Ülkemizde olayların çabuk unutulduğu ve “Balık Hafıza”lı bir toplum olduğumuz iddia edilir. Bana göre bunun önemli bir nedeni “yazmıyor” oluşumuzdur. Gerçi sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte, olumlu bir gelişme olarak herkesin bir şekilde yazmaya başladığını görüyoruz.
Herkesin bir şeyler yazması, “fikirlerin paylaşımı” açısından önemli. Doğru ya da yanlış fikirlerin paylaşımı, tartışmaya, başka fikirlere ve giderek “ortak akıl” oluşturmaya yol açar. Tarihe not düşmek ise, geçmişi bilmek, o geçmişin üzerine bir şey inşa etmek, mesela hataların gözükmesi açısından önemlidir.
Bu tür bir tarihe not düşme olayını, PTT ve Türk Telekom anıları başlıklı bir yarışma açan ve yarışmaya katılan anıları da “Telgrafın Tellerine Artık Kuşlar Konmuyor” başlığı ile kitaplaştıran Telekomcular Derneği gerçekleştirdi. 1995’de PTT ile ayrılan ve 2005’de özelleştirilen Türk Telekom’dan ayrılan bir grup tarafından, özelleştirmeden kaynaklanan maddi/manevi problemlerin çözümü ve dostluk, beraberlik amaçlı olararak kuruldu. İyi ki de kurulmuş.
Derneğin kurucuları başka yetenekleri de olan insanlar. Örneğin Başkan Zafer Tekbudak ve derneğin bana göre temel direği de, Fazlı Köksal. Tanıyanlar biliyordur, her ikisi de kıymetli insanlar. Diğer dernek kurucuları ve üyeleri de öyle. Birlik olmanın önemini anlayan, bilen kişiler. Bir yandan arkadaşlarına destek olurken, bir yandan da yeni projeler yapıyorlar.
Artık Telgrafın Tellerine Kuşlar Konmuyor
“Artık Telgrafın Tellerine Kuşlar Konmuyor” isimli bu kitap, ilginç anıları ve yaşanmışlıkları anlatıyor. Okurken duygulandıran hikayeler de var, “tüh” dediklerimiz de.. Çoğunluğu 1980-1990’da PTT ve Türk Telekom’un birlikte olduğu yıllardan gelen anılar, bize ülkemizin geçmişi hakkında da, PTT ve Türk Telekom hakkında da ilginç bilgileri aktarıyor.
23 Ekim 1840 târihinde ‘Postahâne-i Âmire’ adı ile kurulan işletme, 1855 yılında telgraf, 1909 yılında telefon hizmetleri vermeye başladı. 1913 yılında ‘Posta, Telgraf ve Telefon Umum Müdürlüğü’ (PTT) adını aldı. 20 yıl boyunca İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalıştıktan sonra 1933 yılında Bayındırlık, 1939 yılında Ulaştırma Bakanlığı’na bağlandı. 24 Nisan 1995 tarihinde PTT’nin son ‘T’si ayrılarak ‘Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’ kuruldu. 2005 yılında yapılan ihaleyle Türk Telekom’un % 55 hissesi, 6.5 milyar dolar bedelle, ‘özelleştirme’ adı altında Lübnan asıllı Oger Telecom grubuna bağlı Ojer Telekomunikasyon şirketine satıldı. Halen % 35’i Suudi Telekom’a ait olan Oger Telecom, şirketin ana ortağı durumundadır. Ancak % 30 hazine payı devam ediyor. Yanısıra 2008 yılında şirketin % 15’i halka arz edildi.
İşte mayıs 2015’de yayınlanan “Artık Telgrafın Tellerine Kuşlar Konmuyor” isimli 464 sayfalık kitap bu şirkette çalışanların anılarını aktarıyor. 1970’lerden gelen anılar da olmakla birlikte çoğunluğu 1980 ve 1990’a ait. İçinde 84 anı yer alıyor.
Eğitim Verilmeden Sahaya Atılan ve İman Gücü ile Çalışan İnsanlar
Kitapta anılarda en çok rastladığımız hususlardan birisi, insanların “işi bilmeden” ve “herhangi bir eğitim almadan” atandıkları bölümlerde kendi kendilerine işi öğrendikleri. İşler adeta “iman gücü” ve kimi insanların “iyi niyetleri” ile yürümüş.
