IFS ve IBM’in sponsorluğunda düzenlenen ve birincisi Bursa’da gerçekleştirilen “Akıllı Şirket” günleri devam ediyor. “Akıllı Şirket” etkinliklerinin İstanbul ayağı, dün Swissotel’de düzenlenen bir etkinlik ile gerçekleştirildi. Etkinliklerin, İzmir ve Eskişehir gibi kentlerde de gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Kişisel gelişim ve sosyal yaşam başarı konularında çalışan araştırmacı Mümin Sekman, IFS’in, “Akıllı Şirket” günleri etkinliğinde profesyonellere, “Her Şey Seninle Başlar” konulu bir seminer verdi. “Ya bir yol bul, ya bir yol aç ya da yoldan çekil”, “Türk Usulü Başarı”, “Limit Sizsiniz” ve “Kişisel Ataleti Yenmek” gibi kitapların yazarı olan Sekman, etkinlik çerçevesinde katılımcılara dağıtılan “Her şey Seninle Başlar” adlı kitabıyla okurlara, yerel ve evrensel örneklerle, başarısızlığın nasıl öğrenildiği ve başarılı olmak için ne yapmak gerektiğini anlatıyor.
Başarının tanımından yola çıkarak bireysel başarı döngüsü hakkındaki görüşlerini dile getiren Sekman, bir kişinin en son yaptığı şeyin kendisini şaşırtmamasının bir ‘kariyer patinajı’na işaret ettiğini belirtti. “Hepimizin, belli başarı limitleri var” diyen Sekman; “O limitleri zorladıkça daha büyük limitlere ulaşabiliriz. Eğer limitlerimiz içerisinde takılıp kalırsak kendi başarı kapasitemize ihanet etmiş oluruz” şeklinde konuştu.
Seminer sonrası görüştüğümüz Sekman, sorularımızı cevapladı.
turk-internet.com: “Günümüzün daha değişken dünyasında şirketlerin yaşam süreleri kısalıyor” diyorsunuz. Bilişimin, dönüşümü daha da hızlandırdığı bir ortamda sizce nasıl bir gelişme yaşanabilir?
Mümin Sekman: Şirketlerin ve yöneticilerin, daha fazla öğrenmeleri gerekirken, tecrübeye daha az güvenip, anlık bilgiyi üretecek teknik sistemleri daha fazla kullanmaları gerekiyor. “Eskiler böyle bilir”, “biz babamızdan böyle gördük” anlayışı yerine teknolojik ve şirket içinde ve toplumda hasıl olan değişimleri anında algılayacak bir tür erken uyarı sistemleri oluşturup değişimleri gerçek zamanlı gözlemeleri lazım.
Bunun için de hislerle değil, verilerle karar alan yöneticilere ihtiyaç var. “Öğrenebilirsem, bu değişim beni diskalifiye etmez, ama öğrenemezsem değişimin yönünü doğru okuyamazsam oyundan düşerim” şeklinde bir anlayışın yerleşmesi gerekiyor. Şirketlerin, ömürlerinin kısalmasının nedeni; öğrenme tembelliğine dayanıyor. Belli şeyleri öğrenmişler. Bu, daha önce de işe yaramış. Şirketler de buna sadık bir biçimde yollarına devam ediyorlar. Bu, aslında bir başarı tuzağıdır. İnsanlar, bir şey yaparlar ve başarılı olurlar. Bunun her defasında işe yarayacağını düşünürler. Ama, gerçekler, arazi, zemin değişmiştir ve bilinenler işe yaramaz hale gelmiştir. İlginçtir, bu başarının getirdiği bir başarısızlıktır.
turk-internet.com: “Bir insanın kendisine başarı borcu, rezervleri kadardır” dediniz. Bunu biraz daha açabilir misiniz?
