T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Davut Kavranoğlu, TBD’nin hafta başında Antalya’da gerçekleştirdiği Kamu-BİB konferansında yaptığı konuşmada 2023 hedeflerinden bahsederken ; “Bu hedeflere eski Türkiye’nin sistemiyle varılamaz. Türkiye’nin gelişmiş, kalkınmış bir ülke olmasına giden çabası, bilimden, teknolojiden, bilgiden, inovasyondan geçer. Hiçbirimiz 500 milyar dolar ihracat hedefine bugün sattığımız mallardan daha fazla satarak, miktarı artırarak varacağımıza inanmıyoruz. Daha fazla domates, hıyar, fındık, limon satarak bu hedeflere varamayız.” dedi[1].
Kavranoğlu, kendisinin de bir meslaktaş olduğunu hatırlatarak başladığı konuşmasında, bilgi teknolojilerinin önemini şu şekilde ifade etti :
“Bu noktada bir şeye dikkatinizi çekmek isterim, Bilgi Teknolojileri Sektöründe değişiklikler olurken diğer sektörler de acaba bu hızla gelişiyorlar mı? Otuz sene önceki hava seyahatimiz ile bugünkü arasında çok büyük bir fark var mı? Otomobillerde? Yaşadığımız evde, şehirde,… Düşünürseniz çok büyük bir fark olmadığını görürsünüz. Bütün bunlarda gözlediğimiz gelişmeler de o sektörlere Bilgi Teknolojilerinin getirdiği yenilik ve iyileştirmelerdir. Daha akıllı arabalar, çok daha kaliteli Audio-Visual eğlence sistemleri, daha akıllı sistemler.”
Kavranoğlu konuşmasında sorunlara da dikkat çekti ;
Benim son 3 senede Bakan Yardımcısı olarak görev aldığım sürede gördüğüm: Maalesef Ankara’da çok fazla sayıda birbirinden bağımsız devletçikler olması. Bütün Bakanlık ve Kamu kuruluşlarının Bilgi İşlem bölümleri kendi başına, bildiği kadarı ile doğru bildiğini yapar. Kamu kuruluşlarının değişken seviyede Bilgi işlem bilgisine sahip olmasının yol açtığı problemleri hepimiz az-çok biliyor veya tahmin edebiliyoruz.
Bütün bu kurumlarda kurulan Bilgi-işlem sistemleri ile üretilen data bir diğeri ile compatible (uyumlu) olmuyor ve bu durumda kamu kuruluşlarının devletin ve milletimizin ortak menfaati için bir diğeri ile veri paylaşması çok zor hale geliyor.
Her bir kamu kuruluşunun kendi veri merkezine sahip olması çok ayrı ve büyük bir problem. Maddi açıdan ve insan kaynaklarının verimli kullanımı açısından çok büyük bir israf. Tabii ki burada ortaya çıkan en büyük mahsurlardan birisi Siber Güvenlik ve Siber saldırılara karşı bu kurumların çoğunun savunmasız durumda olması oluyor. Sıklıkla öğreniyoruz ki bazı kamu kuruluşlarının sistemlerini ele geçirmek için çok da büyük bir ustalığa sahip olmak gerekmiyor.
Geçtiğimiz yıl BTYK’da alınan karar ile kamuda ortak veri merkezleri kullanıma geçilecek olması bu konudaki israf ve problemleri bir nebze olsun azaltacak önemli bir adımdır.
Kamu kuruluşlarının asli görevlerinin yanında (sağlık hizmeti vermek, savunma ve güvenlik hizmeti vermek, tapu-kadastro hizmeti vermek, cenaze hizmetleri vermek, çöp toplamak,… gibi) yanında Bilgi Teknolojileri konusunda çok uzman ve yeterli bir ekip bulundurmalarını beklemek herhalde hayatın normal akışına aykırıdır. Dolayısıyla, bir kamu kuruluşunun kendi asli ihtiyacının ne olduğunun yanında Bilgi Teknolojileri konusundaki ihtiyaçlarını kendi bünyesinde değerlendirmesi, belirlemesi, bunu teknik şartnameye dönüştürmesi, ihale yapması ve sonrasında bunu sürdürmesi ne kadar doğrudur, ne kadar akla uygundur?
