Son 40-50 yıldır Japonya, Güney Kore ve Tayvan, otomobil ve gemi inşaatından, elektronik ve yarı iletkenlere kadar sektörlere hakim olan dünyanın en başarılı sanayi ekonomilerinden bazıları olarak görülüyordu. Ancak ekonomistler, yapay zeka ile ilgili gelişmeler paralelinde yarı iletken ihracatının manşetlerde yer alan başarısının altında, Kuzeydoğu Asya’nın sanayi tabanının bazı bölümlerinin, “sanayi çürümesi” olarak tanımlanan, üretim kapasitesinin kademeli olarak daralması ve zayıflaması durumunu yaşıyor olabileceği konusunda uyarıyor.
Endişe, bu ekonomilerin çökmekte olması değil. Aksine, sanayi güçlerinin giderek az sayıda stratejik sektörde yoğunlaşması, birçok geleneksel ihracat sektörünün ise Çin’in yükselişi, demografik düşüş, jeopolitik parçalanma ve değişen küresel tedarik zincirlerinin baskısı altında kalıp, zayıflaması olarak yorumlanıyor.
Yapay Zeka Patlaması ve Demografi, Modelleri Değiştiriyor
İlk bakışta, bölge her zamankinden daha güçlü görünüyor. Tayvan küresel yarı iletken endüstrisinin merkezinde yer almaya devam ederken, Güney Kore bellek çiplerine hakim durumda ve Japonya gelişmiş üretim ekipmanları ve malzemelerinde kritik bir rol oynamaya devam ediyor.
Zaten küresel yapay zeka altyapısı patlaması, yarı iletkenler, veri merkezi donanımı, gelişmiş paketleme, bellek çipleri ve endüstriyel elektronik konularında güçlü bir talep yarattı. Ancak ekonomistler bu başarının yapısal bir sorunu gizlediğini savunuyor.
Yapay zeka ile ilgili sektörlerin dışında, geleneksel üretim endüstrilerinin birçoğunda ihracat ve endüstriyel faaliyetler durgunlaşıp veya zayıflarken, Çin bir zamanlar Japonya, Kore ve Tayvan’ın hakim olduğu alanlara doğru istikrarlı bir şekilde genişledi.
Kuzeydoğu Asya bölgesel bir üretim hiyerarşisinden faydalandı. Japonya gelişmiş endüstriyel teknoloji sağladı. Güney Kore üretim ve endüstriyel ölçekte uzmanlaştı. Tayvan bir yarı iletken devi haline geldi. Bu arada Çin büyük ölçüde düşük maliyetli montaj ve üretimi üstlendi.
Şimdi bu model hızla değişiyor. Çinli firmalar artık otomobiller, bataryalar, gemi inşaatı, endüstriyel makineler, tüketici elektroniği, telekomünikasyon altyapısı ve yarı iletkenler alanlarında rekabete girdi. Çin teknolojik değer zincirinde yukarı doğru ilerledikçe, bir zamanlar komşu ekonomilerin işgal ettiği endüstriyel alanı daraltıyor.
Analistlerin vurguladığı başlıca endişelerden biri, Kuzeydoğu Asya üretiminin giderek yarı iletken ekosistemleri etrafında yoğunlaşmasıdır. Bu, çeşitli riskler yaratıyor. Örneğin yapay zeka harcama döngülerine aşırı bağımlılık, sınırlı sayıda ihracat kategorisine bağımlılık, jeopolitik kısıtlamalara karşı savunmasızlık ve ABD-Çin teknoloji gerilimlerindeki dalgalanmalara maruz kalma.
Sonuç ise bir paradoks. Yarı iletken sektörleri patlama yaşarken, daha geniş endüstriyel çeşitlilik aslında daralıyor olabilir.
Bir diğer önemli zorluk da demografik faktörlerdir. Japonya ve Güney Kore, dünyanın en hızlı yaşlanan nüfuslarından ve en düşük doğum oranlarından bazılarıyla karşı karşıya. Azalan iş gücü, uzun vadede imalat iş gücü, iç tüketim, inovasyon kapasitesi ve ekonomik büyümede baskı yaratıyor.
Tayvan da benzer demografik endişelerle karşı karşıya, ancak yarı iletken sektöründeki liderliği ekonomik etkilerin bir kısmını dengelemeye yardımcı oldu.
Jeopolitik, Endüstriyi Yeniden Şekillendiriyor
Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasındaki kötüleşen stratejik rekabet de zorlu seçimler yaratıyor. Kuzeydoğu Asya ekonomileri, Çin imalat ağlarına derinden entegre olmuş durumda ve aynı zamanda Washington ile güvenlik ilişkilerine ve teknoloji ortaklıklarına güveniyorlar.
Bu durum, yarı iletken ihracatı, tedarik zinciri uyumu, endüstriyel yatırım ve teknoloji transfer kuralları alanlarında artan bir baskı yaratıyor. Her iki ekosistemde de faaliyet gösteren şirketler için tarafsızlığı korumak giderek zorlaşıyor.
Bazı analistler, yapay zekanın kendisinin istemeden endüstriyel yoğunlaşmayı kötüleştirebileceğini savunuyor. Yapay zekâ altyapısı, çipler, veri merkezleri, gelişmiş elektronikler ve bilgi işlem donanımı konularında muazzam yatırımlar gerektirdiğinden, sermaye giderek az sayıda sektör ve şirkete akıyor.
Bu durum, yarı iletken sektörünün önde gelenlerini güçlendirirken diğer sanayi sektörlerini nispeten ihmal edebilir. Başka bir deyişle, yapay zekâ, endüstriyel kazananlar yaratırken aynı zamanda başka yerlerde endüstriyel çürümeyi hızlandırabilir.
Birçok ekonomist, “endüstriyel çürüme”yi tam anlamıyla endüstriyel çöküş olarak yorumlamaya karşı uyarıda bulunuyor. Japonya, Güney Kore ve Tayvan, dünyanın en teknolojik olarak gelişmiş üretim ekonomileri arasında yer alıyor. Ama bu ülkeler yapay zeka çağı olarak adlandırılan yeni bir çağa başarıyla geçebilecekler mi? Yani yapay zeka altyapısı, otonom sistemler, enerji geçiş teknolojileri, savunma sanayi üretimi ve jeopolitik parçalanma konularında sıkıntı yaşayabilirler mi?
Bazı analistler, Asya’nın yapay zeka, enerji güvenliği ve savunma harcamalarıyla yönlendirilen yeni bir endüstriyel süper döngüye giriyor olabileceğini bile savunuyor. Soru şu ki, Kuzeydoğu Asya’nın geleneksel endüstriyel güçleri bu büyümeyi yarı iletkenlerin ötesine genişletebilecek mi, yoksa ekonomileri giderek daha dar bir stratejik teknoloji kümesine mi bağımlı hale gelecek?
Tartışma nihayetinde daha büyük bir küresel değişime işaret ediyor. Son 40-50 yılda, ekonomik başarı verimlilik, küreselleşme ve ihracat büyümesiyle ölçüldü. Günümüzde hükümetler dayanıklılık, tedarik zinciri güvenliği, endüstriyel egemenlik ve teknolojik egemenlik konılarına odaklanıyor.
Bu ortamda, Japonya, Güney Kore ve Tayvan’ın karşı karşıya olduğu zorluk, endüstriyel gerilemenin kendisi olmayabilir. Belki de yapay zeka, jeopolitik ve üretimin birbirinden ayrılamaz hale geldiği bir çağda, asıl soru, endüstriyel ekosistemlerin daralmasını önleyip önleyemeyeceği şeklindedi.



Kaynak : 