Son günlerde birbiri ardına yaşadığımız ve her kes tarafından da kaygıyla izlenen olaylar doğal olarak hepimizi şüpheci düşünmeye itiyor. Dünyada da benzer şekillerde cereyan eden olaylar kamuoyları tarafından kaygıyla izleniyor.
Amerikalılar, 11 Eylül sonrasında devletin, sınırlarını daha da genişlettiği ve ucunun nerelere kadar dayandığı dahi bilinmeyen ‘izleme’ konusunu tartışıyor. Geçen yıl Kasım ayında Amerikan Sivil Özgürlükler Hareketi’nin (American Civil Liberties-ACLU), Amerikan Adalet Bakanlığı’na başvurduğu ve “Bilgi Edinme Hakkı” çerçevesinde, devletin ne tür takip uygulamaları yaptığına ilişkin soru sorduğu, ancak halen bakanlıktan bir cevap alamadığı açıklandı.
Sivil Özgürlükler Hareketi, Elektronik Sınır Vakfı(Electronic Frontier Foundation) ile birlikte dün ülkedeki en yüksek yargı mercii olan anayasa mahkemesinde Adalet Bakanlığı aleyhine dava açarak kurumu cevap vermeye zorluyor.
Sivil Özgürlükler Hareketi, yaptığı basın açıklamasında, istenilen bilginin, nasıl ve ne sıklıkta izleme yapıldığının belirlenmesiyle Amerikalıların anayasal haklarının çiğnenip çiğnenmediğinin ortaya çıkarılması açısından hayati önem taşıdığını bildirdi.
Öte yandan, Sivil Özgürlükler Grubu, bazı mahkemelerin, devletin, cep telefonlarını takip eden sistemleri kullanış biçiminden rahatsızlık duyduklarını belirterek kamuoyunda duyulan endişelerin boyutuna dikkat çekiyor. Bazı hakimlerin, bu tür devlet taleplerini değerlendirirken savcılık ve güvenlik birimlerinden ellerinde takibi gerekli kılacak ne tür delillerin bulunduğunu açıklamalarını istedikleri biliniyor.
Burada dikkati çeken bir nokta da, güvenlik birimlerinin, aranılan bir kişinin yerinin tespit edilmesi için sürekli izleme yapmak zorunda olmamalarına karşın ısrarla aynı metodu kullanmak istemelerinden kaynaklanıyor. Şöyle ki, aslında operatörler halihazırda sahip oldukları teknoloji ile bir kişinin nerede olduğunu gerçek zamanlı olarak zaten tespit edebiliyorlar.
Görüşlerine başvurulan bazı Amerikalı savcılar, bu tür izleme uygulamalarının kesinlikle sağlam bir dayanak çerçevesinde ilgili kurumların yetkisine verildiğini belirterek herhangi endişe edilecek bir durumun söz konusu olmadığını söylüyorlar. Ancak, Sivil Özgürlükler Hareketi ve Elektronik Sınır Vakfı devletin izlemelerin uygulanma şekli konusunda kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapması hususunda ısrarlarını sürdürüyorlar.
Aslına bakılacak olursa, Türkiye, özellikle son dönemlerde yaşadıkları itibariyle pek de anlatılanlardan farklı bir profil oluşturmuyor. Mobese sistemi v.s. derken bilmem dikkatinizi çekti mi ama metro, hafif metro ve hatta füniküler sistemde bile bizleri minicik kameralarla 7 gün 24 saat gözetleyen ve dinleyen sistemler mevcut. Tabii, bunlar salt güvenlik amacıyla burada bulunuyorsa diyecek sözümüz olamaz. Ama, ironik bir şekilde kamuoyunda büyük infiallere neden olan pek çok “high profile” olay nedeni bilinmez ama bir türlü aydınlatılamıyor. Bunu da siz değerli okuyucuların takdirine bırakıyoruz.

Kaynak : 