Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 74. yıldönümü öncesinde, Cuma günü Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde anlamlı bir etkinlik vardı. Atatürkçü Düşünce Derneği, Kadıköy Şubesi tarafından organize edilen “Atatürk Cumhuriyetinde Hukuk” konulu panelin konuşmacıları arasında, Ergenekon, Balyoz, Odatv gibi önemli davalarda müdafilik yapan Avukat Celal Ülgen de yer aldı.
Son yıllarda kamuoyuna mal olmuş bazı davalarda mahkemelerin tarafsızlık ilkesinin gözardı edildiğini anlatan Ülgen, ülkenin zorlu bir dönemden geçtiğini söyledi. Hukukun geldiği noktayı anlatmada zorlandığını belirten Ülgen, şöyle konuştu:
“Bazen TV programında karşımdaki kişi ‘acele etmeyin daha mahkeme sonuçlanmadı’, ne mahkemesi?, ‘daha temyiz var’ ne temyizi?, ‘itiraz edersiniz’ ne itirazı? Bunların hiç birisi yok ki. Hiç birisi kalmadı.
Düşünün bir ülkenin hukukunda ‘Alt mahkeme-Üst Mahkeme’ yok. Bir ülkenin hukukunda kolluk savcıdan, yargıçtan üstün. Böyle bir şey olabilir mi?
Bütün dinleme, arama ve tutuklama kararları böyle. Bu ülkede, açık ve net bir şekilde şu an itibariyle hukuk diye bir şey yok. Bunun temel nedeni 12 Eylüle denk gelen halk oylamasıyla anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi ve TSYK’nın tamamen siyasi iktidarın emir ve komutası altına girmesiyle olmuştur.”
Tutuklamaların aleyhine karar veren yargıçların başka yerlere sürüldüğünü ifade eden Ülgen, bunun sonucu olarak Özel Yetkili Mahkemelerde görev yapan savcı ve hakimlerin tek tip bir hale getirildiğini söyledi. Bahsi geçen savcı ve hakimlerin önlerine gelen arama ve dinleme taleplerini sorgulamadan kabul ettiklerine dikkat çeken Ülgen, işleyen bir hukuk sisteminde itiraz mekanizmasının işler olması gerektiğini belirtti.
“Devlet içerisinde devlet”i andıran yapıların ortaya çıktığını iddia eden Ülgen, bunun bizzat Başbakan tarafından dile getirildiğini söyledi. Adalet Bakanı’nın, dava sürecini hızlandıracakları yönündeki açıklamasını anımsatan Ülgen, bunun savunma aleyhine bir yönelimi ifade ettiğini söyledi. Silivri’deki mahkemenin sanıklara tanıdığı beyanda bulunma hakkını zaman içerisinde kısıtlar hale geldiğini belirten Ülgen; “nasıl Balyoz Davası saatte 230 km hızla giden bir tren gibi duvara çarpmışsa, Ergenekon Davası da aynı hızla o beton duvara çarpmak üzere gidiyor” dedi.
Ülkede çok ilginç şeylerin olduğunu söyleyen Ülgen, son davalarda ihbarcıların ortaya çıktığını ve bunların aynı isimler olduğuna inandığını ifade etti. Tüm ihbarcıların, mesajlarına aynı şekilde giriş yaptıklarını belirten Ülgen;
“Önce gidip toprağa gömüyorlar. Arkasından ihbar geliyor, gidip açıyorlar. Yere 15 cm mesafede kullanılamaz, içi boş mühimmatlarla karşılaşıyorsunuz, ama işin ilginç tarafı, ihbarcı tam olarak yeri tespit edemiyor, ama polis tam olarak bu yeri biliyor. Kafes ve Porazköy davalarında 4 yer kazıyorlar ve dört yerden de mühimmat çıkıyor. Yani akşam koysan, sabah gidip keşif yapsan bulamazsın. Çalıların, çırpıların arasında bulmanız mümkün değil.”
Balyoz Davası”na vesile olan Taraf yazarı Mehmet Baransu’nun adli makamlara teslim ettiği CD’lerin içerisinde yer alan 11 ve 17 nolu CD’lerin üretilmiş olduklarını iddia eden Ülgen, olayı şu şekilde özetledi:
“Yani her kim ürettiyse Baransu’ya vermiş. Biz, mahkemeye bunların sahte olduklarını ifade edebilmek için adeta yırtındık, kendilerinden bunların fotoğraflarını istedik. Ama vermediler. Sonradan niye vermediklerini anladık. Bir gazete bu fotoğrafları yayınlayınca bunu ön duruşmada mahkemeye göstererek niye verilmediğini sorduk. Mahkeme verilmesi yönünde karar verdi, ancak bundan önce aynı gazetede bir şey daha gördük.
Gazete, ‘işte belgesi! Bu CD’lerin üzerindeki el yazısı o dönem harekat başkanı Süha Tanyeri’nin el yazısı’ diyerek oklar çıkartarak bir fotoğraf yayınladı. Onu görünce şaşırdım. Zira, sahte dediğimiz CD’nin üzerindeki el yazısı müvekkilimizin el yazısı çıkıyordu. Bu nasıl olabilir diye günlerce araştırdık. Meğerse Baransu’nun bavulunda giden o yazıların içerisinde, yani 1’nci Ordu’nun kozmik odasından birileri vasıtasıyla dışarıya sızdırılan belgelerin içerisinde yaklaşık 200 sayfalık el yazısı var.
Bunlar da Suat Tanyel’in el yazıları. İşte bu el yazılarına bakarak bunların üzerindeki harfler tek tek kopyalanarak CD’lerin üzerine bir araçla kopya edilmiş. Bunu nasıl fark ettik? “Komutana Özel” derken, “el” yazısı bitişik. Bir gazete bunu “işte benziyor” derken benzeyeni değil, yanlışlıkla birebir kopayaladıklarını göstermişti. O bizim dikkatimizi çekti. Oradan hareket ederek gece sabaha kadar çalışarak tüm harflerin yerlerini bulduk. Bununla ilgili bir video hazırlayıp ertesi günkü savunmamızda mahkemeye sunduk. Ama mahkeme sunduğumuz bu rapor ve delillere kayıtsız kaldı. Bunun üzerine Adli Tıp’ta görevli bir hocadan bu konunun bir raporunu aldık. Ve bütün bu gerçeklere karşın hızla karar alındı. Bunların hepsi açık ve ortada.”

Kaynak : 