Mümin Sekman: Her insanın içinde bir başarı rezervi vardır. Bir insanda olimpiyat kazanabilecek bir rezerv varken, bir başkasında il şampiyonu olabilecek bir rezerv vardır. Önemli olan, kendi rezervinin türünü tanımak ve rezerv miktarını anlamak, bunu işleyecek şekilde hareket etmeyi bilmektir.
Bu anlamda, insanın kendine olan başarı ihaneti, o rezervlerini gereği gibi kullanmamasıdır. Sonuç itibariyle, başarıyla ilgili nihai hesabı kendinize verirsiniz. 60 yaşında, sallanan koltuğunda hayatını düşünürken, “evet, yeniden dünyaya gelseydim, yine aynı şeyleri yapardım” diyorsan, son alkışı kendin aldığın için kendini başarılı sayabilirsin.
turk-internet.com: Yüksek hayat enerjisini sürdürebilir kılmak için bireyler neler yapabilir?
Mümin Sekman: Şarj ve deşarj sistemlerini iyi oluşturmak gerekiyor. Şarj edebilmek için, kendi hayat enerjinizi yükseltmeniz gerekiyor. Bunun için de bireylerin, “hayat enerjilerini düşüren” ve “hayat enerjilerini yükselten” şeylerin listelerini yapmaları gerekiyor.
Bunların belirlenmesinin ardından, kişinin buna göre pozitif bir yükleme yapması gerekiyor. Tıpkı, bir sporcunun kondisyonunu yönetmesi gibi kişilerin hayat enerjilerini yönetmeyi bir iş, kendilerine karşı bir görev olarak görmeleri önemli.
Bir de karar alma kaslarını güçlü tutmaları lazım. Bunun için sık sık zihinsel antrenmanlar yapılması gerekiyor. Film izlerken, “onun yerinde ben olsaydım ne yapardım” diye düşünmesi lazım. Kendi kendine, işiyle ilgili bazı temel sorular oluşturup, onların cevaplarını bulması lazım.
Bir de, kendisine erken uyarı sistemi olarak şu soruyu sorması lazım: “bugün, yapmam gerektiği halde yapmadıklarımın gelecekteki sonuçları neler olacak”
Hepimizin, aslında, şu anda yapmamız gerektiği halde yapmadığımız, hayatla ilgili, kariyerimizle ilgili ev ödevlerimiz var. Okulda, ev ödevini yapmadığımızda ikaz ediliyorduk, ama hayat okulunda ev ödevini yapmadığında uyaran bir sistem yok.
Bunu insanın kendi kendine görüp, sorgulaması gerekiyor. Bu nedenle, hayatta kısa değil uzun farlarla sürüş gerçekleştirmekte fayda var. Adına, “öz disiplin’, ‘vizyon’, ‘ileri görüş’ ya da ‘geleceğe bakma’ deyin, bunun gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Kaybedenler, bugün ile geçmiş arasında takılı kalırlar. Daha çok dikiz aynasından dünyayı algılarlar. “Geçmişte, keşke şunu şöyle yapsaydım” ve ya “şöyle yapmışım, ama yanılmışım” gibi düşüncelerle beyinlerini meşgul edenler kaybedenlerdir. Bu açıdan, geleceğe dönük düşünmek de hayat enerjisini yükselten bir şey. Sorun değil, çözüm bazlı düşünmek gerekiyor. “Tamam, şartlar bu. Bu durumda ne yapılmalı” şeklinde düşünmek de yine hayat enerjisini yükselten bir şey. Kişilerin, sorunları oluşturmayacak şekilde, önleyici çözümler bulmaları lazım. Yani, her hangi bir sorun çıktıktan sonra, “öyle mi davransam, böyle mi davransam” şeklinde düşünmek sorunu daha da içinden çıkılmaz bir noktaya vardırabilir. Burada önemli olan, o sorunun içerisine düşmeden onu görebilmek. Bu açıdan, kaçmak değil, sorundan uzak durmak önemli.



Kaynak : 