İstanbul Barosu – Fikri Haklar Komisyonu’ndan Av. Erdem Türkekul, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Yasası’nda yapılan değişiklik ile internetin de RTÜK kapsamına alınmasını değerlendirdi. Av. Erdem Türkekul’un turk-internet.com’a ve sunduğu değerlendirmesi ve görüşleri şöyle:
RTÜK Açısından Değerlendirme (4676 Sayılı Kanun M.14):
4676 sayılı Yasanın 14’üncü maddesi ile, 3984 sayılı Kanunun 31 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Program hizmetinin içeriği ve yeni yayın tekniklerinin kullanımı
Madde 31. – Radyo ve televizyon kuruluşları, yayınlarında belli oran ve saatlerde eğitim, kültür, Türk halk ve Türk sanat müziği programlarına yer vermek zorundadırlar. Bu programların tür ve oranlarıyla ilgili esaslar Üst Kurul tarafından tespit edilir. Tematik kanallar, bu zorunluluktan muaf tutulur. Tematik yayın yapmak isteyen kuruluşlar, başvuru sırasında bu hususu belirtir. Bu kanallar, Üst Kurulun izni olmadan yayın türünü değiştiremez. Tematik kanallarla ilgili usul ve esaslar Üst Kurulca belirlenir.
Her türlü teknoloji ile ve her tür iletişim ortamında yapılacak yayın ve hizmetlerin usul ve esasları, Haberleşme Yüksek Kurulunun belirleyeceği strateji çerçevesinde Üst Kurulca tespit edilip, Haberleşme Yüksek Kurulunun onayına sunulur. Bu yayın ve hizmetlerin mevzuata uygunluğu Üst Kurulca denetlenir.
Bu maddenin internetle kesiştiği nokta, radyo ve televizyonların internet ortamında yaptıkları on-line yayınlar olabilir. Ancak burada, radyo ve televizyonlar açısından ( en azından fiziken ) uygulanabilir kuralların internet ortamındaki on-line yayınlar için de uygulanabileceğini düşünmek mümkün görülmemektedir.
Bu yayınlar, Üst Kurul tarafından kontrol edilirken, sadece yayının izlenmesi ile mi yetinilecektir ? Yoksa, sayfanın içeriği ile ilgili denetim de yapılacak mıdır ? Kanaatimce, bu husus, pratikte pek mümkün görülmemektedir.
Kaldı ki, radyo ve televizyonların internet ortamına yansıyan yayınları ile ilgili denetim yapılmakta olduğu için, ayrıca internet ortamında denetim yapılmasına gerek de bulunmamaktadır.
Basın Kanunu Açısından Değerlendirme (4676 Sayılı Kanun M.26):
“EK MADDE 9. – Bu Kanunun yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden doğacak maddî ve manevî zararlarla ilgili hükümleri, bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri hakkında da uygulanır. “
Madde, Basın kanununun, yalan haber !, hakaret ve benzeri ! fiillerden doğacak, maddi ve manevi zararlarla ilgili hükümlerinin, bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri hakkında da uygulanacağı hükmünü haizdir.
Madde üç açıdan değerlendirilecektir :
A.Yalan haber, hakaret ve benzeri fiiller nelerdir ?
B.Yalan haber, hakaret ve benzeri fiiller dolayısıyla hukuki ve cezai yönden sorumlular kimlerdir ?
C.Hukuk davalarında, maddi ve manevi zararlarla ilgili hükümler nelerdir?
A. Yalan Haber, Bakaret ve Benzeri Fiiller Nelerdir
Öncelikle, hakaret konusunda bir sorun bulunmamaktadır. Hakaret suçu, Türk Ceza Kanunu’nun Yedinci Faslında düzenlenmiştir. Aynı bölüm içinde sövme suçu da düzenlenmiş olmakla, Ek.9.’uncu maddedeki benzer fiiller ile sövmenin kastedildiği – 17’inci madde de göz önüne alınarak – kabul edilebilir.
Ceza Kanunumuz incelendiğinde, “yalan haber” şeklinde bir suç tipi bulunmadığı görülmektedir. Yalan haber şeklinde bir suç tipi bulunmamakla beraber, Türk Ceza kanunu içinde, ya da Türk Ceza Kanunu dışında, diğer kanunlarda yer alan bir suç tipi, yalan haber yoluyla ihlal edilebilir yani bir suçun meydana gelmesine sebep olabilir : (TCK.m.285) iftira gibi. Fakat burada önemli olan husus, örneğin iftira örneğinde, suçun yalan haber değil, iftira olduğudur.
