Yurt dışından gelen genç mühendislerin kurduğu, halen 100 kadar mühendisin çalıştığı bir AR-GE şirketi. Tüm ülkede dünya ile yarışan, teknoloji üreten bir avuç ar-ge şirketinden biri. TÜBİTAK, TİDEB’ten destek alan bir şirket. 2003 yılında 3 milyon$’lık ihracat yapan bir şirket. Türkiye’nin özenle koruması, sahip çıkması gereken şirketlerden biri.
Ülkemizde girişim ortamı gelişse, risk sermayesi artsa ve binlerce Oksijen kurulsa ne iyi olur. Tabii ki hepimiz, kanunlara uymak, ahlak kuralları göz önüne almak zorundayız.
15 Eylül 2003’te bizim tespit edebildigimiz kadarıyla Hürriyet, Milliyet, Ilıcaklı’nın Tercümanı, Vatan, Zaman, Yarın ve imedya.com ile superpoligon.com da Uzanlara ilişkin haberlerin arasında Oksijen’le ilgili gerçek dışı bir bölüm çıktı. Aynı gün turk-internet.com’da bir roportaj yayınlandı. Arkasından Oksijen Yetkilileri Yönetim Kurulu Başkanı Enver İbek imzalı bir açıklama yaptı. Aynı gün imedya.com bu açıklamayı yayınladı. Zaman gazetesi, 17 eylül günü bir düzeltme yazısı yayınladı. Diğerlerinde bir gelişme tespit edemedik. 18 eylül perşembe günü okul temsilcisi (Obdusman) bulunduran ve etik ilkelerini yayınlıyan Milliyet ve Hürriyet obdusmanlarını aradım. Milliyet okur temsilcisi Yavuz Baydar, İstanbul’da toplanan ve kendisinin başkan seçildiği Obdusmanlar Konferansı nedeniyle ilgilenmeye vakti olmadığını söyledi, ama en azından bir problemin varlığından haberdardı.
Ardından Hürriyet okur temsilcisi Doğan Satmış’la konuştum. Meselenin farkında degildi. Anlatınca araştırıp beni arayacağını söyledi. Cuma akşamı henüz aramamıştı.
Haber Nereden Çıktı?
Haberi yazan muhabirler İstanbul Emniyet Müdürlüğünün Basın bürosunda çalışandı. Zaten gazetelerden konuşmak için arayıca “Vatan Emniyete” dediler, bu Vatan caddesindeki Emniyet Basın bürosu demekti. Gözüken o ki, Polis muhabir arkadaşlara yazılı gayriresmi bir basın bildirisi vermiş ve arkadaşlar da, bu bildiriyi –büyük ölçüde olduğu gibi– gazetede yayınlamışlardı. Gazetelerin haber merkezlerinde ve Genel Yayın Yönetimlerinden pek fazla bir değişiklike uğramadan çıkmıştı. Polis muhabiri arkadaşlar, haberin bazı bölümlerini kısaltmaya kalkmışlar, ama galiba ellerine-yüzlerine bulaştırmışlar. Örnegin “’Oksijen’ adlı bir yazılım programı ile yapıldığı anlaşıldı” gibi ifadeler de görülüyordu.
Haber neydi?
Metinlerin yeniden harmanlandığı görülüyor. Zaman gazetesi haberi en kısa ve net olarak özetliyor:
“Polis, İmar Bankası mudilerine ait hesaplardaki çifte kayıt sisteminin sırrını çözdü. Uzanlar’ın, aralarında Hintlilerin de bulunduğu bilgisayar uzmanlarından oluşan bir beyin takımına Oksijen isminde bir yazılım şirketi kurdurduğu belirlendi.
Şirket, Uzan ailesinin isteği üzerine, tek hesap üzerinden çifte kayıt yapılmasını sağlayan bir yazılım sistemi yaparken, sistem Merkez Yatırım AŞ’de hayata geçirildi.”
Zaman dışındaki basın “Polis” ifadesini de kullanmadılar. Örneğin, Hürriyet “..Oksijen adında bir yazılım şirketi kurup, özel bilgisayar programı hazırlattığı ortaya çıktı” ifadesini kullandı. Zaman topu Polis’e atıyor. Ötekiler, hiç kimseye dayanmadan, kaynak göstermeden “belirlendi, tespit edildi, ortaya çıktı” diye ifadeler kullanmaktan çekinmiyorlar. Zaman’da “Polis” derken, bir yetkilin adını verme zahmetine katlanmıyor.
E-devlet, d-devlet?
Değerli basınımız, polisimizin kendisine ilettiği/”brief ettiği” konuları resmi bir açıklama olmadan, kendisi bir dogrulama yapmadan “tespit edildi, belirlendi” gibi ifadelerle yazıyor. Iem.gov.tr ve egm.gov.tr’de bu konuda, 15 eylül öncesi bir basın açıklaması yok. Polisimizin bu konularda kamuoyunu bilgilendirme alışkanlıkları, şayet sözkonusu weblere bakarsak yok. E-devlet konusunda ciddi bir çaba içindeki polis teşkilatımızın, derin devlet (d-devlet)’i çağrıştıran bu uygulamasını yadırgıyoruz.