Bilgi Teknolojileri Konusunda Devlet Yazılım ve Donanım Hizmeti Vermeyi Bırakmalıdır
Bunun çaresi ise bizim Tübitak-Bilgem ve Havelsan gibi kamuya ait Bilgi Teknolojileri konusundaki uzman kuruluşlarımızın, Bilgi Teknolojilerinde yazılım ve donanım hizmeti vermeyi bırakmaları; bunun yerine daha da güçlenerek bütün kamu kuruluşları ve ihtiyaç duyan her kuruluşa danışmanlık şirketi gibi hizmet vermeleridir. Böylece herhangi bir kamu kuruluşunun asli ihtiyaçlarından, bilgi Teknolojileri ihtiyaçlarının belirlenmesi ve oradan teknik şartname ve projenin teknik olarak hayata geçirilmesi mümkün olacaktır. Böylece en uygun teknoloji ile ve o kamu kuruluşunun en verimli çalışmasını temin edecek sistem hayata geçerken; diğer taraftan kamu kuruluşlarının ürettiği data standartları bir diğeri ile uyumlu olacaktır.
Bu dönüşümün sektöre de çok büyük faydası olacak, Kamunun Bilgi Teknolojileri şirketleri özel girişimci şirketler ile rekabet etmeyecek; tam aksine onlara iş akışını düzgün bir şekilde sağlayan bir konuma oturacaklardır. Böylece yazılım ve diğer hizmet şirketlerinden oluşan bir eko-sistem ortaya çıkacaktır.
Prof.Dr.Kavranoğlu, bu ifadesini, tekstil konusunda örnekleme yaparak sürdürdü;
Değerli dostlarım, fabrikalar ve kurumlardaki terzihaneler gitti ama yerlerine Bilgi Teknolojileri terzihaneleri geldi. Bizim, analoji ile TÜBİTAK Bilgem’i moda ve tektsil danışmanı olarak kullanıp bütün kamuya en ucuz, en güvenli, en yakışan elbiseleri giydirmemiz sizce de iyi olmaz mı?
Tabii bunu yaparken Bilgem’in bir yandan kendisinin de tekstil üretimi yapması ve diğer şirketlerle yarışması ne kadar doğru olur? Böyle olursa, doğal olarak her zaman kendi fabrikasının elbiselerini tavsiye etmez mi?
Tabii şimdi ben bunları dedim, bazısı bunu “Bakan Yardımcısı Bilgem’i moda danışmanı yapalım dedi”, diye aktaracak!
Biz devlet olarak tekstile de teknolojiye de aynı temel prensip ile yaklaşmamız gerekiyor. Sen üretme, standartları belirle, adil bir düzen kur, denetle. Bırak özel sektör üretsin, gelişsin, büyüsün!, oradan hizmet al.
Tek İhtiyacımız; İyi Yetişmiş İnsan Potansiyeli
Prof.Dr.Kavranoğlu, Bilgi ve iletişim teknolojilerinin, geride kalmış toplumlar için çok büyük bir hızla kalkınıp yoksulluktan kurtulma fırsatı görülmesi gerektiğini çünkü lazım olan tek şeyin, iyi yetişmiş insan potansiyeli ve bu insanların önünü açan bir yönetim olduğunu söyledi :
“İyi bir insan kaynağına sahip olan veya dünyadan onu ülkesine çekebilecek şartları oluşturabilen en fakir ülke bile 10 yılda çok büyük sıçrama yapabilir. İnternet + Bilgisayar + İnsan. Bütün gereken bu!
