Anlaşılan “Sosyal Networkler” sadece Arap Bölgelerinde devrim yapmıyor, demokratik olarak tanımlanan ülkelerde de başka devrimlerin yolunu açıyor. AB’nin çok önem verdiği “Telif Hakları” direktifi ACTA, internet camiasının inanılmaz tepkisiyle karşılaşınca, belirlenen doğrultuda gidemedi, ordan oraya savruluyor.
ACTA, hükümetler tarafından bir nevi kapalı kapılar arkasında hazırlanıp, imzaya açılınca, Avrupa çapında gösterilere neden olmuştu[1].
Ancak AB yönetiminin de pes etme niyeti yok. Açıkça bir P planı aradıkları görülüyor. Çünkü mevcut durumda, telif hakları sorunu ortaya çıktığında, bir çözüm yolu bulunamıyor. Oysa ACTA imzalanırsa, Avrupa mahkemeleri, ortaya çıkan telif hakları davalarında, ACTA’ya referans verebilecekler.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ACTA konusunda şunları söylüyor :
Başkan, ACTA’ya (Anti-Counterfeiting Trade Agreement) karşı yürütülen kampanyanın ve halkın tepkisinin yoğunluğunu ve büyüklüğünü anlattı. Bunlar, İnternet üzerindeki demokrasi ve ifade özgürlüğüne istenmeyen sınırlar geleceğini hisseden insanlar. Ama bu durum, fikri haklar ile diğer temel haklar arasındaki dengeyi bozacaktır.
Bu nedenle, Avrupa Birliği Mahkemesine komisyonun bu konudaki yerini sorgulamak gerekiyor. ACTA, Avrupa Birliği’nin Temel Haklar Yönetmeliğine uygundur. Bu nedenle mahkemeye sormak için uygun zamanın ne olduğu düşünülmelidir. Bu konuda genel yaklaşımı benimseyip, Parlemento’ya ve Konsey’e danışmak uygun mudur?
Barroso’nun konuşması sonrasında söz alan, ACTA’dan sorumlu AB komisyon üyesi Karel De Gucht çok ilginç noktalara işaret eden bir konuşma yaptı. De Gucht öncelikle ACTA’ya tepkilerin, ocak ayında ABD’de SOPA (Stop Online Piracy Act) ve PIPA’nın (Protect Intellectual Property Act) kongredeki oylanması sürecinde yükseldiği şeklinde bir yorum yaptı.
Ama De Gucht’un belirttiği daha dikkate değer husus, sosyal networklerin bu tepkilerin yükselmesinde aldığı rol üzerineydi. Öyle ki, Beyaz Saray’ın sosyal networklerdeki tepkiler üzerine geri adım attığı[2] yorumunu ekledi.
De Gucht, ACTA başarısızlığını da bu gelişmelere bağladı. De Gucht ocak ayında pek çok AB üye ülkenin ACTA’ya imza koyduğunu hatırlattı. Buna karşın, daha sonra sosyal networkler üzerinden oluşturulan kampanyalar nedeniyle bazı üye ülkelerin imzalarını geciktirmeyi ya da çekmeyi düşünmeye başladıklarına ve bundan sonrasında AB içinde ACTA lehine çoğunluğu toplamanın zorluğuna işaret etti.
Ama Sosyal Networkler üzerine konuşan sadece De Gucht değildi. 3 Komisyon üyesi daha aynı konuda konuştular. Bunlar Viviane Reding, Neelie Kroes ve Michel Barnier. 3’ü de, sosyal networklerin ACTA konusunda etkili olduğu konusunda hemfikirdiler.
Avrupa Komisyonu tartışmalarında ortaya çıkan en önemli husus, “sosyal networklerin sadece Net aktivistlerini değil, normal internet kullanıcılarını bile harekete geçirecek güçte olduğunun farkına varılması” oldu. Dolayısıyla buna karşı neler yapılabileceği de konuşuluyor.
Anlaşılan önümüzdeki dönemde sosyal networkleri sınırlayan uygulamalar görebiliriz.. Çoğu analist bunu öngörüyor. Bakalım internetin gelişimi ne yönde olacak. Platon’un “Devlet”inden bu yana gelen, ama eskimiş-köhne kuralları ile güyya “demokratik” olan bir yapı muhafaza edilip ya da azıcık değiştirilip gidiyor olacak mı? Ya da internetin gücü değişimin kapısını açacak mı?
[1] ACTA Protestoların Yarın (11 Şubat 2012)

Kaynak : 