TCK. Madde 1’de ; Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği belirtilmiş olmakla, yalan haber fiiline – ayrıca bir suç tipini ihlal etmedikçe – hukuki bir sonuç tanıyabilmek mümkün görülmemektedir.
Mesela, A’nın boyu 1.68 cm. şeklinde yazdınız ama 1.70 cm. çıktı. Bu durumda, kusura bakmayın, hemen 10 milyarlık çekinizi adresinize postalıyoruz mu diyeceksiniz…
B. Yalan Haber, Hakaret ve Benzeri Fiiller dolayısıyla Hukuki ve Cezai Yönden Sorumlular Kimlerdir:
Bunu tespit için Basın Kanunun, 4676 sayılı yasa ile değişik 17’inci maddesine bakmak gerekmektedir.
Anılan 17’inci madde şöyledir :
MADDE 20. – 5680 sayılı Kanunun 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Madde 17. – Basın yolu ile işlenen yalan haber, hakaret, sövme ve her türlü fiilden doğacak maddî ve manevî zararlardan, 16 ncı maddeye göre sorumlu olanlarla birlikte Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda naşiri; mevkute sahibi ile mevkute olmayanların naşirinin şirket olması halinde şirket ile birlikte anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici müştereken ve müteselsilen sorumludur. Tazminat talebinin haklı görülmesi halinde tazminat miktarı, on milyar liradan az olmamak üzere fiilin ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık alt sınır her yıl Maliye Bakanlığınca ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılır. Bu maddeye göre açılacak manevî tazminat davalarında hâkim tensip kararı ile birlikte bilirkişiyi de tayin eder ve davayı en geç altı ay içinde karara bağlar.
Zarar doğurucu fiilin işlenmesinden sonra mevkutenin devredilmesi, başka bir mevkute ile birleşmesi veya sahibi olan gerçek kişi ya da şirketin herhangi bir surette değişmesi halinde mevkuteyi devralan, birleşen ve her ne suretle olursa olsun mevkutenin sahibi gerçek kişiler ile anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici de, bu fiil nedeniyle hükmedilen tazminattan birinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Basılmış eser sahiplerinin dernek, vakıf ve benzeri tüzel kişiler olması halinde tüzel kişilikle birlikte yönetim organlarında yer alanlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.
Bu maddeye göre açılan davalarda tazminata hükmedilmesi halinde, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizi üzerinden temerrüt faizine de hükmedilir.”
Bu madde ile, ilk olarak, Basın yolu ile işlenen yalan haber, hakaret, sövme ve her türlü fiilden doğacak maddî ve manevî zararlardan kimlerin sorumlu olacağı düzenlenmektedir.
Maddeye göre ;
a)16 ncı maddeye göre sorumlu olanlar,
b)Bunlarla birlikte Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda naşiri,
c)mevkute sahibi ile mevkute olmayanların naşirinin şirket olması halinde şirket ile birlikte anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici, yalan haber, hakaret, sövme ve benzeri fiillerden doğacak maddi ve manevi zarardan müştereken ve müteselsilen sorumludur.
16’ıncı maddede ceza sorumluluğunun ( 17’inci maddedeki gibi ) ikiye ayrıldığını görmekteyiz : Mevkutelerle işlenen suçlarda sorumluluk ve mevkute tanımına girmeyen basılmış eserlerle işlenen suçlarda sorumluluk.
Madde 16/1’e göre, Mevkutelerle işlenen suçlarda sorumluluk, suçu vücuda getiren yazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan kimse ile beraber bu mevkutenin ilgili sorumlu müdürüne aittir. Ancak, sorumlu müdürler için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar, sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur.
Madde 16/4’e göre, Mevkute tanımına girmeyen basılmış eserlerle işlenen suçlarda ceza sorumluluğu suçu oluşturan eserin yazarı, çevireni veya çizeni ile birlikte yayınlatana aittir. Ancak, yayınlatanlar için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur.
