Her iki olayın gerçekleşebilmesi için yavaş ta olsa bir ilerleme var. Ancak bu ilerleme sanki ‘hem ağlarım hem giderim’ tipi nazlı bir hareket. Bir yandan serbestleşmenin önündeki, tekel gibi, ciddi bir engel kaldırılırken, öteki yandan kısıtlamalar ve yavaşlatmalar yeni engeller yaratıyor.
Özelleştirmenin önündeki yasal engeller kaldırılırken, bu işlemin başarılı olabilmesi için ön şart olan uluslararası kabul edilen bir muhasebe yönteminin uygulanması, maliyet hesaplarının çıkarılması, sübvansiyonların kaldırılması, yatırımlar için iş planlarının yapılarak rasyonel kararlar alınması, personelin verilen hizmete uygun ve serbestleşme durumunda şirketi ayakta tutabilecek bir duruma getirilmesi gibi işlemler yapılmıyor. Tek yapılan, hukuki tekel kalksa da, fiili tekeli mümkün olduğu kadar uzatmak.
Halkın refahını arttırmak için her iki işlemin bir an önce tamamlanması gerekli ve bunun için de hızlı ve emin adımlarla ilerlememiz şart.
Ancak, geçmişte alışmış olduğumuz güdümlü ekonomi anlayışından kurumsal ve bireysel olarak kurtulmamız zor. Her ne kadar serbest piyasada rekabeti övüyorsak ta aslında güdümlü ve sınırlı bir rekabet olmasını tercih ediyoruz. Serbest pazarda yatırımcının kendi çıkarını koruyacağına inanmayıp ‘milli servetimizi heba edecek’ diye serbest olarak yatırım yapmasına izin vermek istemiyoruz. Senelerce ve halen, tüketiciyi bir tekele karşı korumazken, açık pazarda en iyi hizmet alacağı sunucuyu seçme yeteneğine sahip değil diye, özel hizmet sunuculara, sayılarını ve rekabet ortamını sınırlayıcı, ek maddi külfetler getirmeye çalışıyoruz.
Özelleştirme istiyoruz ama özelleştirmenin ayrılmaz sonuçlarını istemiyoruz. İstediğimiz fiyata, istediğimiz şartlarla, ve kontolünü elimizden çıkarmadan bir ‘özelleştirme’ yapmaya niyetliyiz. Yanlız bu tertip bir ‘özelleştirmeye’ şimdiye kadar bir alıcı bulamadık.
Pazarın serbest olmasından bahsediyoruz ama öyle olmasını istemiyoruz. Bilgi, tecrübe, yaratıcılığını kullanarak öne geçen müteşebbise haksız rekabet yapıyor diyoruz. Herkesin eşit şartlara tabi olmasını Konfüçyüsün ‘herkesi eşit derecede mesut edemezsin, ama herkesi eşit derecede bedbaht edebilirsin’ sözüne uygun olarak anlıyoruz.
Sonuç olarak, halkımız hala çok yüksek ücretlerden, tek taraflı olarak zorlanan abonelik anlaşmaları ile telefon hizmeti alıyor, yeni hizmetler verilmiyor, hizmet kalitesi garanti edilmiyor, yerli teknoloji gelişmiyor, yetiştirdiğimiz beyinler ya yurt dışına gidiyor ya da ülkemizde yabancı üreticilerin mallarının satıcılığını yapıyorlar. Özveriyle çalışan hocalarımız, üniversitelerin masrafını yüklenen vergi mükelleflerimiz yetiştirdiğimiz mühendislerin bu durumundan tatmin oluyorlar mı?
Evet, doğru, uzun süredir beklenen Uzak Mesafe Telefon Hizmetleri Yönetmeliği yayınlandı. Lisansların hala verilmemiş olması acaba yönetmeliğe ek başka şartların konulacağını mı işaret ediyor? Yönetmenliğin yayınlanması beklenirken yapılması gerekli olan işler neden yapılmadı da şimdi yapılıyor? Bunları bilmiyorum. Ancak, hükumetimizin dış ilişkiler ve enflasyon alanlarında ki yapıcı ve başarılı uygulamalarını telekomünikasyon sektörünün serbestleşmesi konusunda da en kısa zamanda yapmasını beklememiz gerektiğine inanıyorum.



Kaynak : 