- Çağrı Merkezleri, İnsanlara Sadece Telefon Numaraları Konusunda Değil, Özel hayatlarında Yardımcı Olmuş
Bugün “çağrı merkezi” haline dönüşen zamanın 118’i ya da benzer numaraların olduğu servislerle ilgili çok ilginç anılar var. Bir kaç tanesini analım;
- Mehtap İnan 17 ağustos 1999’da Amerika’ya yeni gitmiş olan gençkızın Gölcük’te tamamı vefat etmiş olan aile ve hatta sülalesine ulaşma çabasına katkısını ve sonunda yanında hiç para olmayan gençkızı büyükelçiliğe haber vererek nasıl geri getirebildiklerini anlatıyor. (Mehtap İnan’ın diğer anıları da ilginç)
- Hülya Aslan “Geleceğe Mektup” kampanyasını hatırlatıyor. Bu kampanya bence de ilginç. Keşke sürse.
- Hastalığı ve aldığı ilaçlar nedeniyle bir dönem saçlarını kaybeden Saniye Çotuk bize, müdürü Semiha Atalar’ın ve diğer arkadaşlarının yaklaşımını (desteğini) anlatırken, bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini gösteriyor.
- Hatice Şahman, Milletlerarası Servisinin 1990’lardaki, Dilek Tehci ise 1980’lerin sonlarından itibaren Şehirlerarası Servisini durumunu çok iyi anlatmışlar. Adeta tarihe not düşmüşler. Hatırlayalım; eskiden milletlerarası ya da şehirlerarası görüşebilme için bu servislere kayıt yaptırır ve sıra beklerdiniz. Bu sıra ise saatlerce sürebilirdi.
- Asker aileleri ya da diğer konularda da yardımcı olan hikayeler var.
- Deprem Anıları
Türkiye’nin yaşadığı en büyük depremlerden birisi olan 1999 Marmara depremi konusunda birden fazla anı var. Bunların bazısı Perihan Tunçbilek’in anısında olduğu gibi, ailesi ve kendi bulunduğu bina için endişe duyarken hala çalışmak zorunda olmayı anlatıyor.
Ama beni en çok Abidin Dağlı ve Oktay Şahman’ın depremle ilgili anlattıkları etkiledi. Bütün zorluklar içinde Yalova, Adapazarı ve Kocaeli santrallarını ayağa kaldırmak ve kesik haberleşmeyi yeniden sağlamak için nasıl çalıştıklarını anlatmışlar. Eşleri ve aileleri onları merak ederken, ceplerinden para harcayarak mazot almalarını, sarsıntılar arasında depremde hasar görmüş binaların içine girerek devrilmiş cihazları ayağa kaldırmalarını, içinde pis su bulunan rögar’a girerek kabloyu kurtarmayı anlatmış. Kendilerine bu ülke olarak şükran borçluyuz sanırım.
- Hayatlarını ya da Sağlıklarını Tehlikeye Atanlar
Ali Kemal Yurtsever’in anlattığı son hikayede 5 takla atan Land Rover nedeniyle oğlunun doğumgününde vefat eden Santralci Murat anlatılıyor. Ama soğukta tamir yapan diğer insanların da anılarını görüyoruz.
- İç Burkan Anılar
İçimi burkan bir anı da, Böbrek hastası olan iş arkadaşlarına yaptıkları ile ilgili.
- Grev
İlginç bir anı Mustafa Sever’den. Grevin Türk Telekom’u nasıl böldüğünü gösteren bu anı, aynı zamanda grevin neden başarısızlığa uğradığını da hatırlatıyor (Bkz : Türk Telekom Grevinde Kim Kazandı? – 1).
- Dolandıcılıkların Ortaya Çıkışı
Tahmin edileceği üzere, zaman zaman dolandırıcılıklar da olmuş. Örneğin denetçi olarak çalışan Fazlı Köksal’ın anlattığı anıdaki mektupları açarak içlerindeki paraları alan postacı, Suudi Arabistan’daki bir adamla karşılıklı çalışarak, Erzurum 118 üzerinden bir nevi asalak telekom firması yürüten, oradaki işçileri aileleri ile görüştirerek para kazanan bir kadın gibi olaylar olmuş. Bunların nasıl çözümlendiği de kitaptaki bazı anılarda yer alıyor.