Kanunda yazılı bu şahısların belirlenebilmesi için ise Kanun, mevkutelerde sahibinin ve sorumlu müdürünün, mevkute tanımına girmeyen basılmış eserler için ise naşirinin belirlenmesi ile ilgili hükümler koymuştur.
Yukarıda belirtildiği şekilde, bir sorumluluk söz konusu olduğunda, önceden bildirilmiş olan bu şahısların sorumluluğuna başvurulmaktadır.
Sorumluluklarla ilgili şu ana kadar yapılan geniş açıklamaların sebebi şudur :
Basın Kanunu’nun, yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden doğacak, maddi ve manevi zararlarla ilgili hükümleri, bu fiillerin İnternet ortamında işlenmesi halinde de uygulanacaktır.
Basın Kanunu m.3’e göre ;
“Gazetelere, haber ajansları neşriyatına ve belli aralıklarla yayınlanan diğer bütün eserlere bu kanunda mevkute denir.”
İnternet yayıncılığı bu açıdan değerlendirildiğinde, mevkute tanımına daha uygun olacağı düşünülebilir.
Bu durumda, sorumluluğun belirlenebilmesi için, öncelikle – yukarıda belirtildiği gibi – mevkutenin bir sahibinin ve sorumlu müdürünün bulunması gerekmektedir. Yani internet sayfasının / sitesinin bir sahibi ve sorumlu müdürü olacaktır. Bunların belirlendiğini düşünelim. Ayrıca bunları o yerin en büyük mülki amirine bildirmek gerekmektedir. Aksi halde Ek madde 9’la getirilen hükmün uygulanabilmesi kanaatimce mümkün değildir.
Bu bağlamda, – uygulanabilir olduğunu düşünmüyor olmama rağmen – , kanunun getirdiği hükme göre, sorumluluk şöyle olacaktır :
a)Cezai sorumluluk açısından :
Yazıyı yazan kişi,
Sorumlu müdür.
b)Hukuki sorumluluk ( tazminat ) açısından :
Yazıyı yazan kişi,
Sorumlu müdür,
Sayfanın/sitenin sahibi.
(İnternetteki sayfanın ya da sitenin mevkute kabul edilmemesi halinde ise sorumlu naşir olacaktır)
Madde 16/2’ye göre, yazıyı yazanın kimliği açıklanamıyor ise, tüm sorumluluk – yazıyı yazan gibi – sorumlu müdüre ait olacaktır. Bu madde, katılanın kimliğinin tespit imkanı pek bulunmayan, forum sayfaları için büyük bir tehlike yaratacaktır.
Kanaatimce, kanun bu haliyle servis sağlayıcılar için bir hüküm getirmemektedir. Hosting yapan bir şirketin sayfanın sahibi olabileceğinin düşünülmesi mümkün değildir. Sahiplik konusunda, sayfanın alan adı sahibinin sorumluluğuna gidilebileceği belki düşünülebilirse de, bedava alan adı veren sitelerde durumun tespiti güç olacaktır. Bu durumda da sayfayı fiilen yaratan kişinin sahipliği kabul edilebilecektir.
C. Maddi ve Manevi Zararlarla İlgili Hükümler Nelerdir?
Bilindiği üzere, haksız fiilden kaynaklanan, maddi ve tazminat taleplerinde nasıl davranılacağı Borçlar Kanununda ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Borçlar Kanunu’nun m.41 ve devam eden maddelerinde, zararın ispatı şartıyla, kusurun ağırlığına ve tarafların durumuna göre tazminat miktarının hakim tarafından tayin edileceğini belirtilmektedir.
Ancak 17’inci madde, Borçlar kanunundaki bu temel hükme aykırıdır. Madde, bir alt sınır koyarak, Mahkemenin takdir hakkını ortadan kaldırmıştır. Hukukun temel ilkelerine aykırı böyle bir maddenin kabulü mümkün değildir.
3.5846 SAYILI YASA KARŞISINDAKİ DEĞERLENDİRME,
5846 sayılı yasada değişiklik yapan, 21.02.2001 tarih ve 4630 sayılı yasa, m.25’i tamamen değiştirmiş ve interneti, “ işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı “ başlıklı madde içine koymuştur.
d) İşaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı
Madde 25. – Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletilmesi hakkı münhasıran eser sahibine aittir.
