AB Yapay Zeka Yasası, aşamalı iki yıllık bir uygulama başlamadan önce Ağustos ayının başında yürürlüğe giriyor. Ancak Avrupalı işletmelerin henüz bu yasaya hazır olmadıkları kaydediliyor.
AB işletmeleri, yasanın 1 Ağustos 2024’te resmen yürürlüğe girmesinden önce harekete geçmeye zorlamayı hedefliyor. Bu tarih, kademeli bir uygulamanın başlangıcını işaret ediyor.
Yasanın 2025 yılı başında yürürlüğe girmesinden altı ay sonra, AB’nin yasaklı yapay zekaya ilişkin politikası yürürlüğe girecek; bu da risk açısından “kabul edilemez” olduğu düşünülen yapay zeka sistemlerini kullanan kuruluşların faaliyetlerini durdurması veya bunlara uyması gerektiği anlamına geliyor.
AB’nin yasaklı kullanım durumları arasında, kullanıcıları “yaş, engellilik veya belirli bir sosyal veya ekonomik durum” temelinde istismar eden yapay zeka sistemleri ile “bir gerçek kişinin suç işlemesi riskini değerlendirmek veya tahmin etmek için” kullanılan sistemler yer alıyor.
Nisan 2025’e kadar, AB’nin uygulama kuralları yapay zeka uygulama geliştiricileri için geçerli olacak; bloğun Yapay Zeka Ofisi, sendikalarla iletişim halinde bu kuralların “hazırlanmasını teşvik edecek ve kolaylaştıracak”.
İşletmeler, yasanın resmiyet kazanmasından yaklaşık 12 ay sonra, Ağustos 2025’te genel amaçlı yapay zeka modelleri için yükümlülüklerle karşı karşıya kalacaklar. Yüksek riskli yapay zeka modelleri için yükümlülüklerin ise iki yıl sonra yürürlüğe girmesi planlanıyor.
Mevzuat Hızla Güncelliğini Yitirecek mi?
Bir yanda da bazı uzmanlar, Kanun’daki bazı hükümlerin yakında geçersiz hale gelebileceğini iddia ediyor. Düzenlemenin ulusal otoriteler tarafından tekdüze bir şekilde uygulanabilecek net tanımlara ihtiyacı var. Ancak, bu tanımlar çok spesifik olursa, yeni teknolojiler ortaya çıkar çıkmaz modası geçme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Dolayısıyla Yapay zeka teknolojisindeki gelişmeler hızla arttığından, bu mevzuatın güncelliğini yitirmiş olması da mümkün.
Üye ülkelerdeki farklı aktörlerin haklarını ve sorumluluklarını tanımlayan AB düzenlemesi geleneğinde, Yapay zeka Yasası birçok açık tanım ve kriter içermektedir. Ancak yazarları aynı zamanda hızlı teknolojik gelişmeler arasında etkili kalacak bir çerçeve tasarlama zorluğuyla da karşı karşıyaydı.
Başlangıçta, mevzuat temel modellerden hiç bahsetmiyordu ve sadece amaçlanan uygulamalara dayalı olarak farklı yapay zeka sistemlerinin risk temelli bir sınıflandırmasını koruyordu. Son metin üzerindeki müzakereler sırasında, kanun koyucular iki kampa ayrıldı: Yasanın yalnızca ChatGPT gibi kullanıcı arayüzlerini kapsaması gerektiğine inananlar ve bunları destekleyen temel modellerin düzenlenmesi gerektiğini savunanlar.
Yapay Zeka Yasası, temel modelleri, onları eğitmek için kullanılan işlem gücüne göre ayırıyor ve saniyede 10-25 kayan nokta işlemini (FLOP) aşan modellerin, daha fazla denetim gerektiren “sistemik risk” getirdiği kabul ediliyor. Ancak bu eşiği kısa süre sonra aşacak dört ya da beş büyük model olacağı için, kuralların yakında geçersiz kalacağı eleştirileri var.
Eğitim eşiğini geçersiz kılabilecek bir diğer faktör de giderek daha yetenekli küçük dil modellerinin (SLM’ler) ortaya çıkması. SLM’ler büyük dil modelleriyle performans farkını hızla kapatırken, AB düzenlemesinin boşluklarından sıyrılabilecekleri anlamına gelebilir.
Sonuç olarak, Yapay Zeka Yasası AB’nin yapay zekayı nasıl düzenleyeceğine dair bir çerçeve oluşturur. Ancak temel model boyut eşiği gibi belirli kriterlerin kısa süre sonra güncellenmesi gerekebilecek. Bir yandan, modelleri boyuta göre kategorize etmek, düzenleyicilerin AB firmalarına yatırımı engellemeden veya daha küçük geliştiriciler için gereksiz engeller yaratmadan en güçlü yapay zeka sistemleriyle başa çıkmalarının en iyi yolu olabilir. Öte yandan, uzmanlar düzenlemenin, boyut yerine teknolojinin nasıl uygulandığına odaklanmasının daha iyi olacağını söylüyor.



Kaynak : 