Son dönemde ismini duymaya başladığımız bilişim sektörü sivil toplum örgütlerinden birisi de Alternatif Bilişim Derneği. Genellikle arkası dolu açıklamalar yapan dernek, tam da önemli noktalara parmak basıyor.
Alternatif Bilişim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Keleş ile derneğin faaliyet gösterdiği alanları konuşuyoruz. Kuruluşun, dernek statüsünü kazanmasının henüz bir yıllık geçmişinin olduğunu anlatan Keleş, faaliyetlerinin ise çok daha öncesinden beri sürdüğünü ifade ediyor. Bilişim teknolojilerinin daha çok sosyal ve siyasal taraflarıyla ilgili olduklarını belirten Keleş;
“İfade özgürlüğü, bu teknolojilerin daha iyi nasıl kullanılabileceği, teknolojilerin sosyal siyasal etkileri ve sonuçları, bunların insan hayatını nasıl değiştirdiği gibi konularla ilgiliyiz”
ifadesini kullanıyor. Derneğin, oldukça geniş bir skalasının olduğuna işaret eden Keleş, sadece bilişimci değil, iletişimci, sosyolog, birçok sosyal ve teknik bilimlerden insanı bir araya getirmeye çalıştıklarını söylüyor. Gerçekleştirdikleri etkinlik ve çalışmalarla vatandaşları bilgilendirmeye gayret ettiklerini anlatan Keleş, son dönemde en fazla üzerinde durdukları konunun sansür olduğunu ifade ediyor. Keleş, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Biliyorsunuz filtreli bir döneme giriyoruz. Çok yakında filtreli internet dönemi başlayacak. Burada inanılmaz bir bilgi kirliliği yaşandı ve biz bunu bir şekilde aydınlatmaya çalıştık.
Maalesef kanun yapıcılar çok şeffaf değiller. Kanun yapma süreçleri çok kapalı bu ülkede. Ve bu kanun kamuoyu manipüle edilerek yapılıyor. İnsanların, toplumun rızası bu manipülasyona dayanarak alınıyor.
Örneğin, “güvenli internet” diye bir şey sunuldu insanlara. Aslında onun adı filtreli internet. Ve hemen ardından bir ahlaki panik havası yaratıldı, “çocuklarımız tehlike altında, risk altında, aileler tehlike altında” gibi. Sanki bizim zırhlara ihtiyacımız varmış gibi bir manipülasyon yapıldı ve buna çözüm olarak da filtreli internet sunuldu.
Ama bizim de çalışmalarını yaptığımız, parçası olduğumuz bazı araştırmalar bunun tam tersini söylüyor. “Eu Kids Online” adında bir çalışma var. Ve bu araştırma 17 ülkeyi kapsayacak şekilde gerçekleştirildi.
Türkiye, bu 17 ülkede riski en az görülen ülkeden bir tanesi, 14. falan. Sebebi de aslında bakarsanız yeteri kadar kullanımın olmaması. Ama, şu anda kamuoyunda çok yüksek bir risk algısı yaratıldı. Ve toplumda bir şekilde ikna edildi. “Evet, internete filtre gerekli” diye.
Biz bunlara karşı raporlar yayınladık, çözümün filtre olmayacağını, teknik çözümlerin, erişim engellemelerin, filtrelerin aslında insanlara güvenlik getirmeyeceğini, güvenliğin bilinçli kullanımda olduğunu, insanların bilinçli kullanım pratiğinin geliştirilmesi, daha iyi nasıl öğrenebilirler bunun öğretilmesi gerektiğini söyledik.
Bu itirazlarımızın üzerine sadece birkaç değişiklik yapıldı. Biliyorsunuz, çok ciddi tepkiler yükseldi, ardından birkaç değişiklik yapıldı ama geçti.
Sansürlü internet katmerlenerek devam edecek. Bir şekilde vatandaşın seçme hakkı elinden alınmış olacak. Filtreler için seçimlik deniyor ama biz böyle düşünmüyoruz.
Sonuçta internet sağlayıcınız size şöyle soracak; “güvende olmak ister misiniz?” Buna ortalama birçok kişi “tabi ki isterim” şeklinde karşılık verecek.
Yani buna “hayır” diyecek olan istisna olacak aslına bakarsanız. Seçimlik olması, bence o da problem değil aslında. İnternet sansürü konusunda ve filtrelemede bizi bekleyen çok ciddi tehlikeler olduğunu düşünüyorum. Yani bu burada kalmayacaktır. Sansüre kesinlikle karşı çıkmalıyız. Filtreleri hiç kullanmasın insanlar, kesinlikle kullanmasınlar.
Filtrelere güvenerek çocuklarını bilgisayarla, internetle yalnız kesinlikle bırakmasınlar çünkü çocuğunu korumak ailenin, ebeveynin görevidir. Bunu bir merkezi filtreyle yapamazsınız. Onun dışında interneti bekleyen başka tehlikeler de var. Ticarileşme ciddi bir diğer sorun. Sıkıntılı süreçler yaşayacak internet. O nedenle kullanıcıların internete daha çok sahip çıkmaları gerekiyor.
