Makalenin ilk bölümünü [1] ve ikinci bölümünü [2] bölümlerine tıklayarak okuyabilirsiniz.
Üniversitelerde Seçimler Verimliliği Düşürüyor
Seçimlerde üniversitelerin tansiyonun yükseldiği, bilimsel verimliliklerinin düştüğü çok sık konuşulmaktadır. Açıkçası neredeyse üniversitelerde seçimler en az bir yıl öncesinden başlamaktadır. Birinci dönemde atanan rektörleri ilk günden ikinci döneme yönelik çalışmaktadırlar. Adaylar oy hakkı olan öğretim üyelerini önce tekrar tekrar ziyaret ederek ve sonrada genel birim ziyaretleri ile binlerce saatlik yorucu çabalar ile kendilerini ve varsa projelerini anlatmaya çalışmaktadırlar. Bu süreç üniversitelerde verimliliği ister istemez ciddi şekilde düşürmektedir.
Özellikle rektör eğiliminin olduğu yıl araştırmaya değer bir konu olarak bilimsel üretimin ve verimin düştüğü görülecektir. Doğal olarak eğilim yoklama süreci ayrılıklar, küskünlükler, kutuplaşmalar yaratığı, adayların bir birini yıprattığı bilinen gerçeklerdir.
Bu bağlamda üniversitelerin genelinde bu hali ile üniversitelerde eğilim yoklaması üniversiteye zarar vermiş, yanlış akademik kadrolaşmalara neden oluş ve üniversiteler kendi içinde ayrışmıştır.
Mutlaka Üniversitelerin Nitel Seçim Sistemine Geçilmesi Zorunluluk Arz Etmektedir
Bu bağlamda çok acil olarak nitelikli yönetici belirleme ölçütlerinin oluşturulabilmesi, kısır tartışmalardan uzak, önceden tahmin edilebilir, atandıktan sonra da neler yapıp yapmayacağı kurumsal sınırlar içinde öngörülebilir modellere ihtiyaç bulunuyor. O zaman, üniversite kamuoyu da işini gücünü bırakıp böyle bir süreçte çok zaman ve enerji kaybetmez, herkes için daha verimli ve huzurlu bir çalışma atmosferi sağlanabilmiş olur.
Dilekler böyle de bugünkü YÖK sistemi buna çok uygun mu? Bu çok tartışılır ama en azından kendi üniversitelerimiz olarak YÖK’e ve diğer kurumlara örnek modeli bizler oluşturabiliriz.
Üniversiteler Olarak Bizden Beklenen Nitelikte Seçim Modelleri Geliştiremedik
Yakın geçmişe kadar rektörlük seçimlerinde üniversite içi dengeler kısmen dikkate alınıyordu, ancak son yıllarda üniversite dışı dengeler daha çok dikkate alınır oldu. Rektör belirleme silsilesindeki belirsizlik süreci hep üniversite dışı faktörlerin etkisine maruz bırakılmış, bu dönemde ise bu husus çok daha fazla konuşulur duruma gelmiştir. Bütün bu nedenler ve üst yönetimlerinin belirlenmesinde belirli kriterlerin olmaması ve buna bağlı olarak yaşanan zincirleme birçok olay nedeniyle günümüze kadar nitelikli bu işi yapabilecek öğretim üyelerinin üniversite yönetimlerine aday olmaktan çekindikleri görülmüştür. Rektör yetkilerinin fazlalığı, kuruların çalıştırılamaması, sistemsizlik ve bazen de fazla sistemlilik, üniversite içi demokratik tartışma ve eleştiri mekanizmanın çalıştırılamaması üniversiteleri bir şekilde pasifize etmiştir.
Üniversiteler Kurumsal Kültür ve Sistem Oluşturamadı
Uzun zamandır Türkiye’nin en ciddi sorunu olarak, kurum kültürü sağlayamaması, sistemsizlik ve seçim kriterinin oluşturamaması olarak ifade edilebilir. Üniversiteler toplumun bir yansıması olarak ciddi bir kurum kültürüne sahip olmadığı gibi topluma öncülük edecek örnek modeller de oluşturamıyor. En azında şu ana kadar yaşanan tecrübelerden görüldüğü gibi kendisini nasıl yönetmesi konusunda kendi iç demokrasilerini geliştiremediler ve buna ilişkin kriterler oluşturamadılar.
Üniversitelerin kendilerinden beklenen bilim ve toplumu aydınlatma işlevini yapmasını sağlayabilecek, verimliği sağlayacak yöntemler ve buna uygun politikaları yürütecek adayları belirleyememesi üniversitelere yüklenen öncü rolleri bir yana bırakın, hepimizi tartışılır kılmaktadır. Son dönemlerde üniversitelerin hiç de hak etmediği şekilde ciddi şekilde içerikten yoksun, şablonculuk ve şekil üzerinde tartışılır hale getirilmesine karşın, üniversitenin de sonuç da soru sorabilen ve farklı alternatifler üretebilen bir nitelikten uzaklaşmasının bunda etkisi olduğu kestirilebilir.
Bu bağlamda üniversite rektör adaylarının belirlenmesinde yaşanan yöntemsizlik ve bireysellik veya tarafgirlik sorunu, üniversitelerimizi ileride daha çok aşındıracağa benziyor.
Yaşanan bir sorun varsa, bunu görmemezlikten gelerek durumu kurtaramayız. Pratik arayışlar da bizlere yakışmaz. Başkaları da çözmeyeceğine göre bu sorunları, çözüm adresi de her halde öncelikle üniversite bileşenleri olsa gerek.
Üniversiteler Model Geliştiremez, Kendi Sorununa Bile Çözüm Üretemez mi?
Önümüzdeki günlerde konunun tartışılmasına kendi penceremden devam edeceğim.



Kaynak : 