Bu söyleşi Türk Geniş Bant İnternet Pazarında 2010 dosyası kapsamında yayınlanmaktadır.
Turk Internet olarak ülkemizde geniş-bant kullanımı ve gelişimini önde gelen firmalarımızla yaptığımız röportajlarla masaya yatırıyoruz. Röportaj dizimizin ilk ayağında Borusan Telekom firması Genel Müdürü Mehmet Başer ile yaptığımız söyleşi yer alıyor. Röportajımızın üçüncü bölümünü aşağıda, ilk bölümünü Mehmet Başer: 2009 Yılında 2008’e Nazaran Yüzde 15 Büyüdük ve ikinci böölümü ise Mehmet Başer: 2009 Yılında 2008’e Nazaran Yüzde 15 Büyüdük bağlantısından okuyabilirsiniz.
Turk Internet: Bir yandan OECD’nin (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) yayınladığı raporlara bakıldığında üye ülkelerde Türkiye geniş-bant abone sayısı bağlamında çok kötü durumda gözükmüyor ortalarda yer alıyoruz. Ancak yine aynı raporlarda popülasyona oranla abone sayısında 30 ülke içinde 29. sıradayız. Penetrasyonda ciddi bir sorun olduğu ortada. Sizce bu sorun BTK tarafından mı çözülmeli ve firmalara ne gibi sorumluluklar düşüyor?
Mehmet Başer: Aslında bu konuda geniş-bandın ülkemize gelişinde Türk Telekom ve sonrasında TTNEt son derece iyi bir iş çıkarttı. Haklarını yememek lazım, doğru bir zamanlama ile ADSL getirildi, herkesi çevirmeli bağlantılardan (dial-up) kurtardı. Şu anda gelinen 6 milyon abone sayısına çok kısa sürede ulaşıldı ve gerçekten önemli bir fayda sağlandı. Okullar, Üniversiteler, kamu kurumları, firmalar herkes için çok iyi bir gelişmeydi.
Fajat bu başlangıç bir yerden sonra doyuma ulaşabiliyor ve yeni kullanıcıların katımlı için artık standart paketleri vermek yerine faklılaşma yaratmak gerekiyor. Bu aslında her sektörde böyledir, sadece internete özgü değil. Araba yapsanız da, ya da tamamen başka bir sektörde de olsanız bir yerden sonra faklılaşma gerekiyor. O farklılaşma Türkiye’de yaratılamadı.
Böyle bir farklılaşma sağlamak için sadece bir firmanın, ki burada Türk Telekom oluyor, çalışması yerine on tane firmanın düşünüp buna kafa yorması ve yeni çözümler sağlayabilmesi gerekiyor. Farklı firmaların değişik segmentlerde değişik kullanıcı tiplerine göre farklılaşma yaratması sonuç itibarıyla çok daha kolay olacaktır. Kısacası farklılaşma bir türlü sağlanamadı. Bugün birçok Internet sağlayıcısına baktığınızda TTNET’in paketleri ile aşağı yukarı aynı paketleri sunuyorlar. Bunun içine eğitim paketi veya güvenlik paketlerini bile koysanız sonuçta aynı ürünü satıyorsunuz. Burada tabi ISS’lerin de ciddi yatırım yapması gerekli gerçek anlamda farklılaşma sağlayabilmek için.
Penetrasyonun düşük kalmasının diğer ana sebepleri ise bilgisayar sahipliği ve güvenlik sorunları. Bu iki madde bence çok önemli. Bilgisayar sahipliği bizim ülkemizde diğer OECD ülkelerine kıyasla düşük. Bilgisayar sahipliğini arttıracak çok iyi kampanyalar yapıldı fakat bunlar bir türlü istenen sonucu sağlayamamış gibi gözüküyor. Burada farklı pazarlama teknikleri üretecek firmalara da fırsat tanınması lazım. Güvenlik konusu da böyle. Servis sağlayıcılarımızın güvenlik konusunu daha ciddi anlamda düşünmesi ve bu konuya yatırım yapması gerekli. Bunlar düzgün bir biçimde yapılabilirse ve alternatif operatörlerin de bu konudaki karar süreçlerine dahil edilmesi sağlanırsa ancak farklılaşma sağlanabilir diye düşünüyorum.
Sonuçta bir yandan da bu pazarda satış yapıp yapamayacağını bilemeyen, bu konuda içi rahat olmayan hiçbir firma da ciddi anlamda yatırım yapmak, Ar-Ge oluşturmak binlerce insanla inovasyona yönelmek istemeyecektir. Bu, iş dünyasının doğasında olan bir olgu. Bugün bakkal dükkanı da açsanız uzaya roket de gönderecek olsanız herkes “ben bu yatırımı yaparsam” ne kazanacağım diye bakacaktır. Geniş-bant pazarında da yerleşik operatörün dominant pazar payından hiçbir şey kaybetmediğini gördükçe tüm alternatif operatörler biraz daha çekingen yaklaşıyorlar. Daha rahat olabilseler yatırım yapacaklar, daha fazla müşteri kazanacaklar, Ar-Ge tesisleri açacaklar ve sonunda farklılaşma sağlayacaklar.
