz.
- Sosyal medya paylaşımlarının büyük kısmı e-postalar ve sohbet uygulamaları üzerinden yapılıyor.
- Chartbeat kullanan bazı sitelerin verilerine göre, sosyal tavsiyelerin/referansların yüzde 69’u karanlık sosyal medyadan geliyor. Facebook tavsiyelerinin oranı yüzde 20.
- Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlar, paylaşımlarınızdan para kazanmak için sizi özel sohbet odalarından genel sosyal medyaya, yani Facebook duvarına taşıdılar. Ancak, sosyal ağlar, sosyal medyanın maksimum yüzde 40’ını oluşturuyor.
Öyleyse sürpriz! Siz Facebook üyesi olmadan önce de sosyal medya kullanıyordunuz
Çünkü ICQ vardı, mIRC vardı. Çünkü insan sosyal bir canlıdır.
Kendimden örnek vereyim…
İnternet ile 1994 yılında tanıştım ve 2000’lerin ortalarına kadar, önce çevirmeli ağ, sonra ADSL üzerinden, MSN ve diğer sohbet uygulamaları vasıtasıyla internette gayet güzel sosyalleştim. Amerikalı arkadaşlarıma, forumların yanı sıra, yurtdışında USENET vb. üzerinden ulaştım ve AOL servisleriyle ilgili olarak anlattıklarına hayran oldum. İnternete bağlıyken kendimi bir saniye bile yalnız hissetmedim.
Sonra Facebook geldi ve bana dedi ki “Sen aslında sosyal değilsin, ancak benim duvarıma yazı yazarsan sosyal olabilirsin.” Ben de herkes gibi o resimli, cicili bicili Facebook duvarının büyüsüne kapıldım ve Facebook üyesi oldum.
Aslında Facebook ne yaptı? “Hışt! Aranızda konuşmayın bakayım, ortaya konuşun da sizden para kazanalım” dedi. Biz de dinledik.
Makalenin devamını Sosyal Verinin Öteki Yüzü : Karanlık Sosyal Medya – (Büyük Verinin Büyük Kısmını Ölçemiyoruz) – 2 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 