Prof.Dr.Kavranoğlu, 2023 hedeflerine varmak için de şunları aktardı;
- 1980 darbe yönetiminden devir aldığımız Yüksek Öğretim Sistemi ile Türkiye Bilgi Ekonomisine geçemez. Bu düzen ile, bilim yapılamaz, Bilgi Üretilmez. 1980’den beri bütün siyasi partiler YÖK’ten şikayetçi oldu, YÖK’ü kaldıracağına söz verdi ve yeni, güzel bir sisteme geçeceğine de söz verdi. Çok haklılar, Yükseköğretim sistemini değişmek ihtiyacı her şeyin başında gelir.
Bizim bir an önce, 1980’lerde ideolojik amaçla kurulan sistemden, evrensel standartlarda ve yeni Türkiye’ye uygun yeni bir sisteme bir an önce geçmemiz gerekiyor.
- Devletimizin Bilim-Teknoloji Politikaları oluşturan bir siyasi mekanizması yok. Esas olarak bu konu geleneksel olarak bürokrasiye bırakılmış ve uzun yıllardan beri değişmeyen geleneğimizdir.
Uzman diyerek, bürokrasiye politika belirleme inisiyatifi verildiğinde, Bürokrasi her zaman kendisini daha fazla güçlendirir ve vaz geçilemez hale getirmek ister. Neyin faydalı, neyin zararlı; neyin iyi, neyin kötü; neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair politikaları belirlemek siyasetin asli ve devredilemez bir vazifesidir.
Bürokrasi ise siyasetin belirlediği politikaları harfiyen uygulama görevini yerine getirmelidir ve başka bir görevi olmamalıdır. Siyaset, bürokrasi dışından danışmanlardan faydalanarak politika belirlemelidir e bu danışmanlar da icraya karışmamalıdır.
- Devletimiz Tekstilde, Turizm’de inşaat sektöründe, gıda üretiminde üretici konumundan çekildi ve artık bu sektörlerde oyuncu değil. Sadece politika belirliyor ve denetliyor, iş veriyor! Ama, iş Bilime Teknolojiye gelince devlet hala bu konularda açık ara en güçlü üretici konumda. TÜBİTAK Enstitüleri, Aselsan, TAI, Havelsan, Belbim, Bimtaş…gibi kamu şirketleri devletin teknoloji ihtiyaçlarını karşılayan konumdalar. Devlet kolayca ve fiyatı da sorun etmeden teknolojik ihtiyaçlarını bu kamu şirketlerinde temin etme yoluna gidiyor.
Genç girişimcilere ve özel sektöre ise yutkunmak ve sabır düşüyor.! Şikayet bile etmeye çekiniyorlar, çünkü Ar-Ge desteği için proje verdiklerinde problem yaşamak istemiyorlar.
“Toplum olarak iktidar ve muhalefetiyle, sivil toplum kuruluşları ile biz 2023 yılı hedeflerini sevdik beğendik. Yalnız ufak bir problem var, bu hedeflere nasıl varacağımız konusunda tam olarak mutabık olmadığımız görülüyor. Şu çok açıktır: biz Yeni Türkiye olarak eski Türkiye’nin sistemi ile yola devam ettiğimiz takdirde, Bilimde, kalkınmada, ekonomik hedeflerde arzuladığımız seviyeye gelmekte çok zorlanırız. Bizim bir an önce bazı temel konularda yapısal reformlar yapmamız ve eski Türkiye’den devir aldığımız düzenin yerine Yeni Türkiye’nin düzenini koymamız gerekmektedir.
Bu salonda bulunan bizler, Türkiye’nin gelişmiş, kalkınmış bir ülke olmasına giden çabasının, Bilimden, Teknoloji’den, Bilgiden, İnovasyondan geçtiğine, yani kısaca Bilgi Ekonomisine Geçiş ile mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Hıyar, Fındık, Limon Satarak Hedeflere Varamayız
Hiçbirimiz 500 Milyar dolar ihracat hedefine bugün sattığımız mallardan daha fazla satarak, miktarı artırarak varacağımıza inanmıyoruz. Daha fazla domates, hıyar, fındık, limon satarak bu hedeflere varamayız diye hepimiz biliyoruz. Zaten bizim ihracatımızın %95’i artık sanayi ürünleri. Bizim sattığımız ürünlerin miktarını artırmaktan daha da önemlisi, bunların niteliğini artırmaya ihtiyacımız olduğunda da hemfikiriz.
