Bu söyleşinin ilk bölümünü Ahi : Doğal Afet Bile Olsa, Sorumlu İdare Vatandaşa Para Ödemek Zorunda – 1 ve ikinci bölümünü Av.Gökhan Ahi : Yasal ve Ruhsatlı Binada Oturup Selden Zarar Gören İdareye Dava Açabilir – 2 başlığı altında okuyabilirsiniz.
Demokrasiler, vatandaşların demokrasiye sahip çıkması ve hakkını araması ile tam demokrasi olabilir. Biz ülkemizde sık sık demokrasinin eksik olduğundan bahsediyoruz ama çuvaldızı kendimize batırmamız lazım. Çünkü bu tür fevkalade zarar veren olaylarda bile hakkımızı aramayı bilmiyoruz ya da hakkımızı aramaya üşeniyoruz / çekiniyoruz. Gerçi ülkemizdeki davaların yıllarca sürmesi rezaleti de olayın bir başka boyutu. Gökhan Ahi’ye böyle bir dava açmanın maliyetini sorduk :
turk-internet.com : Zarar gören siteler ya da insanlar toplu dava açabilirler mi? Dava masrafları nedir?
Av.Gökhan Ahi : Toplu dava açılamaz. Tek tek açılması gerekli. Siteler de ancak ortak alanlara zarar geldiyse dava açabilir. Onun dışında her daire sahibi kendi zararını belgeleyerek dava açmalıdır.
Masraflar için bir örnek verelim; mesela zarar 10.000 TL ise, binde 54’ün 1/4’ü kadar peşin yani 135 TL, posta vs masrafları ile yaklaşık 250 TL ödeyerek dava açabilir. Ayrıca delil tespiti gerekli ise 500 TL gerekir. Avukat tuttuysa da yaklaşık % 15 civarı bir ücret gerekir.
Davayı açan kişi kazanırsa, resmi masraflar ve % 9 faizi ile parasını alır. Dava 2 yıl sürdü desek, 11.800 TL civarı bir para olur. Ancak kanunda olmasına rağmen uygulanmadığı için avukat parasını alamaz, kendi ödemek zorundadır. O da genellikle % 9’luk para civarı bir şeye denk gelir.
turk-internet.com : Başka olaylarda mesela depremlerde böyle davalar oldu mu? Nasıl sonuçlandı?
Av.Gökhan Ahi : Açılan binlerce davanın büyük bir bölümü zamanaşımından dolayı sonuçsuz kaldı. Bilindiği üzere, cezaevine sadece birkaç tane müteahhit girdi.
Ancak, o günden bu yana bazı davalarda verilen kararlar da örnek teşkil etti ve yıkılan binalardan dolayı hem müteahhitlerin hem de belediyelerin sorumlu olduğuna, tazminat ödemeleri gerektiğine dair kararlar da çıktı.
Bu tür olaylar, uluslararası hukuk literatüründe “yaşam hakkı”nın ihlal edilmesi olarak kabul ediliyor. Türkiye kanunları kişilerin hak aramasına yetecek güvenceyi veremezse, yargıdan bu ilkeye ters kararlar çıkarsa, kişiler ve kurumlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gidebilecektir.
Son yıllarda, sosyal devlet ilkesi daha da bir önem kazandı. Çünkü biliyoruz ki, Türkiye doğal afetlere sık sık maruz kalacak.
turk-internet.com : Bu davaları devlete ve belediyeye karşı açıyoruz ama aslında bunlar devletteki tüm insanları kapsamıyor. Sadece bunu bir menfaat karşı yapanları kapsıyor. Mesela verilmemesi gereken bir ruhsatın altına imza atan bir memur ya da imara açma kararı veren bakan ve bakanlık yetkilileri.
Biz devleti ya da ilgili idari kurumu mahkemeye verdiğimizde bir tazminat alınabilir ama asıl gerekli olan bir daha yapılmaması için bu yolsuzluğu yapan kişilerin teşhir edilmesi olmaz mıydı? Bunu yapacak bir mekanizma var mı?
Av.Gökhan Ahi : Aslında kanunlarımız, belediyenin genel hizmet kusurunun yanında, görevini kötü yapan, hiç yapmayan veya geç yapan ilgili memura da kişisel kusurundan dolayı dava açılması imkanını tanımıştır. Ancak uygulamada, genellikle memura karşı değil, doğrudan idareye dava açılmaktadır.
İdare ise, bu işte kusuru olan memuruna, amirine veya belediye başkanına dönüp ödemiş olduğu tazminatı geri isteyebiliyor. Ayrıca yine bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunabilir ve görevini kötüye kullanmaktan ya da görevini ihmalden cezalandırılmalarını isteyebiliriz.
Belediyelerde, belediye başkanı ve belediye meclisi seçimle iş başına gelmektedirler ve bu kişiler genellikle siyasi kişilerdir. Seçimden hemen sonra, teknik ve idari kadrolar, sözde daha uyumlu çalışabilmek, aslında ise bir takım çıkarları daha rahat sağlamak adına yandaş kişilerle değiştirilmektedir. Hal böyle olunca, yandaş yandaşı korumakta ve asıl kişilere ne yazık ki hukuki olarak dönülememektedir.
turk-internet.com : Başka ülkelerde bu konuda ne tür gelişmeler var?
Av.Gökhan Ahi : Doğal afetler, dünyanın her yerinde olabiliyor. Örneğin ABD’de her yıl okyanus kıyısında yılda 3-4 adet kasırga meydana geliyor. Fakat dikkat edilirse, onbinlerce evin yıkıldığı kasırgalarda ölü sayısı 50’yi bile geçmiyor. Japonya’da her yıl 7’nin üstünde şiddette depremler oluyor, ölü sayısı yine 50’yi bile geçmiyor.
Buradan anlaşılıyor ki, bu ülkelerde doğal afetlere ve beklenmedik durumlara karşı yapılaşmalar ve planlamalar yeterli seviyede. Hiç kimsenin doğal afetleri engelleyebilecek bir gücü yok, ama doğal afetlerin sonuçlarını ve etkilerini azaltacak tedbirleri alabilecek güçlerimiz var.
Bunun dışında, bir çok gelişmiş ülkede, dava açmaya ve talep etmeye bile gerek kalmaksızın devlet afetzedelere tazminat ödüyor. Sigorta sistemini zorunlu tutuyor ve sigortasız bina, araç, makine neredeyse kalmıyor.
Ve de en önemlisi gelişmiş ülkelerde İSTİFA denilen oto kontrol müessesesi var.. İlgili görevli, gerekirse “ben beceremedim” deyip onuruyla bir köşeye çekiliyor. Bu oto kontrol, bizde anlaşıldığı gibi aslında bir “kaçma” değil, kendilerinden sonra gelene daha iyisini yapabilmesi için bir fırsat ve mesaj vermektir.

Kaynak : 