İngiliz regülatör kurum Ofcom için Real Wireless firması bir rapor hazırladı. 4G Kapasite Kazanımları adını taşıyan rapor, 4G’nin getirilerini ve önündeki zorlukları inceliyor. Araştırma raporuna göre 4G ile gelecek olan kapasite artışı mevcut kapasiteyi yalnızca 1,2 katına çıkartacak. Bu durum istenen bant genişliğine ulaşılabilmesi için öncelikli olarak daha iyi network topolojileri yapılması gerektiğini vurgulamakta.
Bu günlerde hem telekom firmaları hem de network ekipman firmaları veri kullanımının dramatik bir biçimde artış eğilimi gösterdiğine vurgu yapmaktalar. Ancak artan veri gereksinimlerini karşılayacak bant genişliğinin sağlanması, yani kapasite sorununun çözümü salt altyapı yatırımı veya teknolojik çalışma yapmanın yerine networklerin daha iyi tasarlanmasından geçiyor. Bağımsız bir danışmanlık firması olan Real Wireless’ın İngiliz regülatör kurum Ofcom için hazırladığı rapor da tam bu durumu ortaya koyuyor. Firma 4G (LTE) konuşlandırmalarının son kullanıcıya sunulacak hızlarda çok ciddi artışlar sağlamasına rağmen spektrum verimliliğini yalnızca oranında arttıracağını öngörüyor.
Raporda mobil networklerde kapasite sorunun çözümü için en iyi yöntemin, yeni teknolojilerin daha az ekipmanla daha fazla iş yapacağına güvenmektense çok daha fazla baz istasyonu kurmak olabileceği belirtiliyor. Bu sonuç aslında konuya aşina olanlar için çok büyük bir sürpriz sayılmaz. HSPA gibi 3G’nin ileri sunumları, hız açısından oldukça verimli yöntemler. 3G’nin asıl sınırlayıcı yönü, 3G standartlarında tanımlanan 5MHz kanalına nasıl daha fazla veri sıkıştırılabileceği ile ilgili.
Bu standartta yapılan bazı değişiklikler 5MHz kanallarını birbirine bağlayarak çok daha yüksek veri aktarım hızları sunulabilmesine olanak tanıyor. Ancak elbette kullanılan uygulama türüne göre1 ila 20 MHz arasında kanal atanmasını sağlayan LTE hız konusunda devrimsel bir özelliğe sahip. Bu durum LTE’nin aslında tek başına 3G’ye göre kayda değer ölçüde daha hızlı bir teknoloji sayılmasa da uçtaki kullanıcılara çok daha farklı hız deneyimleri yaşatabilmesini sağlıyor. Ancak yazının başında da belirttiğimiz gibi Real Wireless’ın raporu hız değil kapasite sorunu üzerine odaklanmış durumda.
Tüm bu bilgilerin ışığında, veri taşıma işinde en doğru çözüm verileri daha kısa mesafelerde taşımak ve böylece frekansların daha canlı bir biçimde kullanılmasını sağlamak olarak görülmekte. Baz istasyonlarının sık yapılması frekansların daha kolay kullanılabilmesini dolayısıyla da network kapasitesinin doğru orantılı olarak artışını sağlayacaktır. LTE’nin bu konuda pek çok avantajı beraberinde getirdiği söylenebilir. Örneğin ODFM (Ortogonal Frekans Bölmeli Çoğullama) metodu komşu hücreler arasındaki interferansı (sinyal karışması) azaltmakta. Bu durumdan faydalanan LTE teknolojisi de network üzerindeki sinyal yükünü azaltırken hücreler arasında aktarımı kolaylaştırmaktadır.
Ancak öyle gözüküyor ki LTE’nin nimetlerinden yararlanabilmek için sadece teknolojik gelişmeye bel bağlamamak ve bu teknolojiyi destekleyecek omurgayı yani bu vakada baz istasyonları sayısını ve sıklığını da arttırmak gerekmekte. Elbette baz istasyonu artışının insan sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirecek uzun süreli, objektif ve genel kabul gören incelemeler yapılmadan bu kolay olmayacaktır. Bu noktada femtocell’ler de en azından pek çok operatör için alternatifler arasında yer alacaktır.



Kaynak : 