Makalenin ilk bölümünü burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.
Bilgisayar Bilimlerinden Yeni Mezunlar için Sorular
Dewar eğer bir geliştirme işi için bilgisayar bilimleri mezunları ile kendisi mülakat yapıyor olsaydı, yetersiz eğitim alanları aşağıda yer alan soruları sorarak rahatlıkla eleyebileceğini ifade ediyor:
- Yaşamakta olduğunuz problemlerden birisini, derleyicinin yanlış kod üretmesinin neden olduğundan şüphelenmeye başladınız. Bunun izini nasıl sürersiniz? Derleyiciyi sağlayan firma için nasıl bir hata (bug) raporu oluşturursunuz? Bu sorunu aşmak için ne gibi çalışmalar yaparsınız?
- Yaşamakta olduğunuz problemlerden birisine, işlemcinin talimatnameye uymadığı bir donanım sorununun neden olduğundan şüphelenmeye başladınız. Bunun izini nasıl sürersiniz? Çip üreticisi için nasıl bir hata raporu oluşturursunuz ve bu sorunu aşmak için ne gibi çalışmalar yaparsınız?
Profesör “Korkarım ki bu soruları sorduğumda bilgisayar bilimlerinden yeni mezun olanların çoğu bana boş gözlerle bakacaklardır. Çünkü pek çoğu derleyici ve makine dillerini hiç görmemiş olacaklardır!” diyor.
Çok fazla ileri gitmemiş olmak için Dewar kendilerini çok iyi yetiştirmiş yeni mezunlar olduğunun da altını çiziyor.
“Elbette birkaç üst düzey okul da var ve bu okullarda okuyanlar hem okula başlarken çok bilgili oluyorlar hem de mezuniyete dek kendilerini çok çok iyi yetiştiriyorlar. Carnegie [Mellon] ve MIT gibi okullar mevcut ve bu okullardan mezun olanlara hiçbir şekilde edilebilecek tek söz yok. Yani benim yeni mezun bilgisayarcılar için genel anlamda söylediklerim elbette ki her yer ve herkesi kapsamıyor.”
Endişe Nöbetleri
Dewar’ın bakış açısına göre yıllar hatta on yıllar öncesine bir göz atacak olursak üniversiteler o zamanlar kendilerini çok daha büyük entelektüel zorluklara götürecek Fortran veya Pascal gibi programlama dillerine odaklanmaya başlamışlardı.
Ancak 90’larda gelen teknolojik devrimler ile birlikte üniversitelerin Bilgisayar Bilimleri bölümlerinde bir anda bir değişim fırtınası esmeye başladı.
Dewar “O dönemde New York Üniversitesi’nde yaşananları aktarabilirim ve sanırım pek çok üniversitede yaşanan da bunun aynısıydı,” diyor. ”Evet o dönemde bir masanın başına oturup ‘Hangi dili öğretmeliyiz acaba?’ diye kendi kendimize sorduk. Ve cevap ‘Ah, evet Java öğretelim’ oldu. Bunu söylerken o masanın başındakilerden hiçbirisi gerçek anlamda Java’yı bilmiyordu. Ama bu dili öğretmek istediğimizden emindik çünkü bu endüstrinin kullanacağı yükselmekte olan bir dildi ve gelecekte herkes her şeyi Java’da yapacaktı” diyor.
“Ve günümüze gelirsek Java bir anda ortalığı sildi süpürdü. Pascal’ı ortadan kaldırdı. O zamanlar ABD’de bilgisayar programlama dili olarak öncelikle ADA öğreten 200 kadar üniversite vardı ve C ile C++ öğretenlerin sayısı nedense daha azdı. Java geldi ve neredeyse hepsini sildi süpürdü.”
Çekirdek öğretim dili olarak Java artık evrenselleşti. “Örneğin AP sınıflarında (ABD’de ileri düzeydeki öğrencilere lisedeyken, üniversite dersleri sağlayan sistem) sadece Java veriliyor. Önceden C ve C++ verilirdi. Yani Java’nın üniversite müfredatında hayli dominant olduğunu söyleyebiliriz.”
90’ların güneşli günleri yerini sorunlu 2000’lere bıraktığında yazılım endüstrisi iki depremle sarsıldı: Internet’in patlaması ve dış kaynak kullanımının her geçen gün hızla artması. Bu iki faktör de bilgisayar bilimleri öğrencilerinin oluşturduğu kalabalığı göreceli olarak küçük bir gruba dönüştürmekte etkili oldu. Bilgisayar bilimleri bölümlerinin kayıtları gittikçe azaldı. Akademik dekanlarını da endişeli titremeler sardı.
Dewar 2008’de bulutların iyiden iyiye karardığını söylüyor. “Düşen üniversite kayıt sayıları nedeniyle herkes çaresiz bir endişe içinde. Bu durum çok dramatik.”
Dewar “New York Üniversitesi’nde ileri kurslarda 650 lisans öğrencimiz vardı şimdi ise bu sayı 300’ün altında. Bu çok büyük bir değişim. Sadece burada yaşanan izole bir durum da değil, tüm ülke genelinde aynı manzara söz konusu” diyor. “Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi bir anda öğrencilerinizden yarısı ortadan kaybolursa bütçeniz inanılmaz bir baskı altına girer. Dekan da bu durumdan oldukça rahatsız olur.”
“Pek çok üniversitede yaşanan şey sonuçta pazar ekonomisi – öğrenci yoksa fakültenin parası yok vs vs..”<7b>
Dewar bunun karşısında ise üniversitelerin öğrenci çekmek için ağır fedakarlıklarda bulunmak zorunda kaldıklarını açıklıyor. “İşte yapılan iki fedakarlık: Kabul gereksinimlerini düşürmek ve can sıkıcı matematik dersi ve benzerlerinden kurtulmak. Ve elbette ki dersleri daha ‘eğlenceli’ hale getirmeye çalışmak. Ben de Bilgisayar Bilimlerinin eğlenceli olması gerektiğine inanıyorum ancak eğlence problemleri çözerek halledilmeli güzel resimler çizerek değil. Bence asıl tehlike de bu.”
Durumun kısır bir döngüye dönüşme potansiyeli mevcut: Kayıtlar düşüyor, dolayısıyla bilgisayar bilimleri kayıt gereksinimleri düşüyor. Bunun sonucu olarak da her geçen gün sektörde Bilgisayar Bilimleri mezunlarının yerini dış kaynak kullanımı alıyor. Sonuç olarak bu dış kaynak kullanımı haberleri kayıt olan öğrenci sayısını düşürmeye devam ediyor ve döngü uzayıp gidiyor.
Makalenin devamını burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.



Kaynak : 