Hükümetlerle internet arasında nefret/sevgi ilişkisi mevcut. Bir yandan çok seviyorlar çünkü eskisinden çok daha kolay istihbarat toplamak mümkün. Ama diğer yandan engellemeye uğraşıyorlar.
Gelişmiş ülkeler, kamuoyunda 2 yüzlü bir şekilde “internet özgürlüğü”nden bahsederken, arka planda büyük operatör ve taşıyıcılar ile geçen yıl NSA olayında gördüğümüz gibi internet devlerini kontrol etmeye çalışıyor. Buna karşın, Türkiye’nin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ülkeler ise, bu kadar yetenekli olmadıkları için, kendi ülkelerindeki internetçileri kontrol etme /engelleme çabası içindeler.
Burada anahtar kelime “operatör” ve “içerik sağlayıcı”. Eğer bunları kontrol ederseniz, herşeyi kontrol edersiniz. Ama bu “kontrol ederseniz” dediğimiz yapıları da kullanıcıları kontrol edebilir. En azından kendi özgürlüğüne ve mahremiyetine özen göstermeyen operatör ve internet devlerini kullanmayı bırakarak. Çünkü bunlar internet devi olmuşlarsa, nedeni kullanıcılarının sayısıdır.
İngiltere’de çok önemli bir gelişme bunun ilk işareti gibi. BBC’nn haberine göre, İngiltere de yedi Internet Servis Sağlayıcı (ISS) firma, İngiliz gizli servisi GCHQ’ya karşı, müşterilerinin güvenini kaybettirdiği iddiasıyla dava açtılar. GCHQ’nun geçtiğimiz günlerde denizaltı kablolarına sızarak dinleme yaptığı ortaya çıkmıştı. ISS’ler networklerine hukuksuz saldırı yapıldığını ve bunun sonucunda müşterilerinin kendilerine olan güvenin sarsıldığını iddia ediyorlar.
GCHQ tarihinde ilk kez böyle bir dava ile karşılaşıyor. Davaya ISS’lerin yanısıra, ABD, İngiltere,Hollanda ve Güney Kore den mahremiyet kampanyaları da destek veriyor.
Davayı açan şirketler, İngiliz ISS GreenNet, Amerikan RiseUP ve May First Poeple Link, Hollanda dan Greenhost, Zimbabwe den Mango, Güney Kore den Jinbonet ve Almanyadan Chaos Computer Club.
Dava, doğrudan ismini anmasa da, Edward Snowden’in iddialarına dayanarak açıldı. ISS’ler Der Spiegel ve Intercept isimli yayınlardaki çeşitli makalelerde açıklanan iddiaları delil göstererek, networklerine hukuksuz saldırılar yapıldığını ve bunun sonucunda, kullanıcılarının kendilerine güvenlerinin zayıflatıldığını şikayet nedeni olarak verdiler.
Davada belirtilen şikayetler şu şekilde toplanmış ;
- GCHQ, Belçika Telekom firması çalışanlarını hedefine alarak, kendilerine virüs bulaştırdı. Bu virüsler sayesinde, çalışanlar üzerinden ana networke erişim sağladı.
- GCHQ ve Amerikan NSA birlikte, networklere sızdılar ve “man-on-the-side” tekniğiyle, mevcut veri akımları içine veriler eklediler. Bu yolla hedeflenen kişilere ulaşabilecek bağlantılar yarattılar.
- Bu iki istihbarat örgütü, kod adı Turbin olan bir otomatik sistemle network sızmalarını genişlettiler
- Alman İnternet Trafik Değişim Noktası hedeflenerek, bu noktaya gelen internet trafiğini gözetlediler.
Uluslararası Mahremiyet örgütü (Privacy Internationa)l de daha önce dava açmıştı. İlki Tempora, Prism ve Upstream isimli kitlesel gözetleme programlarına karşı açılmış bir davaydı. İkincisi ise GCHQ tarafından dernek ve yöneticilerini hedefleyen sızma kapasitesine ve virüslerine karşı açılmıştı.
Konuyla ilgili olarak Privacy International Yöneticisi Eric King şöyle diyor;
“Operatörlere yapılan bu saldırılar ve ortak çalışmalar, demokrasi ve ifade özgürlüğünün en önemli aracı olan internete duyduğumuz güveni sarsıyor. ”

Kaynak : 