Bu kanaati de bilhassa son yıllarda herkes tekrar, tekrar dile getiriyor. Peki bu neden olmuyor acaba? Biz neden Bilgi Ekonomisine bir türlü geçemiyoruz ve sıçrama yapamıyoruz?
Nasıl ki Karpuz, Karpuz diyerek karpuzun tadına varılamaz, karpuz ısırılarak tadı anlaşılır; artık bizim de Bilgi Ekonomisine Geçiş için kararlı adımlar atmamız gerekiyor. Devlet olarak ve bütün bir Türkiye toplumu olarak bunları yapmamız gerekiyor.
Ulaştırmada, Turizmde, sağlıkta attığımız gibi Bilgi Ekonomisine geçişte de kararlı adımları daha fazla geciktirmeden hep birlikte atmamız gerekiyor!
Bilgi Ekonomisinin faydalarından, faziletlerinden bahsetmek yetmiyor, adımları atmadan Türkiye’yi kalkındıramayız.
Artık hepimiz anladık, ikna olduk, tamam! Bilgi Ekonomisine geçmek iyi ve gerekli bir şey, İnovasyon şart!
Tamam da neden olmuyor? Sebep nedir?
ARGE’ye Ayırdığımız Kaynağın Tümünü Verecek Kaliteli Proje Bulamıyoruz
Acaba Ar-Ge için yeteri kadar para mı ayırmıyoruz?
Baktığımızda görüyoruz ki biz devlet olarak Ar-Ge’ye ayırdığımız kaynağın tümünü verecek kaliteli proje bulamıyoruz.
2002’de GSMH’nın %0,45’ini ayırıyorduk, yani yaklaşık 1 milyar dolar Ar-ge ye harcıyorduk. Bugün ise GSMH yaklaşık 4 katına çıktı, bizim ayırdığımız pay da %0,92’ye çıktı, yani yılda yaklaşık 8 Milyar Dolar Ar-Ge’ye harcıyoruz.
Son 11 yılda Ar-ge’ye ayırdığımız para 8 katına çıktı!
Peki biz Ar-Ge’ye bu yıl, 8 Milyar Dolar değil de 80 milyar Dolar ayırsak çok bir şey değişir mi? Bence değişmez, sadece israf artar.
Demek ki bizim problemimiz para, kaynak problemi değil!
Acaba Bilim’e, Teknolojiye mi inanmıyoruz?
Hayır, herkes bizim sıçramamızın Bilime, Teknolojiye dayalı, yüksek katma değerli bir ekonomiye geçmemiz ile olacağını söylüyor.
Problem nedir peki?
Problem: Sistem Problemidir, Sistem!
Yani güzel ülkemizin, eski Türkiye’den devraldığı Bilim, Teknoloji, Üniversite, girişimci, sanayileşme, yatırım politikalarını yeni Türkiye hedefleri ile uyumlu bir şekilde yeniden oluşturmamız gerekiyor.
Bu dönüşümü geciktirdiğimiz her gün bizi 2023 hedeflerinden uzaklaştırma tehlikesini birlikte getiriyor. Yuvarlak lafı bırakıp sadede gelelim ve dar gelen elbiselerden bahsedelim:
Kısacası, Devletin/kamunun oyuncu olduğu, girişimciler ve özel sektör ile rol paylaştığı bir sektörde girişimci ve özel sektörün hiçbir kalkınma ve gelişme şansı olamaz.