Eser sahibi, eserinin aslı ya da çoğaltılmış nüshalarının telli veya telsiz araçlarla satışı veya diğer biçimlerde umuma dağıtılmasına veya sunulmasına ve gerçek kişilerin seçtikleri yer ve zamanda eserine erişimini sağlamak suretiyle umuma iletimine izin vermek veya yasaklamak hakkına da sahiptir.
Bu madde ile düzenlenen umuma iletim yoluyla eserlerin dağıtım ve sunumu eser sahibinin yayma hakkını ihlal etmez.
Anılan yasanın cezai hükümlerle ilgili 72/4 maddesi de şöyledir :
Bir eseri temsil eden veya topluma açık yerlerde gösteren, bu gösterimi düzenleyen veya dijital iletim de dahil olmak üzere her nevi işaret, ses ve/veya görüntü iletimine yarayan araçlarla yayan veya yayımına aracılık eden…
Her iki maddeye – ve kanun gerekçesine – beraber baktığımızda, internetin, radyo ve televizyonla yapılan yayın gibi kabul edildiğini görmekteyiz.
Bu husus aslen çok ilginçtir : 3 ay evvel, interneti – yine hatalı olarak – radyo ve televizyonla yayın gibi gören ve buna uygun bir kanun çıkaran Meclis, bu kere interneti basın hukuku kapsamında değerlendirmiştir.
Sırf bu husus dahi, konunun düzenlenmesinde ne kadar acele ile ( ve özensiz ) hareket edildiğini göstermektedir.
ANAYASA AÇISINDAN DEĞERLENDİRME
Konuya Anayasamız açısından baktığımızda, ilgili başlıca maddeler olarak şunları görmekteyiz : Devletin Temel Amaç ve Görevleri ( madde 5 ) ;Haberleşme Hürriyeti ( madde 22 ) ; Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti ( madde 26 ) ; Basın Hürriyeti ( madde 28 ) ; Süreli ve Süresiz Yayın Hakkı ( madde 29 ) ; Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar ( madde 38 ) ;
“Devletin temel amaç ve görevleri, … ; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığını gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır”
Ek.9’uncu madde ile getirilen hususlar, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde sınırlandırmakta olduğundan, öncelikle, bu maddeye aykırıdır.
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak yada vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.”
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı 26’ıncı maddenin 1’inci fıkrası, Basın Hürriyeti ile ilgili Anayasa m.29/3’teki “ Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz.” şeklindeki hüküm ile beraber değerlendirildiğinde, getirilen Ek.9’uncu maddenin ( ve aslen 17’inci maddede yapılan değişikliğin) Anayasa’ya aykırı olduğu ortaya çıkmaktadır.
Çünkü, getirilen Ek.m.9’daki “yalan haber” kavramı ve tazminat sınırı ile, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanması zorlaştırılmakta ve engellenmektedir.
“ .. Bu hürriyetlerin kullanılması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”
Ek.9’uncu maddedeki yalan haber ve benzeri fiiller gibi ifadeler ile düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kısıtlanabilmesi mümkün değildir. Bu sebeple, Ek.9’uncu madde Anayasa m.26/2’ye de aykırıdır.
Anayasa’nın Haberleşme Hürriyeti başlıklı 22’inci maddesi şöyledir :
“Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir.
Haberleşmenin gizliliği esastır.
Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.”
Ek.9’uncu maddede, her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri denilmekte olduğundan, bunların – ve dolayısıyla kişisel bilgilerin – denetlenebilmesi yolu ( örneğin elektronik mesajlar için ) açılabilecektir.
ULUSAL PROGRAM AÇISINDAN DEĞERLENDİRME
Basın Kanunu’na internetle ilgili getirilen Ek.9’uncu madde değerlendirilirken üzerinde durulması gereken konulardan biri de Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne karşı taahhütlerinin belirlendiği Ulusal Program’dır.
Ulusal Program içindeki bir çok madde, 4676 sayılı kanunun düzenlemiş olduğu, gerek Radyo ve Televizyonlarla ilgili, gerekse Basın ile ilgili önemli hükümler taşımaktadır. Özellikle, kısa vadeli hedefler içinde, ifade özgürlüğü ile ilgili taahhütler bulunmaktadır.