Yani şunu söylemek istiyorum geniş-bant pazarında penetrasyon dediğimiz olgunun arttırılması, yeni müşterilerin kazanılmasının ucu yine etkin rekabetin sağlanmasına dayanıyor. Gerçekten önemli olan rekabet değil, etkin rekabetin sağlanmasıdır. Türk Telekom tarafında bir pozitif ayrımcılık söz konusu ve fiyat sıkıştırması, farklılaşma, gibi pek çok konu var önümüzde. Bugün hala yalın ADSL’i konuşuyoruz. Bu konuda BTK’nın çok da fazla hakkını yememek lazım, belki birazcık geç de olsa doğru bir kararla “Yalın ADSL çıkacak,” dedi. Ama hep aynı noktaya geliyoruz. Bugün lisanslar da dağıtılmış durumda, kritik kararlar da alınmış durumda ancak maalesef uygulamaları bir tülü göremiyoruz.
Turk Internet: Peki bu konuda sizce meslek örgütlenmeleri yeterli mi Türkiye’de? Telkoder var Türkiye’de ama sizce yeterli işlevi görüyor mu acaba? Çünkü Hamamcılar Birliği’nden tutun da dünyada son derece etkin olan GSMA’ye dek (GSM Birliği) tüm sivil örgütlenmeler böyle durumlarda engellemelere veya bürokrasiye karşı hem tüketiciyi hem de mesleğin dengelerini koruyan bir baskı unsuru oluştururlar.
Mehmet Başer: Elbette ki bir meslek örgütlenmesi var. Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği yani Telkoder bu konuda çalışan en etkin hatta tek örgütlenme durumunda. Uygulamaları yeterli mi derseniz bir yandan yeterli ama bir yandan da daha iyisi olabilir bence. Ama tabi bazı kısıtlamalar oluşuyor burada. Az önce bahsettiğim konularda Telkoder çatısı altında tüm ISS’ler, tüm alternatif işletmeciler olarak beraberiz. Serbestleşmeyi ve etkin rekabetin tesisi için gerekli olan adımları rakip firmalardan da gelsek bu çatı altında atmaya çalışıyoruz. Değişik aktiviteler düzenleniyor, çalıştaylar, zirveler yapılıyor ve gereken her düzeyde konuşuluyor bu konular.
Ama tabi politika dediğimiz şeyde bir stratejidir aslında ve bizim yönlendirmelerimiz çok büyük bir etkiye sahip olamıyor bu bağlamda. Sonuçta herkesin gündemi ve öncelikleri faklı olabiliyor ve uyuşamadığımız noktalar olabiliyor, ama bence Telkoder işletmecilerin derneği değil aslında. Tabi ki bir meslek birliği ve işletmecilerin derneği, ama yapmaya çalıştığı şey anlamında bakarsak son kullanıcıların faydasını arttırmaya çalışan bir dernek. Yoksa bu şirket iyi olmuş, ötekisi kötü gitmiş, karlarını nasıl arttırabiliriz falan değil derdimiz. Diyoruz ki, “Biz alternatif operatörler olarak elbette ki para kazanmaya çalışıyoruz. Ama bunun için kayrılarak, kollanarak bir şeyler kazanalım değil derdimiz. Tüketicinin faydası, refahı arttırılarak para kazanılsın.” Bu Telkoder bünyesindeki her şirketin ifade ettiği bir gerçek.
Telkoder aslında çok etkili oldu son 3-4 senede ve çok önemli bir dernek bence. Her şirketin farklı farklı gündemleri, öncelikleri olabiliyor dernek içinde. Biz örneğin geniş-bantta çok fazla bir şey yapmıyoruz dolayısıyla önceliğimiz değil belki ama başka bir firma da kurumsalı ikinci planda görüyor gibi. İşte Telkoder bunları toparlama rolü görüyor. Gerekli organizasyonları düzenleyerek gerekli platformlarda bu konularda sağlanan birikimleri, istekleri paylaşıyor. En önemlisi de sürekli bağımsız durması. Bir grubun, bir şirketin veya örneğin siyasi bir görüşün temsilciliğini yapmıyor.
Tabi Telkoder’in etkin bir dernek olabilmesi politikanın, devletin bu derneğe bakışı ve devlet stratejileri ile de ilgili. Ancak 2000 yılından beri bu işin içinde olan birisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim son 2-3 yılda Telkoder tarafından sağlanan gelişmeler son derece iyi. Regülasyonun yetkilendirme yapması, işte elektronik haberleşme kanunu olsun, şehir içine açılma konusu olsun, altyapı lisansları olsun çok hızlı sağlanabildi. Bu anlamda 2003 – 2007 arasını telafi eden bir hız yaşandı. Bu elbette ki BTK ve devletin başarısı ancak Telkoder’in bu konuların bu kadar hızlı götürülebilmesinde çok önemli destekleri var. Yine de uygulamadaki sonuçların da takip edilmesinde fayda olacağını düşünüyorum.
Röportajın son bölümünü Başer : Artık Kamu Kurumları da Telekom Hizmetlerini Alternatif Operatörlerden Almaya Başladılar – 4 başlığı altında okuyabilirsiniz.

Kaynak : 