Bir kişinin hem kuralları koyan, hem hakemlik yapan ve hem de oyunculuk yapan bir konumda olması ne kadar mantıklıdır? Köylü çocuğu olarak bilirim ki ulu ağaçların gölgesinde fidan da bitmez, ot da bitmez!
Tekstilde neden Sümerbank ile değil de, özel sektör ile devam ettik? Sümerbank ile devam etseydik bugün Tekstil, hazır Giyim, Ayakkabı sektörlerinde bulunduğumuz konuma Sümerbank’ı destekleyerek varabilir miydik?
Formül basit, Devlet kuralları koyacak, Adil hakem olacak, ön açacak, Denetleyecek! Ama oyuncu olmayacak! Devletin oyuncu olduğu, özel girişimcilerle rekabet ettiği yerde ilerleme olmaz! Öyle bir iklim oluşturacağız ki parası olan, fikri olan koşarak güven içinde Türkiye’ye gelecek ve burada iş yapacak! Akıllı insanlar gelip vatandaşımız olmak için sıraya girecekler. Tersine insan göçünü başarmak müthiş bir stratejidir. İşte crowd-sourcing’in zirvesi budur. Dünyanın her tarafında yetişmiş insan gücünü yetişmesine hiçbir katkı sağlamadan, risk almadan ülkemize kazandırmak. Sadece iyi bir hayat sunarak!
Devlet, öncelikli gördüğü strateji konularda sipariş vererek sektörlerin oluşmasını/gelişmesini temin edecek. Devlet, stratejik ve öncelikli konularda özel sektör ile yarışmayan, temel araştırmalar yapan, güçlü araştırma merkezleri kuracak (mesela, Moleküler Biyoloji ve Genetik, İlaç ve Tıbbı Teknolojiler, Nükleer Enerji, Malzeme Bilimleri, Uzay ve Havacılık Teknolojileri, Nano Teknoloji, Biyo Teknoloji, Kripto Teknolojileri.. gibi) ve girişimcilere destek verecek..
Kısacası, Devlet ve Kamu ekonomide oyuncu olmayacak, kural koyucu, adil hakem ve denetleyici konumda olacak.
Üniversite sistemini yenileyecek, dünyanın en iyi bilim adamı ve öğrencilerini çekecek.
Türkiye’de sanayici olmak çok zor ama inşaatçı olmak çok kolay, bunun değişmesi şart. Türkiye Sanayi ile kalkınacak, inşaat yaparak değil.
Devlet, Bilim, Teknoloji ve Üniversite Politikaları oluşturulmasını siyasi olarak en üst düzeye çekecek ve bürokrasiyi politika belirlemekten uzaklaştıracak.
Bu geçişleri de işleri aksatmadan tereyağından kıl çeker gibi yapacak.
Bizim Bilim insanları olarak, sivil toplum kuruluşları olarak işte bu konularla meşgul olmamız lazım.
Bilgi ve İletişim sektörü ile ilgili olarak biz henüz yapmamız gereken paradigma değişikliğini de maalesef henüz yapamadık.
Silikon Vadisi Bir Gayrimenkul Projesinin Adı Değildir
Prof.Dr.Kavranoğlu, Silikon Vadisi bir gayrimenkul projesinin adı değildir, bir iklim ve anlayışın adıdır. diyerek devam ettiği konuşmasında, Bilgi Teknolojileri konusunda sıhhatli bir girişimci eko-sitemi oluşturduğumuzda bu eko-sistemin oyuncularını güzel bir iklimde vadide bir araya toplanmaya teşvik etmenin sonucu Silikon Vadisi oluşacağını söyledi.
Kavranoğlu, zincirin tersten başlatılmasının doğru olmadığını, önce Stanford Üniversitesinin ortaya çıkıp gelişmesine imkan veren, onu besleyen bir Üniversite sistemi olması gerektiğini, sonra bu iklimde Stanford Üniversitesinin oluşacağını ve orada çalışan hocalar ve öğrencilerin girişimci olucağını, Silikon vadisini oluşturacağını söyledi.

Kaynak : 