Adı geçen taslak telekomünikasyon hizmet sektöründe pazarın serbestleşmesi için gerekli olan bir konuyu ele alıyor. Serbestleşmesi sağlanacak pazarlarda bir tabii tekelin, ve/veya kıt kaynakların kullanımını imtiyaz olarak elde etmiş sınırlı sayıda işletmecinin var olduğu durumlarda bu türlü yönetmelikler uygulanmadan serbestleşme elde edilemez.
Serbestleşmenin istenmesi ise pazarda rekabetin sağlanması içindir. Günümüzde kaynakların en iyi kullanımının, tüketiciye en iyi hizmetin ancak rekabet ortamında elde edilebileceğine inanılmaktadir. Diğer bir deyimle en düşük fiyat ve en yüksek kalite ancak serbest bir pazarda ortaya çıkan rekabet ortamında oluşabilmektedir. Bu pazarda yeni gelenlerin sahip olamıyacağı hakları daha önce kendi gücüyle değil devlet tarafından verilmiş bir imtiyaz ile elde etmiş, veya kendi gücüyle de olsa herhangibir rekabete izin vermiyecek kadar büyük pazar payına ulaşmış oyunculara bazı yükümlülükler getirilerek rekabrti önlemelerine mani olunmaktadır.
Yukarıda adı geçen yönetmelikte bu tip oyuncular ‘Hakim Konum ve/veya Etkin Piyasa Gücüne Sahip İşletmeciler’ olarak tanımlanmaktadırlar. Yönetmelik bu tip işletmecilerin uyması gereken kuralları içermektedir.
Ancak yönetmelik bununla yetinmeyip tüm işletmecilere de ciddi yükümlülükler getirmekte ancak bu sefer piyasayı serbest yerine güdümlü kılmakta ve dolayısıyla rekabeti ortadan kaldırmaktadır. Bu tip yükümlülükler AB mevzuatına göre sadece hakim konum ve/veya Etkin Piyasa Gücüne Sahip İşletmecilere uygulanmalıdır, bu tanıma girmiyenlere değil. Yönetmelik taslağı AB mevzuatına uygun değildir.
12 Şubat 2003te Avrupa Birliği Komisyonu elektronik haberleşme ile ilgili yeni düzenlemelerin çerçevesini çizen bir rapor yayınladı (basın bülteni IP/03/221). Bu raporla ilgili olarak rekabetten sorumlu komisyon üyesi Mario Monti şöyle demektedir: ‘Sektöre özel düzenlemeler istisna olmalı, antitröst kuralları norm olmalıdır. Kötüye kullanma olduğuna dair bir delil olmadan bir operatörün ex ante düzenlemeye tabi tutulması ticari hürriyeti sınırlıyacağından bu operatöre ağır bir yük getirecektir.’
Yukarıda özetlenen sebeplerden dolayı ‘Tüm İşletmecilere İlişkin Yükümlülükler’ başlıkları metinden çıkarılıp daha önce bu başlıklar altında yer alan maddeler ‘Etkin Piyasa Gücüne Sahip İşletmecilere İlişkin Yükümlülükler’ başlığı altında sıralanan maddelere entegre edilmelidir.
Kamuya ait arazi kullanmıyan ve kamulaştırmadan faydalanmıyan etkin piyasa gücüne de sahip olmıyan bir işletmeci ne ara bağlantı yapmaya zorlanmalı ne de kendi serbest iradesi ile yapacağı ara bağlantının şartlarını Kuruma açıklamak ve bunların maliyete ‘makul bir kar’ katarak elde edildiğini ispat etmek zorunda bırakılmalıdır. Ayrıca serbest piyasada iş yapan bir müteşebbis için ‘makul kar’ ın ne olduğuna enflasyonun % 25 ila %30 arasında dolaştığı, devlet tahvilleri reel faizlerinin lerde olduğu, bankaların kredi vermediği ve kurumlar vergisinin aniden değiştirildiği bir ortamda kim nasıl karar verecektir. Bırakalım maliyeti ve karı piyasa tayin etsin. Ne yüksek maliyeti olana hak etmediği bir kar tanıyalım ne de maliyeti düşük olanı aynı karı ona da tanıyarak cezalandıralım. Çünkü maliyeti düşürmek için verilen çabanın, kullanılan bilgi ve tecrübenin bir karşılığı olması lazımdır. Aksi halde verimlilik artmaz ve son yıllarda olduğu gibi şahıs başına düşen gayri safi milli gelirimiz düşmeye devam eder.
Yabancı yatırımcıyı çekemediğimiz ve hatta kendi müteşebbislerimizin bile yurt dışına yatırım yaptığı bu günlerde telekomünikasyon sektörüne yatırım yapmak istiyenleri teşvik etmemiz ve etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere karşı korumamız gerekli ve yeterlidir. Zaten az bulunan müteşebbislere karşı sınırlayıcı önlemler almamız üretim alanında ilerlememize mani olmaktan ve bizi sadece tüketici olmaya itmekten başka bir işe yaramıyacaktır.



Kaynak : 