Burayı tıklayarak okuyabileceğiniz dünkü haberimizde, Müzik Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği’nden (MSG)’nin YouTube ile yaptığı görüşmelerin sonuca ermemesi nedeniyle YouTube’ün telif haklarını ödemediğini anlatmıştık[1] (gerçi YouTube ödemediği ücretin telif hakları olduğu konusuna itiraz ediyor ama MSG bunu telif hakkı başlığı altında veriyor).
Video Türk, Seyreden Türk, Reklam Veren Türk, Paray Kazanan Kim?
Olayın diğer bir yüzüne baktık. Türkiye’de seyredilen müzik videoların % 85’inin yerli, % 15’inin yabancı olduğuna dikkat çekiyor. Bu veri diğer ülkelerde örneğin İsveç’de tam tersi. İşte bu noktada bir “aptallıklar komedyası” söz konusu. Bu aptallığı yapanlar da biz Türkler. Düşünün video Türk, seyreden Türk, reklam veren Türk, parayı alamayan da Türk. Bilin bakalım buradaki hata nerede?
Nerede olacak? Öncelikle telekomünikasyon ve içerik sektörü ile ilgili sorunlara aldırmayan ama interneti engellemek için her fırsatı kullanmaya çalışan devlette.
Sonrasında videolarını örneğin İzlesene.com, Zapkolik.com ya da Vidivodo.com gibi siteler yerine, YouTube’e yükleyen sanatçılarda, eser sahiplerinde, yapımcılarda.
Son olarak da videolarını Türk sitelerinden seyretmek yerine yabancı sitelerden seyrederek, örneğin İrlanda’daki istihdamı, oradaki vergiyi, ABD’deki gelirleri arttıran Türk seyircisinde..
YouTube’ün mü Türk Müzisyenlere İhtiyacı Var, Türk Müzisyenlerin mi YouTube’e?
Ha bu arada.. Twitter’daki tartışmalara baktık da; “YouTube’ün Türk Müzisyenlere ihtiyacı yok ama Türk müzisyenlerinin YouTube ihtiyacı kesin” diyen sayın müzisyenlere bir çift sözümüz var; Bu fikre nasıl kapılmışlar acaba?
Dünyada kişisel verilerin korunması ile ilgili süregiden bir tartışma var. Bu tartışma, kişisel verilerin reklam şirketlerine pazarlanması ile ilgili teknik bir konu. Biz bu tartışmayı ifade eden cümleyi paylaşalım; “ücretsiz ise ürün sizsiniz”. Yani birileri size ücretsiz bir şey sunuyorsa, aslında ürün olarak sizi satıyor.
Bu cümleye tersinden bakarsak, Müzik eserlerinin YouTube üzerinde sunulmasının 2 yönü var. Bir tanesi eserin tanıtımı (hatta belki dünya çapında tanıtımı), diğeri ise para kazanılması (telif hakkı).
Müzisyenlerin YouTube’e ihtiyacı, müziklerini Türkiye’ye dinletmek için değil, dünyaya dinletmek için olmalı. Çünkü hem “Gangham Style” cinsi bir dünyayı sarsan bir Türk eseri henüz görmediğimiz için, hem de Türkiye’deki yerli müzik zileme istatistiklerine bakarak, dünyaya sunulmasından henüz bir farklılık görmediğimizi ifade edelim.
Geriye para kazanmak kalıyor. Yani YouTube bu müzikleri bedava neden yayınlıyor? Çünkü bu müzikleri seyreden kişilere reklam sunuyor. Bu reklamdan da para kazanıyor. Zaten kendisi de ödemek için henüz anlaşamadığı parayı “reklam gelir paylaşımı” şeklinde sunuyor. Telif hakkı denildiğinde itiraz ediyor.
Ama bu reklamları sunmasına yani gelir kazanmasına olanak veren eserleri yapan/söyleyen/yayınlayan müzisyenler ne kazanıyor?
İşte sorun burada.. ve “Türk Müzisyenlerin YouTube’e ihtiyacı var” diyen müzisyenlere şunu belirtelim; siz bunu söylediğiniz zaman YouTube “nasılsa bana ihtiyaçları var (ya da en azından daha olayın ne olduğuna aymamışlar) diyerek, buna 5 TL yerine 2 TL de versem katlanır” diye düşünür mü? Valla ticarette kim olsa böyle düşünür.
Ama müzisyenler daha bunu farkedememiş anlaşılan.
Türk Video Sitelerini Desteklemeye Ne Zaman Başlayacağız?
