Kamuoyunda özelleştirme sonrasında Türk Telekom ile ilgili en çok tartışılan konu; sabit ücret oldu. Ama tartışmalar, özelleştirmeden hemen sonra değil, 2007 nisan ayındaki tarife değişiklikleri sırasında başladı. O zaman ki yazılarıma bakarsanız da, tartışılanlar bence yanlış yöndeydi.
Bu ücret basitçe, bir telekom operatörünün (şu andaki örneğimizde Türk Telekom’un) her yıl ödemek durumunda olduğu sabit giderler (bakım vs) için tespit edilen bir miktarın abonelere belli düzeyde yansıtılması anlamına geliyor.
2004 öncesinde, bütün Türk Telekom aboneleri tek bir sabit ücreti öder, karşılığında da 100 kontör reserve alırdı. 2004 temmuz ayında ilk defa çeşitlendirilen yeni tarifelerde, farklı farklı sabit ücretler tanımlanmıştı[1]. 2007 nisan itibariyle değişen tarifelerde ise, sabit ücretler önemli bir zam görmüştü[2].
Sabit ücret olan tarifelerde abone bunun üzerine ayrıca kullanımına bağlı bir ücret öder. Sabit ücret olmayan tarifelerde ise, bu sabit giderler tarifenin içine dağıtılır.
Doğrusu ben sabit ücretin ayrı ödenmesinden yanayım. Bu nedenle tartışılanlar yanlış yöndeydi diyorum. Örneğin 10 TL sabit ücret üzerine aylık 20 TL harcayan birisini 200 TL harcayan birisi ile kıyaslarsanız, 200 TL harcayan sabit ücretin olmadığı tarifede zarar görecektir. Çünkü sabit ücret her konuşmasına dağıtılınca, konuşma arttıkça daha fazla ücret ödeyecek demektir.
Yani sabit ücrete karşı çıkmak –ki o dönem pek çok kişi ve tüketici derneği bilinçsizce bunu yaptılar– çok anlamlı değil. Ama dikkat edilmesi gereken asıl noktaya 2007’de de dikkat edilmedi. Bu yıl da dikkat edilmiyor. Telekom ücretlerine zam oranı enflasyonu geçmemeli ama 2007’de % 25, bugün 8 ayda % 50 zam yapılmış durumda.
Gelin buna biraz daha dikkatli bakalım; Çünkü Türk Telekom her yıl gelirinin nerdeyse yarısı kadar kar eden bir kuruluş.
Sabit Ücretin Kendisine değil Zam Oranına Odaklanılmalı
Sabit ücret, yeni bir şey değil, sadece ülkemize özgü de değil. O zaman neden tartışılıyor, bir hatırlatalım; Türk Telekom’un 2007 öncesi yıllarda, ödenen sabit ücrete karşı abonelerine tahsis ettiği belli sayıda kontör (100 kontör gibi) bulunurdu.
Ama 2007 yılındaki değişikliklerde bu tahsis kaldırılmıştı. Oysa kendisini bu tahsise ayarlamış, aylık 100 kontörlük konuşan aboneler vardı. Bunlar epeyce tepki gösterdiler ve sonucunda da Türk Telekom o dönemde, 1 ay gibi kısa bir sürede, 1 milyon gibi yüksek oranda abone kaybına uğramış ve özelleştirme öncesi tarife yapan eski Türk Telekom’cularca da bu konu epeyce eleştiri konusu olmuştu.
Ama orada dikkat çekmesi gereken daha önemli bir husus vardı. O da zam oranıydı. Gerçi Türk Telekom en son 2004’de tarife değişikliği yapmış ve o zaman da yeni lisans alan UMTH (uzun mesafe telekom hizmetleri) firmalarının rekabetine karşı %80’e varan indirimler yapmıştı ama teknoloji değişiyordu ve artık eski pahalı telekom hizmetleri yerine 10’da birine gelen maliyetler ortaya çıkmıştı.
BTK’nın ZAM için Enflasyon Sınırı Sabit Ücrete Uygulanmıyor
Kamuoyu’nun tam ilgilenmesi gereken konular yerine dar konulara sıkışması her zaman bana komik geliyor. Dediğim gibi sabit ücret aslında pek de karşı çıkılmaması gereken bir durum. Sonuçta, abonesi olduğunuz hattın ayakta durması için belli bir ücret ödenmesi makul bir durum.
Ama asıl farkında olunması gereken durum, bu rakama yapılan zammın miktarı olmalıydı. Öyle ki, bu durum 2007’de farkında olunmamıştı. Bu yıl yapılan zammı da, bilenler var ama diğer pek çok kişi, ancak benim bu yazımla farkına varacak. Üstelik BTK 2010 2.çeyrek raporuna bakarsanız, bu zammı ödeyen en azından 7 milyon abone var.. Hiçbiri mi farkında değil?
Ya “sabit ücret kalksın” saçmalığını basbas bağırıp, mahkemelere boş yere taşıyan tüketici dernekleri? Nerdesiniz?
BTK yani telekom sektörünü halk yararına düzenlemesi beklenen kurum (ki sektör, AB kurumları, DDK ve konuya yakın uzmanlar, yaptıkları düzenlemeleri olumlu bulmakla birlikte, düzenlemelerde sınıfta kaldıklarını düşünüyorlar), sektörün etkin piyasa gücü olarak tanımladığı firmaya bazı kurallar uygular.
Bu kurallardan birisi, rakiplerini ezmeyecek düzeyde fiyat indirimleridir, diğeri ise halkı ezdirmeyecek kadar zam yapılmasıdır. Bu sınırı enflasyonu geçmeyecek oranda diye tanımlamıştır.
Ancak bu işin bir kaçar noktası var. O da sabit ücret. Sabit ücrete –neden bilmem– bu sınır uygulanmaz. Dolayısıyla 2007’de zam oranı % 25 olur, bu yıl sessiz sedasız % 50.
Zaten beni asıl şaşırtan konu bu; toplum neye, nasıl tepki vereceğini bilemiyor. Asıl görmesi gereken hususlar yerine, yan hususlara takılı kalıyor.
Yarın size sabit ücret içermeyen ve yavaş yavaş abonelerin yönlendirildiği Ev-Avantaj tarifelerini ve yılbaşından bu yana % 50’lik sabit ücret zammının detaylarını anlatacağım.
Sab,t ücretteki artışın detayını Burayı tıklayarak okuyabileceğiniz yarın ki bölümde okuyabilirsiniz.



Kaynak : 