- Harcanan ya da Değerlendirilemeyen Değerler
Anılardan görülen bir özellik de, harcanan ya da en azından hiç değerlendirelemeyen yetenekler olduğu şeklinde. Keşke daha uygun bir ortam olabilseydi.
Ülkenin Türk Telekom’da Kaçırdığı Fırsatlar
Kitapta en çok ilgimi çeken 2 anıdan birisini Hakan Gedikli, diğerini Osman Muzaffer Ayvalı yazmış.
- Denizaltı Kablolarında Ülkemizin Söz Sahibi Olması Nasıl Engellendi?
Ayvalı, kendi başına bir kitap yazsa bence iyi edecek. Çünkü bu kitapta anlattığı çok anı var. Yöneticilik anıları bence iyi noktaları vurguluyor. Usta Tesisatçı Sınavına giren işçinin kendi sağlığı yerine, şirketin malına zarar gelmesini öncelikli tercih etmesini hoş bir anı olarak anlatıyor.
Ayvalı’nın anlattığı önemli bir anı; ülkemizde binalarda standartlara uygun telefon altyapı tesisatının (Ankastre) zorunlu kurulması için gösterdikleri çabayı gösteriyor. Yani bu işlerin bireyler tarafından zorlandığını anlıyoruz. Ayvalı’nın diğer anılarında da benzer notlar var.
Ayvalı’nın anlattığı, zamanın başbakanı Mesut Yılmaz’ın telefonlarının dinlenmesi uzantısında kurulan “TBMM telefon dinlemeleri Araştırma Komisyonu” anısı da ilginç bir anı
Ama Ayvalı’nın benim en çok ilgimi çeken anısı, HESFİBEL firması ile ilgili olan. Eğer burayı tıklayıp, Türkiye bölümünü büyütürseniz bugün ülkemizi dünyaya bağlayan 5 denizaltı kablosu göreceksiniz. Bu kabloların özelliği yerli olmayışlarıdır. Buraya bakarsanız da kabloların 2sini eskiden İsrail firması olan şimdilerde Telecom Italia’nın alt şirketi olan MedNautilus’ten sağlandığını göreceksiniz. İstanbul’dan başlayan sarı hattın bir ucu Hayfa / İsrail’de gözüküyor.
Bunları anlattıktan sonra Ayvalı’nın anısına dönersek (bir başka yazıda daha detaylı bakalım), Yunan’lıların denizaltı kablosu tamirat gemisi donatacağı bilgisi üzerine, 3 tarafı denizlerle kaplı ülkemizin de bu alanda bir adımı olmasını düşünen Türk Telekom’cular, HESBİFEL firmasına destek vermişler ve bir geni alınmasına önayak olmuşlar. Firma denizaltı kablolarını tamir işinde 3 yıl çalıştıktan sonra, sözleşme yenileme sırasında, Yönetim Kuruluna yeni atanmış olan Devrim Paşa ve Ziya Albay’ın yönlendirmesiyle 2 emekli albayın bu işi almasına çalışılmış ama yönetimin işin inceliklerini anlatmasıyla ihale yeniden Hesbifel’de kalmış. Ancak ondan sonra hükümet ve dolayısıyla Türk Telekom yönetimi değişmiş ve biz bugün İsrail’in kurduğu bir kablo üzerinden güvenli!!!!! haberleşme sağlıyoruz.
- GSM Firmalarının Ara Bağlantı Tarifesi
GSM firmalarının ara bağlantı konusunu da Osman Muzaffer Ayvalı anlatmış. Burada Ayvalı, Türk Telekom’un bu konuda hakkaniyetli davrandığını anlatmış ama bu konuda detayı bilmeden, sonraki dönemde de Türk Telekom’un yaptıklarına bakarak, bu hakkiniyetten çok emin olmadığımı belirtmeliyim.
- Kendi Çözümlerini – Yazılımlarını Geliştirme Fırsatının Kaçırılması
Kendi anlattığı anılara bakarak, bir şeyler yapmaya çalışan bir mühendis olduğunu gördüğüm ve bu nedenle bugün Kayseri’de bir kamu kurumunda çalıştığı notuna üzüldüğüm Hakan Gedikli de, benzer başka bir anıyı dile getiriyor.
