Makalenin önceki bölümlerini
- Web 2.0 Nedir – 1
- Web 2.0 Nedir – 2
- Web 2.0 Nedir – 3
- Web 2.0 Nedir – 4
- Web 2.0 Nedir – 5
- Web 2.0 Nedir – 6
- Web 2.0 Nedir – 7
başlıkları altında okuyabilirsiniz.
RSS ayrıca bir sayfayı görmenin tek yolunun ağ tarayıcısı olmaması anlamına da gelir. Bloglines gibi bazı RSS kümeleyicileri web-tabanlıdır, diğerleri ise masaüstü istemcisidir ve daha başkaları ise taşınır aygıtların sürekli güncellenen içeriğe abone olmasını mümkün kılmaktadır.
RSS artık sadece yeni blog girişleri hakkında bildirimler iletmeye değil stok fiyatları, hava durumu ve resim kullanılırlığı da dahil her türden veriyi iletmeye alışmaktadır. Bu kullanım aslında bir nevi köklerine dönüş sayılır: RSS 1997’de Dave Winer’ın blog güncellemelerini iletmek için kullanılan “Son Derece Kolay Sendikasyon” teknolojisi ve Netscape’in müşterilere sürekli güncellenen veri akışlarıyla özel Netscape açılış sayfaları oluşturma imkanı veren “Zengin Site Özeti”nin kesişmesinden doğmuştu.
Netscape değer kaybetti ama Winer’ın şirketi olan bloglama öncüsü Userland teknolojiyi ileri taşıdı. Mevcut uygulama bolluğu içinde her iki ebeveynin mirasını da görmemiz mümkün.
Ama RSS bir weblog’u bir web sayfasından farklı kılan şeylerden yalnızca biri. Tom Coates permalinkin önemine dikkat çekiyor:
Şu anda önemsiz bire işlev gibi görünebilir ancak weblogları kolay yayıncılık olgusundan çakışan toplulukların etkileşimli sofrasına etkin biçimde dönüştüren araç buydu. İlk defa başka birinin sitesindeki son derece spesifik bir postayı işaret etmek ve onun hakkında konuşmak bu kadar kolay hale geldi.
Tartışma ortaya çıktı. Sohbet ortaya çıktı. Ve – sonuç olarak – dostluklar ortaya çıktı ya da daha sabit hale geldi. Permalink, webloglar arasında köprüler inşa etmeye yönelik ilk – ve en başarılı – girişimdi.
Pek çok bakımdan RSS ve permalinklerin bileşimi NNTP, Usenet Network Haberleri Protokolü’nün pek çok özelliğini HTTP’ye web protokolüne eklemektedir. “Blogküre”, ilk internetin etkileşimli mola yerleri olan Usenet ve duyuru panolarının yeni ve eş düzeyde dengi olarak düşünülebilir. İnsanlar birbirlerinin sitelerine abone olmakla ve bir sayfadaki tek tek yorumlara kolayca bağlantı vermekle kalmıyor aynı zamanda geri izlemeler olarak bilinen bir mekanizma aracılığıyla başka biri sayfalarına bağlantı verdiğinde görebiliyor ve ya karşılıklı link vererek ya da yorumda bulunarak yanıt verebiliyor.
Tuhaftır ki, çift-yönlü linkler Xanadu gibi ilk hipermetin sistemlerinin hedefiydi. Hipermetin taraftarları geri izlemeleri çift-yönlü bağlantılara doğru atılan bir adım olarak kutladılar. Ama geri izlemelerin tam olarak çift-yönlü olmadığını, daha ziyade çift-yönlü bağlantı etkisi yaratan hakiki (potansiyel) tek-yönlü bağlantılar olduğunu unutmayalım.
Ayrım çok ince görünebilir ama pratikte devasadır. Friendster, Orkut ve LinkedIn gibi bağlantı kurmak için alıcının bilgilendirilmesini gerektiren sosyal ağ-oluşturma sistemleri web’le aynı ölçeklenirliği paylaşmaktadır. Flickr resim paylaşım servisinin yaratıcısı Caterina Fake tarafından belirtildiği gibi uyarı yalnızca tesadüfen karşılıklıdır. (Flickr böylece kullanıcıların izleme listeleri oluşturmasına olanak verir —her kullanıcı bir diğerinin resim akışına RSS aracılığıyla ulaşabilir. Uyarı nesnesi bilgilendirilir ancak bağlantıyı onaylaması gerekmez.)
Web 2.0’ın önemli bir kısmı kolektif zekayı kullanmak, web’i bir çeşit küresel beyne dönüştürmekse, blogküre de ön-beyindeki sabit zihinsel çatlağın dengidir, hepimizin kafasında yankılanan sestir. Genellikle bilinçdışı olan, beynin derin yapısını yansıtmayabilir ama bunun yerine bilinçli düşünceye eşdeğerdir. Ve bilinçli düşünce ve dikkatin bir yansıması olarak blogküre kuvvetli bir etkiye sahip olmaya başlamıştır.
Öncelikle, arama motorları faydalı sayfaları bulmaya yardım etmek için bağlantı yapısını kullandığı için blogçular en hızlı çoğalan ve güncel bağlantı vericiler oldukları için arama motoru sonuçlarını şekillendirmede aşırı büyük bir role sahipler. İkinci olarak bloglama topluluğu son derece öz-referanslı bir topluluk olduğu için, diğer blogçulara dikkat eden blogçular onların görünürlüğünü ve gücünü abartırlar. Eleştirmenlerin kınadığı “yankı odası” da bir yükselteçtir.
Sadece bir yükselteç olsaydı bloglama pek de ilginç olmazdı. Ama tıpkı Wikipedia gibi bloglama da kolektif zekayı bir filtre olarak kullanır. James Suriowecki’nin “kalabalıkların bilgeliği” adını verdiği şey sahne alır PageRank nasıl herhangi bir tekil belgenin analizinden daha iyi sonuçlar veriyorsa blogkürenin kolektif dikkati de değeri belirler.
Ana akım medya bireysel blogları rakip olarak görse de gerçekte korkutucu olan rekabetin bir bütün olarak blogküre ile olmasıdır. Bu yalnızca siteler arası bir rekabet değildir, iş modelleri arasında bir rekabettir. Web 2.0’ın dünyası Dan Gillmor’un “biz, medya” dediği, sahne arkasındaki birkaç insanın değil “eskiden izleyici olanların” neyin önemli olduğuna karar verdiği bir dünyadır.
Bir sonraki bölümü Web 2.0 Nedir – 9 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 