Bizim uzun süredir gündemimizde bu konu var. Onun dışında Wikileaks konusunda bir kitap yayınladık, bir panel yaptık. Yani bu teknolojilerin bilgi dolaşımını nasıl etkilediği, bilgi ilişkisini nasıl yeniden tanımlamaya zorladığı konusunu çalıştık. Cesur yeni medya diye bir e-kitabımız var. Bu, alternatifbilisim.com adresinden indirilip okunabiliyor. Yine nefret söylemi bizim çalışmalarımızın arasında uzunca süre yer aldı.
turk-internet.com: Nefret söylemi perspektifinde hangi konular var
Ali Rıza Keleş:Nefret, geleneksel medyada da var. Gazetelerde, televizyonlarda, radyolarda… Burada ırkçı, ayrımcı, cinsiyetçi bir takım içerikler mevcut. Ama yeni medya ortamında bu çok daha katmerli bir hal alıyor. Çünkü bu sefer insanlar da bu üretim sürecine, dolaşım sürecine çok aktif bir şekilde katılıyorlar. Çünkü bir gazetenin okuyucu kitlesi, tirajı onun çevresiyle sınırlı ama internette paylaşılan küçük bir içerik milyonlara çok hızlı bir şekilde ulaşıyor ve insanlar yorumlarla bunu katmerleyebiliyor. Biri bir şey yazıyor, öteki başka bir şey yazıyor. Dozaj sürekli artış gösteriyor.
turk-internet.com: Siz ne yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz? Çözüm öneriniz nedir?
Ali Rıza Keleş: Mesela, çok ironik bir şey bu. Biz yasakları savunmuyoruz kesinlikle ama Türkiye’de internet sitelerini kapattıran, tespit edilmiş 8 tane katalog suç var. Ancak, bunların arasında nefret suçu yok.
Mesela internette birçok şey yasak ama ırkçılık yasak değil. Irkçılıktan site kapatılmıyor. Halbuki bence ırkçılık bugün müstehcenlikten daha büyük bir tehlike, risk internette. Yani benim çocuğum ikisinden birine maruz kalmak durumunda kalsa ben herhalde ırkçılığa kesinlikle maruz kalmasın derim.
Bizce çok ciddi bir sorun ama bu ülkede maalesef bu tip sorunlar risk olarak görülmüyor. Aslına bakarsanız bu konuya duyarlı olunduğunu ilk söyleyen insanlar da bazen farkına varmayabiliyor. Çünkü nefret söylemi öyle bir şey ki, bizim günlük bir takım pratiklerimize bile işlemiş. Konuşurken, şakalaşırken falan.
Bu konuda ciddi bir farkındalık yaratmak gerekiyor, biz bunun çabasını uzunca bir süredir veriyoruz. Üniversitelerde bir sürü paneller yaptık, gazetecileri, yayın editörlerini çağırdık ve onlarla çalıştık. Kitap yayınladık. Bu konuda farkındalığın artması lazım.
Biz kesinlikle yine engelleme, filtre, yasak savunmuyoruz. Kesinlikle onlar çözüm değil. Yasaklamak üstünü örtmek oluyor, onu yok etmiyor, o tehlike olarak risk olarak hayatta durmaya devam ediyor. Ve pozitif örneklerin yaratılması yani ırkçı insanların oralarda geçirdikleri zamanı daha farklı yerlerde geçirebilmesi, daha iyi içeriklerin, pozitif içeriklerin yaratılması gibi bir takım önerilerimiz var.
Kadir Has Üniversitesi’nin Yeni Medya Bölümü’nün desteğiyle medyada etik çalıştayı yaptık. Yeni medyada etik çalıştayında yeni medyanın etik sorunlarını konuştuk ve orada nefret söylemi de konuştuğumuz konulardan bir tanesiydi. Yaklaşık 13 tane etik sorun tespit ettik. Bunlardan bir tanesi yeni medyadaki nefret söylemiydi. Yeni medyada izleme günü, yani insanları bulup, bir araya getirip, topluca bir liste çıkaracakları bir çalışma yapmaya gayret ettik. Bu tip çalışmalar yapıyoruz.
turk-internet.com: Peki ben başka bir şey sormak istiyorum. Siz bu tür ortamlara giriyorsunuz, iletişim kuruyorsunuz. Gençlerin tepkileri, internet kullanıcılarının tepkileri nasıl oluyor siz böyle şeyler anlattığınız zaman?
Ali Rıza Keleş: Sansür konusu aslına bakarsanız gençlerin gündeminde ve tepkililer. Zaten Taksim’de yapılan yürüyüşü hatırlarsanız, katılımcıların çok büyük bir bölümü genç insanlardan oluşuyordu. Ve her siyasi görüşten buna katılım oldu. O yürüyüşte türbanlılar da vardı, eşcinseller de. Her türlü insan vardı.
Ama bizim daha hala ikna edemediğimiz, ulaşamadığımız geniş bir kitle var. Gençler bu konuda daha duyarlılar. Geniş kitle maalesef belirleyici, muhafazakar algıları yüksek, hassaslıkları yüksek ve aslına bakarsanız özellikle medya tarafından kötü manipüle edilen bir kitle. Bunlara ulaşmak çok zor. Mesela ana akım medya bunu bu şekilde yönlendiriyor ve biz bu sansürü aşamıyoruz. Aşmanın yollarını deniyor ama çok zor. Ama yapacağız, elimizden geldiğince çalışacağız bunun için.

Kaynak : 