Hakan Gedikli, Kırsal Alan Merkezi Bakım Sistemi (KAMBS) öncesi durumu anlatıyor. Bundan öncesinde borçtan dolayı açılış, kapanış işlemleri için köylerdeki santrallara fiziksel olarak gitmek gerekiyormuş. Gedikli iş yükünü azaltmak için bu santrallara uzaktan erişerek borçtan kapatılacak veya açılacak telefonların işlemlerini yapacak bir yazılım geliştiriyor. Bu yazılımın Türkiye çapındaki tüm santrallara yayılması için duyuru yapacakları sırada, KAMBS ihalesi yapılacağını öğreniyorlar ve orada duruyorlar.
Fazlı Köksal ve Zafer Tekbudak
Anılardan bahsederken, bu derneğin, yarışmanın ve kitabın oluşmasında en çok payı olan insanları da anmak lazım. Başkan Zafer Tekbudak ile tanışıklığım çok yeni ve babası dahil telekomcu olduğunu, hangi bölümlerde çalıştığını, kitapta yer alan anılardan gördüm. Faaliyetlerinin çeşitliliğini görünce de şaşırdım. Biz böylesine değerli ve hala bir şeyler yaratan insanlardan neden daha çok yararlanmıyoruz?
Fazlı Köksal ile tanışıklığımız ise 2000’lere kadar gider. En beğendiğim özelliği, yazıp çizmesidir. Bazen aynı fikirde olmadığımız olsa bile, yazılarını çok ilgi ile takip ettim ve bazen bu yazılardan bilmediğim şeyler öğrendim. Kendi anılarının da yer aldığı bu kitaptaki diğer kişilerin anılarda isminin bir kaç kez ve her seferinde beğeni ve çözüm bulabilirliği ile geçtiğini gördüm. Köksal’I vatanını çok seven ve sürekli bir şeyler yaparak katkı sağlamaya çalışan bir insan olarak tanıyor ve seviyorum.
Fazlı Köksal ilgili ufak bir notu da aşağıda, benim anım olarak belirteyim.
Personelin Devri; Bu Yazıları Sadece 3 Kişi Yazabilir – Ali Ölçer, Fazlı Köksal, Fuat Önderoğlu
2005 yılının sonunda yönetimi Ojer Telekom’a devredilen Türk Telekom’da o tarihten, 2006 mayısına kadar geçen sürede personelin bir kısmının devlette kalma ya da özelleştirilen Türk Telekom’u seçme süreci başlamıştı. Devlet, Türk Telekom ve de Ojer Telekom bu süreçte çalışanları, anıların en başında anlattığımız gibi yine eğitimsiz, bilgi verilmeyen bir durumda kendi başlarına bıraktı.
Güvence arayan kişiler doğrudan devlete yönelmişti ama yeni bir oluşumda şansı olup olmadığını anlamaya çalışanlar vardı ve anladığım kadarıyla bulabildikleri her noktaya bilgi almak amaçlı başvuruyor ve ne yapacaklarına karar vermeye çalışıyorlardı.
Başvurdukları bir yer de turk-internet.com’du. O zamanlar 5 yıldan beri telekomünikasyon haber ve makaleleri yayınlayan sitemize, belki yardımcı olabiliriz düşüncesiyle “şu kadar yıldır Türk Telekom’da şu bölümde ve şu kadroda çalışıyorum. Haklarım nedir? Ne yapmalıyım?” ya da “Sözleşmeli personelim, Devlet’te kalma hakkım var mı?” diye soru soran mailler gelmeye başlamıştı.
Bu maillere cevap olarak 18 kasımda yani devirden 3 gün sonra yayınladığımız Türk Telekom’da Gitmek mi Zor, Kalmak mı? Günleri başlıklı yazımıza Türk Telekom’da çalışan ve insan kaynakları konusunda derin bilgisi olan bir kişi cevap verdi. Kendisine bu kişilere yardımcı olup olmayacağı, bilgi verip veremeyeceğini sorduğumuzda memnuniyetle bilgi verebileceğini belirtti ve ondan sonraki 45 gün boyunca sitemize her gün başka bir gurubun durumunu analiz eden yazılar gönderdi. Örneğin, “kapsam dışı personelin geçiş hakkı var mı?” ya da “sakat ve hükümlü personelin durumu” gibi..