Peki gelelim başka bir konuya; Türk müzisyenler madem halen yerel durumdalar, o zaman neden Türk Video sitelerini kullanamıyoruz. Bu haberin yazılması sırasında 2 farklı Türk video sitesinin yöneticilerine ulaştık ve bu konudaki düşüncelerini sorduk. Bize özetle şunları söylediler;
Eğer Türk video sitelerinden müzik klipleri seyredenlerle YouTube’den izleyenler arasındaki sayısal farka bakarsanız, çok büyük fark görmezsiniz. Ama reklam verenler arasında büyük fark var. Nedense herkes YouTube’e daha çok reklam veriyor. Oysa herşey yerel. Bizbize oynuyoruz ama yabancıların para kazanmasını, istihdam arttırmasını destekliyoruz.
Anlayacağınız ortada bir aptallıklar komedyası mevcut.
Bunun değişmesi lazım. Bu değişikliği yapacak olanların başında ise, henüz bu konuda bilinçli davranmayan Türk müzik endüstrisi var.
Müziklerini tamamen çekmiş olsalar belki Youtube’den de daha fazla para alabilecekler. Pazarlık şansları olabilecek. Çünkü gördüğümüz kadarıyla YouTube bu işten epeyce bir kar ediyor ve bazılarına göre de işi muhtemelen yokuşa sürerek karşılığını mümkün olduğunca uzun süre ödemiyor.
Müzik videoların yayınlayan Google ve Facebook Türkiye reklam gelirlerini açıklamıyor ama tahmini rakamlar arada 10 kat fark olduğu yönünde. Dolayısıyla, bu kadar reklam Türk sitelerine gitse, belki onlar da aynı gelir modellerini oluşturabilecekler ama olay dediğimiz gibi bir “aptallıklar komedyası” şeklinde.
Ülkemizde Müzik Telif Hakkı Nasıl Çalışır
Telif konusu ülkemizde oldukça karmaşık ve tartışmalı bir konu. Telif kültürünün ülkemizde tam olarak oturmamış olmasından tutun da fahiş fiyatlarla yapılan uygulamalara dek bunun pek çok sebebi var. Ama en önemli sebeplerden birisi telif hakkı konusunda lisanslama yapan MSG, MESAM, MÜYAP ve MÜYORBİR gibi birbirinden farklı 4 mesleki birlik olması ve her birinin ayrı ayrı lisanslama yapması gibi gözüküyor. Bu dağınık yapıda bir müzik eserinin telif hakları kimde, kimden izin almak gerekir, kime lisans ödemesi yapılır karışabiliyor…
Zaten son bir yıldır müzik eserleri lisanslaması konusunda ciddi bir kaos yaşanıyor. Örneğin bir video siteniz var ve bu sitede müzik eserleri veya klipleri yayınlayacaksınız. Önceden, MSG ve MESAM’dan ortak lisanslama yapılırken, MÜYAP yani Müzik Yapımcılar Meslek Birliği tüm yapımcılar adına ayrı bir streaming lisanslaması yapılabiliyordu. MÜYAP streaming ve mp3 satışları konusunda lisans vermeyi geçtiğimiz yıl bıraktı, sadece Radyo TV’lere lisans verecek ve hukuka aykırılıkları takip edecek bir yapıda kaldı. Artık dijital müzik piyasasında lisanslama yapılabilmesi için, MSG ve MESAM’ın yanı sıra her bir yapımcıdan ayrı ayrı lisans alınması gerekiyor.
Yüzlerce yapımcıdan tek tek lisans alınması kolay olmadığı için, yapımcılar bir kaç grup altında birleşti. Bu konuda rekabet olacağı ve lisans ücretlerinin azalacağı beklentisi oluşmasına ragmen, yapımcı grupları halen belirli bir ücretlendirme yapamadığı gibi kime ne tutturursak şeklinde bir ücretlendirme politikası izlemeye devam ediyorlar.
Bununla birlikte, bu meslek birliklerinin hem telif lisanslama süreçlerini iyi yönetemedikleri hem de para dağıtımı konusunda hakkaniyetli bir yaklaşım sergilenmediği uzunca bir süredir tartışılan bir konu. Örneğin MESAM, bu yöndeki iddialar üzerine Mart 2013’te yaptığı bir açıklamada 2012 yılında 2012 yılında hak sahibi üyelerine toplam 27 milyon 525 bin TL’lik telif bedeli dağıttıklarını açıklamıştı.



Kaynak : 