Gazeteciler – Halkla İlişkiler ve Online Yayıncılar başlıklı dosya kapsamındaki yazı dizimize, blogları medya iletişim aracı olarak ülkemizde ilk kullanan 41? 29! dijital pazarlama ajansının kurucusu Alemşah Öztürk ile devam ediyoruz.
Kendisi de bir blog yazarı olan Öztürk, blogların niş bir pazarlama aracı olarak doğru bir şekilde kullanılmaları gerektiğini düşünüyor. Öztürk’ün, dikkati çektiği bir başka nokta da, samimi olmayan blogların doğal olarak ayrıştırılacağı şeklinde.
turk-internet.com; Bize kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
Alemşah Öztürk; 41? 29! adında bir dijital pazarlama ajansının sahibiyim, aynı zamanda 2001 yılından beri blogger olarak antifit.com adresinde online marketing, word of mouth, kampanyalar ve yeni fikirler üzerine yazıyorum.
41? 29! 2,5 yaşını yeni doldurmuş, Turkcell, Garanti, Ulker, Unilever gibi markalara yeni nesil pazarlama projeleri yapan, yaratıcı fikirle, pazarlama kurgularını birleştiren bir ajans.
Aynı zamanda çeşitli üniversitelerde konuk eğitim görevlisi olarak aynı konularda ders veriyorum.
turk-internet.com; Blog yazarı olmanın ne anlam ifade ettiğini bize kısaca anlatabilir misiniz?
Alemşah Öztürk; Blog, günlük (Weblog) kelimesinden ortaya çıkıyor ve temelde insanların paylaşma isteği üzerine kurgulanmış bir arayüz diyebiliriz. Gün içinde yaşadığımız şeyleri, beğendiğimiz linkleri, yazıları, videoları ya da belirli konulardaki fikirlerimizi, projelerimizi paylaşmak için bize ait, kişisel, kurallarını bizim koyduğumuz bir ortam.
İhtiyaç paylaşmak ve sonrasında belirli bir konuda fikir sahibi olmak, ya da olduğunu göstermek de bu listeye eklenebilir.
turk-internet.com; Blogcular, günümüz yeni medyasında ve sosyal ağlarda nasıl bir yere sahip? Şirketler, bunları nasıl değerlendiriyor?
Alemşah Öztürk; Blogcular, günümüz pazarlama anlayışı içerisinde Fikir Lideri diye tanımladığımız konumdalar. Yani, yazdıkları yazılarla, yaptıkları yorumlarla, kendilerini takip eden kitlenin bir kurum, ürün ya da servis hakkındaki fikirlerini değiştirme gücüne sahipler.
Bu oldukça büyük bir sorumluluk ve etik olarak da beraberinde başka sorumlulukları getiriyor; her zaman doğru haber vermek, objektif bakmaya çalışmak, problemleri tek tek değil zaman içindeki toplam performansa bakarak değerlendirmek, sabırlı olmak vb.
Şirketler bu fikir liderleriyle nasıl çalışıyor? Dünyada ve Türkiye’de bu konudaki başarılı örnekler hep, doğru marka ve doğru blogcu işbirliğinde olmuş. Her blogcu her markanın işine yaramaz, daha niş bir pazarlama aracı olarak kullanılmalıdır.
Elektronik bir ürününüz mü var, ona göre bir blogcu seçin, ya da yeni bir gıda markası mısınız, yine ona uygun bir blogcu gerekir.
Markaların nasıl kullandığına gelince, genellikle fikir almak ve ilk deneyimi onlarla paylaşmak, blogculara ürünü ilk denettirmek şeklinde yaklaşıyorlar.
Bunlar tabii en basit yöntem, daha başarılı projelerde blogcunun projenin bir parçası olduğu, heyecanlandığı, sadece haber veren bir mecra gibi değil, projenin ve deneyimin bir parçası olarak kullanıldığını görüyoruz, bu çözüm blogcuyla beraber çıkartılan bir yemek kitabı da olabilir ya da kampanyanın bir parçası olarak blogcuyu kullanmak da olabilir.
Burada, sadece “bak bu sana gönderdiğim ürünüm, hadi beni de yaz” yaklaşımı çalışmaz, çalışmamıştır, çalışmayacaktır!
Bu hedef kitleye sadece sampling yapmak intihar etmekle eşdeğer benim gözümde.
Röportajın devamını Alemşah Öztürk; Blogcular Olarak Asıl Gücün Bizde Değil, Okurlarımızda Olduğunu Unutmamalıyız başlığı altında okuyabilirsiniz.

Kaynak : 