O dönem, Türk Telekom’un yönetimini alan Ojer Telekomunikasyon firmasının ve Türk Telekom’un Genel Müdürü Paul Doany’ye durumu aktardım ve bu kişiden yararlanmak isteyip istemediğini sordum. Çünkü insanların bu kadar yalnız başına kalması beni çok şaşırtmıştı. Başta devletin ama daha sonra Türk Telekom’un ya da devir alan ve British Telekom’dan da danışmanlık almakta olan Ojer Telekokmunikasyon’un, devir alınana kadar geçen yaz ayları ve sonrasında bu konuda bir eğitim / hazırlık çalışması yapmış olacağını sanıyordum ama değildi. Zaten kitaptaki diğer anılardan da gördüğümüz üzere Türk Telekom elemanları hep kendi başlarınaydı. Destek de yine kendi içlerinden çıkıyordu.
Ama asıl ilginci, bu yazıları yazan kişinin kimliği konusundaydı. Bu kişi Türk Telekom’da kalmaya devam edecekti ama o zaman % 45 olan hazine payı nedeniyle hala “devlet memurluğu” kapsamında basına bilgi veriyor pozisyonunda değerlendirilme olasılığı vardı. Ya da tam tersine özelleşse de, yazdığı yazılar çok yararlı olsa da, Türk Telekom’un çalışanlar kurallarına aykırı bir durum olup olmadığı bilinemiyordu. Doany’ye sorduğumda bu tür bir eğitimi kendileri vermek için pek de ilgili görünmemişlerdi. Kendilerinin bir takım çalışmalar yaptıkları iddiasındaydılar ama benim gördüğüm kadarıyla büyük bir sorun vardı.
Herneyse, bu nedenlerin toplamı sonucunda, bu yararlı insan takma isim kullanmaya karar verdi ve bu ismi kendisi “Hakan YerliKaya” olarak seçti. O dönemin kahramanı olan bu kişiyi pek çok insan merak etti ve bize sorular yağmaya başladı. Bunların içinden en ilginci şuydu;
Bu yazıları yazacak düzeyde Türk Telekom’da 3 kişi olabilir. Bu 3’ü de şirkete girişte derece almışlardı; Ya Ali Ölçer, ya Fazlı Köksal ya da Fuat Önderoğlu.
Yazıları yazan Önderoğlu idi. Fedekar, arkadaşlarına yardım ve destek için heyecan duyan ve sonradan özellikle grev döneminde de gördüğüm üzere yararlı bir kişiydi. Türk Telekom’a daha çok yararı olabilirdi ama 2011 yılında emekliliğe ayrıldı gördüğüm kadarıyla.
Fuat Önderoğlu, Hakan Yerlikaya imzasıyla karışmasın diye sonraları Mehmet Güngör imzasıyla da turk-internet.com’a bazı yazılar yazdı. Bu yazıları burayı tıklayarak görebilirsiniz.
Emekli İnsan Kaynakları Müdürü Fuat Önderoğlu’nun o dönem Hakan Yerlikaya adı altında yazdığı Personel Devri ile ilgili yazıları burayı tıklayarak okuyabilirsiniz. Bu yazılar özelleştirmenin personel süreçlerini incelemek isteyen akademisyen ya da devletten birileri olursa, çok yardımcı olacaktır, eminim. Zaten Şükrü Kızılot’un bazılarını kullandığı belirtiliyor. Bunların hepsi tarihe düşülmüş bir kayıttır.
Anı Kitabı Çok Önemli
Başta da dediğimiz gibi, bu anı kitabı çok önemli. Burada insanların çektiği sıkıntılar ve dönemin şartları bulunuyor ama daha önemlisi Türk Telekom’un teknik anlamdaki durumunu anlatan anıları görüyoruz. Asıl bunlar çok önemli. Umarım bu anı yarışması her sene tekrarlanır.
Bu arada adlarını yazamadığım anılardan beğendiğim başkaları da var. Ama bu kadar büyük bir kitabı, bir kerede değil, boş vakitlerimde ara ara okuyabildim. Atladıklarım için özür dilerim. Herkesin çok başarılı olduğunu, bazı yazarların da bir hayli profesyonel yazdıklarını not edelim..



Kaynak : 