Mevcut şebekeler üzerinden mobil ve katma değerli hizmetler ile geniş çaplı hizmetler sunulması 2000’li yılların başına kadar sağlanmış iken, 2000 yılından itibaren WLAN, WMAX formatında ortaya konulan üçüncü nesil mobil hizmetleri hayatın her alanına yaygın bir şekilde girmiş ve artık dördüncü nesil mobil hizmetler konuşulmaya başlanmıştır.
IP tabanlı şebekeler üzerinden verilecek bu hizmetler ve sayısal medya içerikleri insan hayatını kolaylaştırma yolunda baş döndürücü bir gelişme seyri izlemektedir.
Bu gün internet, özellikle geniş bant hizmetleri sayesinde, çalışma ilişkileri önemli bir değişim göstermiş, ses veri, görüntü kısacası dijital hale getirilen her şey bu platform üzerinden ulaştırılabilir hale gelmiştir.
Telekom sektörü bulunduğu konum itibariyle, bankacılığı, eğitimi, sağlığı, kamu hizmetlerini öylesine etkilemiş ve iş süreçlerini öylesine değişikliğe uğratmıştır ki, bundan endüstriyel ilişkiler de nasibini almıştır.
Kuşkusuz bu değişimlerle endüstri çağındaki üretim ilişkileri içerisindeki sendikacılık hareketlerini biçimlendiren değerler, ilkeler, üretim modelleri, teknoloji ve emeğin anlam ve işlevi bugünün bilgi çağında farklılıklar göstermektedir. Diğer bir ifade ile teknolojik gelişmelere pareler olarak işçiliğin tanımı da değişmektedir.
Geçmişte sendikaların üye profilini oluşturan beden işçilerin yerini; bugün çok vasıflı, beyaz yakalı (yani beyin işçileri), çeşitli işlere uyabilen ve esneklik gösterebilen işçilere bırakmaktadır.
Esasen, dünyadaki endüstriyel ilişkilerin seyrine bakıldığı zaman özellikle personel yönetimi kavramından, insan kaynakları yönetimi kavramına geçilmesi ile birlikte bireysel yeteneklerin ve performansın ön plana çıkarılmasının bireysel pazarlık yapma bilincini geliştirdiğini görüyoruz.
İşverenler insan kaynakları birimi yoluyla bu işçilerle diyalog kurmak suretiyle işçinin işe alınmasından başlayarak, çalışma koşullarına kadar bütün iş yaşamı boyunca gerekli olan işlemleri bireysel sözleşmelerle gerçekleştirmeye başlamışlardır.
Günümüzde ise teknolojinin sağladığı imkânlar ile ortaya çıkan yeni iş yapış modelleri beyaz yakalı çalışanların önemli bir bölümünü bireysel pazarlık çarkının dışına çıkarmaktadır. Düne kadar çok önemli olan bir mesleki bilgi, yeni teknolojik donanımlı ve eğitimli işgücü karşısında değerini yitirmektedir.
Bunun bilincine varan beyaz yakalı çalışanlar işverenin gücüne karşılık tek geçerli gücün sendikal örgütlenme olduğunu anlamışlardır. Böylece, bireysel olarak düzenlenen sözleşmeler ile işveren karşısında zayıf durumda kalan beyaz yakalı işçiler bu durumdan kurtularak, kolektif üretim süreci içinde eşit düzeyde iş koşulları ve ücretlerini pazarlıkla belirleme imkânına kavuşmak için, daha çok işvereni koruyan ve niteliği ile işçiler bakımından yetersiz kalan bireysel sözleşmeler yerine, toplu iş sözleşmelerinden faydalanmak için sendikal örgütlenmeye yönelmektedirler.
Ülkemizde 1970’li yıllarda büyük cazibesi olan sendikal hareket, 1980 ihtilal i ile birlikte kesintiye uğramış ve 12 Eylül sonrasının temel kanunları arasında bulunan 2821 ve 2822 sayılı kanunların getirdiği kısıtlamalar sendikal örgütlenmeyi büyük oranda frenlemiştir.
Bu dönemde büyüyen ve gelişen sendikaların genellikle kamu işçilerinin çalıştığı iş kollarında faaliyet gösterdiği görülmektedir. Nitekim 1980 öncesi yaşanılan ve toplumsal yaşamı önemli ölçüde etkileyen grevleri unutan Türkiye, 2007 yılında Türkiye Haber-İş Sendikası üyelerin Türk Telekom iş yerlerinde uygulamaya koyduğu grev ile birlikte sendikal örgütlenme ve grev kavramlarını yeniden tartışır hale gelmiştir.
Bu gelişmeler ışığında tartışmalar devam ederken IBM Türkiye çalışanlarının 5 yıldır zam alamadıklarını belirterek sendikalaşma faaliyetine girişmeleri bu defa farklı bir tartışma konusu ortaya çıkarmıştır. Endüstriyel ilişkiler sisteminde şimdiye kadar sadece mavi yakalılar olarak bilinen beden işçilerinin örgütlenmesi doğal kabul edilirken, IBM Türkiye ile birlikte beyaz yakalı çalışanların, yani beyin işçilerinin de bireysel iş ilişkisi sisteminden, toplu pazarlık sistemine geçiş gayretleri ilgiyle izlenmektedir.
Bu gelişmeleri belki de yeni ekonomik modelin bir yansıması olarak değerlendirmek gerekecektir. İşçiler de, işverenler de diyalog, bilgi, güven, sorumluluk gibi kavramlar etrafında yapılanmakta olan geleceğin toplumunu, ilişki sistemlerini ve kurumlarını gözeten değişim ve yeniden yapılanma stratejileri ile ayakta kalabilir, ait oldukları topluma ya da sosyal tarafa geleceğe dönük bir ümit sunabilirler.
Türkiye Haber-İş Sendikası’nın Türk Telekom’da greve kadar giden toplu iş sözleşmesi görüşmelerindeki temel yaklaşımlarından biri, sendikal örgütlenmeyi muhafaza ederek çalışanları daha güçlü bir şekilde temsil etmekti.
Sendika Türk Telekom bakımından bu pozisyonunu muhafaza ederken bir taraftan da haberleşme işkolunda faaliyet gösteren diğer şirketler nezdinde de örgütlenme çalışmalarını devam ettirmektedir.
Makalenin devamını burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.



Kaynak : 