Bu genel hükümlerin dışında, Türkiye’nin düzenleme yapmayı kabul ve taahhüt ettiği hükümler Ulusal Program’ın ikinci cildinde ayrıntılı olarak belirlenmiştir.
Örneğin, 2.Cildin, Adalet ve İçişleri başlıklı 24.’üncü bölümün 81’inci maddesine göre Türkiye, Avrupa Konseyi’nde Internet Suçlarına İlişkin Sözleşme Taslağı üzerinde yapılan müzakereler hakkında Ortak Tutum alacaktır. Yani, bu taslak tamamlanmasını müteakip, Türkiye tarafından da kabul olunacaktır.
Anılan Taslağın son hali 25.05.2001 tarihlidir. Taslak’ın giriş kısmında, (Türkiye’nin de taraf olduğu) Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi gibi bir çok uluslararası sözleşmeye ve Konsey kararlarına atıf yaparak, konunun insan hakları ayağını ortaya koymuştur. Tasarı devam eden maddelerinde, internet ortamında işlenebilecek suçlar, sorumlular ve uluslararası işbirliği gibi bir çok konuya ayrıntılı olarak değinmiştir.
Basın Kanunu Ek.m.9’un ise bu Taslak ile bir ilgisinin bulunduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.
Özetle, yapılan değişikliğin Ulusal Programa da aykırı olduğunu söyleyebilmek mümkündür.
TARAF OLDUĞUMUZ ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER AÇISINDAN DEĞERLENDİRME,
Ek.m.9 ile ilgili, taraf olduğumuz başlıca sözleşmeler şunlardır :
1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamları tarafından müdahale olmaksızın ve ulusal sınırlar dikkate alınmaksızın, görüşlere sahip olma ve bilgi ve düşünceleri edinme ve bunları yayma özgürlüğünü içerecektir. Bu madde, Devletlerin, radyo, televizyon ya da sinema işletmeciliğinin izne/ruhsata bağlanması isteminde bulunmalarını engellemeyecektir.
2. Bu özgürlüklerin kullanımı, ödevler ve sorumluluklar ile yürütüleceğinden, ulusal güvenliğin, ülke bütünlüğünün ya da kamu emniyetinin yararı, düzensizliğin ya da suçun önlenmesi için, sağlığın ya da ahlakın korunması için, başkalarının şöhret ve haklarının korunması için, gizli bilgilerin edinilerek açığa çıkmasının önlenmesi için, yahut yargılama organlarının yetke ve tarafsızlığının muhafaza edilmesi için, hukukun öngördüğü ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan türdeki formalitelere, koşullara, kayıtlamalara ya da cezalara tabi tutulabilir.”
NETİCE :
Yukarıdaki incelemede görüleceği gibi, Ek.m.9, sadece sansür amacıyla çıkmıştır. Çünkü, iftira vs. fiillerle ilgili pratikte ( hukuki yönden ) hiçbir sorun bulunmamaktadır. Hiçbir düzenleme yapılmamış olsa dahi – ki örnekleri vardır – bu fiiller internet ortamında da işlendiğinde sorumlular ( hukuki ve cezai ) yönden kanuni takibata uğramaktadır.
Pratikte yaşanan sorun, bu ihlallerin tespiti ( IP numaralarının vs. tespiti ) ve sorumluların ( Servis Sağlayıcıları ile ilgili hususlar ) belirlenmesinden ibarettir. Ancak yapılan değişiklikte bu konuda hiçbir hüküm bulunmamaktadır.
Kanaatimce yapılması gereken – bir çok kişi tarafından ısrarla belirtildiği gibi – Servis Sağlayıcılarının hem teknik sorumluluklarının – IP’lerle ilgili ( ne kadar süre bu bilgileri tutacak, hangi mercilere verecek vs ) konular – hem de içerikle ilgili sorumluluklarının – hangi hallerde sorumlu tutulabilecekleri ve sınırları – belirlenmesidir.
Bu düzenlemeleri yapmak ise çok zor değildir. Bu konuda uluslararası uygulamalar doğrultusunda bir çözüm rahatlıkla bulunabilir. Örneğin – genelde kabul edildiği gibi – 1997 tarihli Alman Teleservisler Yasasının hükümleri incelenerek, buna uygun bir düzenleme yapılabilir.

Kaynak : 