Yeni bir “Elektronik Haberleşme Kanunu” olması, sektörün tüm bileşenleri tarafından isteniyor. Telekom sektörünün hala 1924’den kalma, zaman içinde düzeltmelerle yamalı bohçaya dönmüş bir kanun yerine, yeni çağın gereklerine uygun bir kanunla yönetilmesi tabi ki çok gerekli ve önemli.
Elektronik Haberleşme Taslağı da, bu amaçla hazırlanıp, geçtiğimiz yıl Ulaştırma Bakanlığı’nın web sitesinden görüşlere açıldı. Şimdi de son hali, çeşitli tarafların katıldığı, TBMM komisyon toplantısında tartışılıyor.
Bu kanunla ilgili pek çok yan var ama bu yazımda ilgimi çeken “Rekabet” konusuna değinmek istiyorum. Bir müddettir bu konuyu işlemeyi zaten istiyordum. Çünkü gördüğüm kadarıyla, yeni kanuna konulan ve konulmaya çalışılan düzenlemelerin “Telekomünikasyon Kurumu” ile “Rekabet Kurumu” arasında yetki karmaşasına yol açma olasılığı var. Uzantısında da telekom sektörünün rekabet konularında belirsizlik ve kara deliklere yol açması muhtemel.
Mevcut “yamalı bohça” tabir ettiğimiz kanuna göre yapılan işlemlerde bugüne kadar Telekomünikasyon Kurumu ile Rekabet Kurumu arasında bir yetki karmaşası olmadığı bilgisini aldım. Ancak yeni kanunda sorun var.
Önce durumu gözden geçirelim
TK, 1502 kanunla kurulmuş bir yapı ve görevi telekom sektörünün iktisadi ve teknik düzenlemelerini yapmak, mesela frekans tahsisi, tavan ya da taban fiyat belirlemeleri yapmak olarak özetlenebilir. Tabi bunlar sektörde rekabetçi bir pazarın oluşması, bu pazarda rekabetin tesisi, geliştirilmesi anlamına geliyor.
RK ise, mevcut pazarda şu 3 görevi üstleniyor; Yatay ve dikey anlaşmaların kontrolü, Hakim Gücün neler yaptığının kontrolü ve Birleşme ve Devredilmelerde kontrol.
Son olarak da Türkiye’de var olan telekom piyasalarını bir hatırlayalım. GSM, ISS, yeni kurulmakta olan UMTH bu pazarların çeşitli segmentleri. Bunlardan bazıları mesela GSM sektörü açık. Bazıları ise –mesela altyapının işletilmesi gibi– doğal tekel durumunda sürüyor. Düzenlemeye tabi olması da zorunlu.
Yeni Kanun “Rekabet” için ne getiriyor?
TK ve ülkenin sorumluluğu, yeni çağın en güçlü sektörü olan Telekomünikasyon sektörünü 1924’den kalma kalıplardan kurtararak, AB uyum sürecine de uygun bir şekilde geliştirmek.
Ancak kanunla ilgili tartışmalarda rekabete değin konular birbirine karışmış gözüküyor. Bir yandan “hakim durum analizi”nden bahsedilirken, diğer yanda eşik değeri (hakim olmak için pazarın % 40’ına sahip olmak gibi) zorunluluğu getiriliyor. Bu ikisi birbirine karşıt konular. Ya hakim durumu analizi yapılır, ya da eşik konur. İkisi birden olması birbirine ters.
% 40’lık eşik de başka bir sorun. Çünkü ancak 2 firmanın hakim olma durumu söz konusu. Bu da pazarın durumunu zorlaştıracak bir başka husus.
Öte yandan TK bugüne kadar gösterdiği performans ile sektörü mutlu etmeyi başaramadı. ISS ve UMTH sektörlerinde hakim gücün uzantısında ya da ona karşı çıkmayarak, ya da koyduğu kuralların uygulanamamasını kabul ederek geldi. Bu açıdan sektörün güvenini kazanmaktan henüz uzak. Sektör Incobiz tarafından yapılan araştırmaya göre Türk Telekom’un özelleşmesi ve TK’nın son dönemde yayınladığı bazı düzenlemeler uzantısında olaya “olumlu gözle bakmak istiyor” ama şu ana kadar henüz dediğimiz tarzda sektörün yapısını destekleyen yaklaşımların ağırlıkları hissedilmedi. Aksine ISS ve UMTH firmaları hala bitkisel hayatta.
