Dün yayınladığımız bir haber, bugün telekom sektöründe epeyce dalgalanmaya yol açtı. Haber “BTK’nın Arabağlantı konusundaki düzenlemeleri, Maliye ve Hazine onayından geçirmesi gerektiği” şeklindeydi [1].
Telekomünikasyon Kurumu (TK) adıyla 2000 yılında kurulan ve aralık 2008’de yayınlanan Elektronik Haberleşme Yasası (EHY) sonrasında ismi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) adını alan kurum, “özerk” bir üst kurum olarak, telekomünikasyon sektörünü düzenlemek amacıyla oluşturulmuştu.
Öyle ki, bütün dünya’daki diğer benzerleri gibi, bu düzenleyici kurumun gelir kaynakları da hükümetten bağımsızdır. Gelirlerini lisans verdiği işletmecilerin gelirlerinin bir yüzdesi olarak alır. Hatta her yıl sonunda Hazine’ye de büyükçe bir devir yapar.
Buna karşılık, BTK’nın düzenlediği telekom sektörü, kazandığı her kuruş için Maliye Bakanlığı’na KDV, Özel İletişim Vergisi ve Kurumlar Vergisi gibi pek çok vergileri öderken, Hazineye de % 15 öder.
Sırası gelmişken, bu % 15’in komikliğini de bir vurgulayalım. Arabağlantının sadece sabit operatörler arasında olduğu yıllardan yani 1994’lerden kalan bu rakam. Türk Telekom altyapısını kullanan mobil operatörlerin bir ücret ödemesi gerektiği (yani bir nevi arabağlantı ücreti) için konulmuş bir rakamdı. Bu rakam, daha sonra Türk Telekom da bir A.Ş. olunca ve özelleştirilmesi kavramı gündeme girince, Hazine’ye ödenmeye başlandı. Arabağlantı kuralları belirlendikten sonra da bu “bir kere alınmaya başlanmış” rakamı kimse “artık bunun anlamı yok” şekline dönüştüremedi. Tam Aziz Nesin’lik bir hikaye olarak sırtımızda kambur kaldı. “Neden?” diye sorduğum eski bir bürokrat şöyle demişti “Bunu kimse kaldıramaz. Çünkü sonra hakkında devleti zarara uğratmaktan dava açılır”.
Telekom sektöründe firmaların birbirine kestiği (Turkcell’in Avea’ya, ya da Türk Telekom’un Vodafone’a, ya da Vodafone’un Koç.net’e) arabağlantı faturalarının toplamını bilemiyoruz. Ancak telekom sektörünün büyüklüğünü hatırlatalım; 24 Milyar YTL civarı.
Anlayacağınız Maliye ve Hazine kendi gelirlerini koruma peşine düşmüş durumda. Konuya bir sektör yetkilisi şöyle yaklaşıyor :
Dünkü haberinizde bahsedilen kanun değişikliği tasarısı ülkemizin iktisadi hayatında çok önemli sonuçlar doğurabilecek bir siyasi değişikliği gösteriyor. Şöyle ki:
Maliye Bakanlığı ve Hazine bundan sonra şirketler arası ticaretin yapılma tarzına müdahale etme yetisini kazanıyor.
Bu durum ne serbest pazar ekonomisi, ne de AB ve DTÖ gibi kuruluşların kurallarına uygun. Acaba ülkemiz yönetimi iktisadi hayatımızda yeniden devletçi bir uygulamaya mı yöneliyor?
Maliye Bakanlığı gelirlerinin hesaplamasını yaparak gereken vergilendirmeyi taraf gözetmeksizin eşit şartlar altına uygulanacak yapar. Diğer bir deyimle arabağlantı ücretlerinden alınacak vergiyi yükseltebilir. Ancak piyasada rekabet eden özel şirketler arasındaki ticari anlaşmalara müdahale ederek gelirlerini istediği yönde değiştirmek için vergi matrahı üzerinde ve bir tarafın karına diğerinin zararına olacak değişikliler ne Maliye Bakanlığı ne de Hazine tarafından yapılabilir.
Bu piyasaya taraf kollıyarak müdahale anlamına gelir ki bunun sonuçları tüm ticaret hayatını olumsuz yönde çok ciddi olarak etkiler. Bu durumda ülkemize yatırımcı gelmesini beklemek dış yatırımcıların akıllı olmadıkları varsayımına dayanır ki böyle bir varsayımın ispatı şimdiye kadar yapılmamıştır. Tersi ise tecrübe ile sabittir.
Konuyu diğer reaksiyonları ile irdelemeye devam edeceğiz.



Kaynak : 