Basınımızın bu konuda açıklamalarını hala bekliyorum. Imedya.com ve Zaman bunu yaptı; daha doğrusu bir düzeltme yayınladı. Ama hatayı niye ve nasıl yaptıklarını, bu tür hataları ileride olmaması için neyi değiştirdiklerini açıklamadılar tabii. Ben değerli basınımızdan bu tür bir açıklama bekliyen iflah olmaz bir iyimserim. Özellikle, Milliyet ve Hürriyet okur temsilcileriden –henüz başka yayınların okur temsilcisi yok– bunu bekliyorum.
Basın’ın Görevi Nedir ?
Kanımca, basının görevi kamu oyun bilgilenmesi, meselenin tüm boyutlarının ortaya çıkarmak ve okuyucunun kendi değerlendirmesini yapmasını sağlayacak ortamı hazırlamaktır. Basının görevi, ne bağlı olduğu holdinglerin çıkar kavgasına karışmak, ne d-devletin ve başka çıkar gruplarının görüşleri uğruna okuyucuyu yönlendirmektir. Tabii ki basındaki arkadaşların ve gazete sahiplerinin savunmak istedikleri, üzerinde titizlikle titredikleri fikirler ve ilkeler olacaktır. Onları savunmak, çeşitli konularda yorum yapmak, bunları çok açık şekilde belirtmek kaydıyla haklarıdır. Hakları olmayan ise, uzun vadede demokrasimizin ve hepimizin zarar görecegi noktadır yani haberde tarafsızlığı yitirmek, okuyucuyu yönlendirmek ve yargısız infaz yapmaktır. Unutmamak lazımdır ki, bu yol açıldığında, günün birinde tersine dönen bir bumerang da olabilir.
Basın bazen haber kaynağını açıklamak istemiyecektir. Belli konularda, çok özel durumlarda bu olabilir. Ama o zaman, bu durum “ismi açıklanmayan kaynaklarca iddia edildiği” gibi bir ifade ile hiç bir yanlış anlamaya meydan vermeyecek bir şekilde ortaya konulmalı.
Ülkemizin çok köklü gazetelerinden biri bir kaç yıl once genel yayın yönetmenin ağzından şunu söylüyordu: “Biz xxx yasasını haberde destekledik”. Tabii ki köşe yazılarında, editöriyel yorumda bunu açık olarak ifade etmek, bir haktır ve medeni davranıştır. Ama, haberde tarafsızlığı yitirmek ve bundan övünç duymak acınası bir durum olmaz mı?
Bu sayın genel yayın yönetmeni “bizim tarafsız olma gibi bir endişemiz yoktur!” diye basbar bağırdığının farkında mıdır?
İnternetle ilgili çeşitli etkinlikler nedeniyle basınımızla uzunca bir süredir ilişkilerim var. Pek çok dostum oldu. Pek çok da yer yer anlaşamadığımız, belirli konularda çok farklı köşelerde olduğumuz arakadaşlarımız oldu. Maalesef bir kaç kez, basının, gerçeği yansıtmak gibi bir endişesi olmadığı izlenimi edindiğim olaylar yaşadım. Bir boyutunu beğenmediği, farklı düşündüğü bir konuda, haberi doğru verip, yorumda yanlış bulduğu noktaları belirtme dürüstlüğünü gösterene rastladığım zaman mutlu oluyorum. Ama ne yazık ki, beğenmediği ya da katılmadığı olayı sansürlemek davranışında bulunanlara da rastlıyorum. Bazen de, sansüre ek olarak yorumda ölçüyü kaçıranı gördüm. Kendi sayfalarını kişisel öfkesini yansıtmak ve egosunu yükseltmek için kullananları da maalesef biliyorum. Bu tür bir iki arkadaşın, sayfalarını sektörün ana sorunları yerine kendi egolarına yönelik kullanmalarına şahit oldum ve buna üzüldüm. Bunları bir araya getirince, Oksijen olayı trajik ama galiba sistemin doğal bir ürünü.
Basınımız, görevlerinin gerçeğin tüm boyutlarını yansıtmak olduğunu, asıl patronun gazete patronu değil, gerçek ve okuyucu olduğunu, çarpıcı manşet değil, biraz sıkıcı da olsa gerçeklerin ve detayların önemli olduğunu bilmem ne zaman anlatabileceğiz. Bu gemide birlikte olduğumuzu, televole kültürünün ötesine geçip, terlemek, üretmek zorunda olduğumuzu, halkımıza ve birbirimize nasıl anlatabileceğiz?
Oksijene Sahip Çıkalım!
Kimse yasaların üstüne değildir ve herkes yasaların koruması altındadır. Oksijen’in şansızlığı sermayedarının Telsim ve Rumeli Holding olmasıdır. Yasaları çiğneyenler tabi ki cezalarını çekmelidirler. Ama, kimseyi yargısız infaza tabii tutmayalım. Uzan’lar olayı, medyanın başka sektörlerde söz sahibi olmasının tehlikelerini gayet güzel ortaya koydu. Umarım, Türkiye medya üzerinde denetim mekanizmaları getirmeyi tekrar düşünür. Oksijen’i ve benzeri teknoloji üreten şirketleri kaybetmeyelim.
Bu konuda susan okur temsilcisleri, basın konseyi, bilişim örgütleri, sivil toplum örgütleri!!!
e-devlet’e gidelim derken, hala d-devlet önde gidiyor!



Kaynak : 