Aslında son Telsim alımı sonrası meydana gelen duruma bakarsanız.. 2005 başında 3 dev telekom şirketi olan Türk sermayesinin bugün elinde 2 şirketin azınlık hisseleri dışında bir şey yok. Bunun önemli bir nedeni hükümetler ve bürorasi ise, diğer bir önemli nedeni de kurulalı 5 yıl olmasına karşın telekom alanında bağımsızca karar almaktan uzak ve telekom alanında özellikle yerli sermayeyi geliştirmek anlamında ortaya strateji anlamında pek de varlık koyamamış olan TK’da.
AB’de Durum Nasıl?
Bu nedenle “sektörel rekabet” konularının ayrı bir yapıda ve genel olarak değerlendirilmesi daha uygun olur düşüncesindeyim. En azından karşılıklı kontrol amacıyla. Zaten Amerika’yı yeniden keşfetmenin ya da AB tarama sürecine aykırı olarak vakit kaybetmenin, 2 sene sonra geri adım atmanın da anlamı yok.
AB’ye bakarsanız, hiçbir ülkede rekabetle ilgilenen bir Telekomünikasyon düzenleyicisi yok. Bir tek İngiltere buna istisna ama ordaki Rekabet Kurumu da zaten kurullar üstü bir üst kurul. Yani İngiliz telekom düzenleyicisinin ve diğer kurulların üstünde yer alan, kurulların çeşitli düzenlemelerde akıl sordukları ya da birlikte çalıştıkları, firmaların ise bu kurulların aldıkları kararları temyiz edebildikleri bir üst mekanizma görünümünde.
Dolayısıyla bugün bu kanuna “telekomünikasyon sektöründe TK rekabet ihlali inceler” şeklinde bir madde konulması, 1-2 yıl içinde AB tarama sürecinden geri dönecektir.
Uygun Sistem Nasıl Olmalıdır?
Kasım ayının 14-19’u arasında Antalya’da düzenlenen Birleşmiş Milletler “Rekabet Hukuku” başlıklı toplantısında, 2 ülke örnek seçilerek araştırıldı. Bunlar Jamaika ve Kenya idi. Bu çalışmanın sonucunda her 2 ülkeye de “bu 2 konuyu biririne karıştırmayın, kurumları hiç karıştırmayın” mesajı verildi.
Karıştırılmaması gereken konu Telekomünikasyon (ya da başka bir sektörel) düzenleyicisinin “iktisadi ve teknik düzenlemeleri” yapmakla uğraşması, Rekabet kurumunun ise düzenlenmiş sektörde, varsa rekabete aykırı durumları tespit etmesidir.
Bu çerçevede her iki kurumun, kendi aralarında bir koordinasyon komisyonu oluşturmaları ve düzenli olarak görüşmeleri. Hatta ortak kural belirlemek için kanuna düzenleme konulması ideal durum olabilir.
Sonuç
Özetle yeni elektronik haberleşme yasa taslağında pek çok konu var tartışılacak ama en önemlilerinden birisi “rekabet ihlallerinde yetki sorunu”. TK rekabeti kontrolü de üstüne almaya çalışıyor (madde 7) oysa bunun AB’de karşılığı yok.
Yapılması gereken bu 2 kurumun tanımlarını iyi yapmak ve her ikisini muhafaza ederken, aralarında iyi bir koordinasyon kurulmasını sağlamak. Türk sermayesinin elindeki 3 büyük telekom devini de kaybettiği ve azınlık hisselerine düştüğü günümüzde, eğer müreffeh ve daha zengin bir ülke istiyorsak, kanunu yapan bürokratların, kendi kurumlarına biraz daha fazla yetki sağlamaya çalışmak yerine, doğru olanı yapmaları uygun olur. Zaten aksi de söylediğimiz gibi AB tarama sürecine takılacaktır.
Bu tür yapılarda taraflar arasında denge ve kontroller (checks and balances) önemlidir. Yatırımcı firmalar, sektörel düzenleyici, Ulaştırma Bakanlığı, rekabet kurumu ve yargının her birinin kendi pozisyonunda bulunması ve doğru tanımlanması önemlidir. Böylece bir tarafta yapılacak hata diğer tarafça düzeltilecektir.
İlgili Linkler
- Elektronik Haberleşme Yasa Tasarısına Bir Yorum
- Elektronik Haberleşme Yasa Tasarısı Hazırlanıyor
- Ulaştırma Bakanlığı / Eelktronik Haberleşme Taslağı



Kaynak : 