Üzerinden neredeyse bir hafta geçti. Ama şoku, uyguladığı tektonik şiddet hala hissediliyor. AB yolundaki Türkiye’de “hala mı!!!” diye sormadan edemiyoruz. Sağduyu sahibi herkesi rahatsız eden 1 Mayıs 2008 olaylarından bahsediyorum.
Hani, şu yerde yatan kızın burnuna polisin botlarıyla vurduğu; oradan tesadüfen geçmekte olan ve ne olduğunu anlamaya çalışan turistlerin bile bu şiddetten nasibini aldığı; tüm dünyada 100’den fazla ülkede kimsenin burnunun bile kanamadan kutlanırken, bizde polisin adeta biri ya da birilerine karşı ‘hınç’ almak olarak değerlendirdiği izlenimini veren, 1 Mayıs “İşçi Bayramı”ndan, hani şu uluslararası haber ajanslarının acil koduyla televizyonlara geçtiği ve tüm dünyanın hakkımızdaki “antidemokratik” önyargısını adeta haklı çıkaran olaylı ‘kutlama’dan bahsediyorum.
Yaşananlar hem acı, hem de eğer “özgürlükten” bahsediyorsak, ironik. Özellikle hükümetin her fırsatta Türkiye’yi entegre etmek istediğini dile getirdiği AB’den bu konuda feyz alamadığını görüverdik. En basitinden, Almanya’da polisin keyfi davranışlarını önlemek için gaz maskelerinin üzerine görevli memurun sicil numarası yazıldığını düşünürseniz, bizdeki olaylarda bunun anlamının hemen ortaya çıktığını söylemenin bilmem bir faydası var mı?
Halkın huzur ve güvenini sağlamakla görevli polis hangi bahaneyle bir gazetenin muhabirini hastanelik edinceye, kolları kırılıncaya kadar dövebiliyor? Başka konuları bir yana bıraksak bile, eğer bunun gibi bir önlem alınmış olsaydı, bu otokontrol mekanizması aracılığıyla en azından olaylar bu noktaya gelmeyebilirdi.
TÜSİAD’ın deyişiyle, “bir bayram coşkusunda kutlanması gereken” etkinlik, adeta bilinçli bir şekilde amacından çıkartılarak totaliter rejimlerle idare edilen toplumlarda görülen adı konmamış bir suskunluk, bir hiçlik ortamının yaratılmasında zemin olarak kullanıyor.
Ama artık başka bir dönemde yaşıyoruz. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın da farkında olduğu ve devamlı belirttiği gibi, o eskiden olduğu gibi “martaval okuma” dönemi çoktan bitti. Artık, genci yaşlısı herkes (herkes değilse bile oldukça büyük ve genç bir kitle) yaşananları, yapılanları, haklıyı, haksızı, düşündüklerini, yorumlarını, birebir, an-be-an internetten yayınlıyor ya da görebiliyor.
Facebook’ta şu anda, siz bu satırları okuyorken bile, yüzlerce kişi “1 Mayıs’taki Devlet Terörünü Kınıyoruz!” isimli foruma kaydoluyor, ilgili haber ve en can alıcı görüntüleri birbirleriyle paylaşmaya devam ediyorlar.
Ya da; olayların hemen arkasından genç bir girişimcinin kurduğu sanılan www.valiistifa.net, şimdiden yüzlerce imza toplamayı başardı.
Ve burada adını zikredemediğimiz onlarca hatta yüzlerce online platform kanalıyla her saat başı yaşananlar hem de fotoğraflarıyla birlikte, an-be-an diğerlerine ulaşıyor.
Hiç yaşanmaması gereken bu olayın ardından, sayın Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal’ın 30 Kasım 2007 tarihinde bir gazetede yayınlanan şu sözlerini biz kendimiz adına tekrarlıyoruz : “Yanlış yapanı affetmek gibi bir durumumuz yok.” Çünkü, hiç birimizin gidecek başka bir yerimiz yok. Burası, hepimizin! Geçmiş “suskun” dönemlere dönmeye kimsenin niyeti yok…



Kaynak : 