Son 6 aydır başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’li hükümetin pek çok bakanından “İnternet Zararlıdır” ya da “çocuklarımızı internetten koruyalım” sözlerini duyuyoruz. Ek olarak aralık 2006’da gündeme gelen bir internet yasası da geçtiğimiz günlerde TBMM Adalet Alt Komisyonu’nda kabul edildi.
Aslında gündemde 1 yıldan beri kapalı kapılar arkasında yapılmakta olan bir başka “Bilişim Suçları Yasa Tasarısı” var. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan 34 madde civarı olan bu tasarı bazı sivil toplum örgütlerinin katılımı ile ve İTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof.Dr.Eşref Adalı yönetiminde bir komisyon tarafından düzenleniyor ama sivil toplum örgütleri bu kanun tasarısında kendi görüşlerinin gözönüne alınmadığını düşünüyorlar.
Bunlar konuşulurken, aralık ayında birden Ulaştırma Bakanlığı’nın 4 maddelik bir tasarı üzerinde çalıştığı duyuluyor. Bu sonra 6 maddeye ve en sonunda da 11 maddeye ulaşarak TBMM Adalet Alt Komisyonu’nda geçtiğimiz hafta kabul ediliyor.
İşte bu yasa tasarısı Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından son dönemde hemen her türlü bilişim-internet toplantısında gündeme getirilerek savunuluyor.
Bakan Yıldırım, Antalya toplantısında bir ara bilgi işlem yöneticilerine hitaben “size iyi bir haberim var” deyince, çoğunluğunu kamu bilgi işlem çalışanlarının oluşturduğu kalabalık bir an yıllardır bekledikleri ve bilgi işlem yöneticilerinin kadro beklentilerine cevap verecek düzenlemelerin artık gündeme geldiği ümidine kapıldılar. Ama Bakan Yıldırım’ın seçimlerin yaklaştığı bu dönemde aslında sadece kelime oyunu yaptığını yani siyasetçi yaklaşımı gösterdiğini gördüler. Çünkü Yıldırım “sizlere artık CIO (ingilizce Chief Information Officer yani Baş Bilişim Yetkilisi) deniyormuş. CEO’lar artık sizden korkuyormuş” türü hayalleri kırıcı bir cümle ile bağladı sözlerini.
Bakan Yıldırım’ın “Türkiye’yi İnternetin tehlikelerine karşı korumak” sözleri de aynen yukarıdaki cümle gibi gerçeği yansıtmıyor ne yazık ki. Neden mi? İsterseniz once Bakan Yıldırım’ın bugün İstanbul’da İMD toplantısında söylediklerini bir gözden geçirelim:
Türkiye’de tr uzantılı ya da uzantısız 623.000 site var. Internet’i raptı zapt altına almaya çalıştığımız iddia ediliyor ama aslında internet tehdit eden bir alan ve geç kalmamamız gerekiyor.
Dış kaynaklı olmak üzere eylemler var. İşlenen suçların bir kısmı mesela çocuk istismarı, şans oyunları, fuhuş, kumar, kişisel haklara saldırı, devletin birliğine saldırı ve bölücü eylemler internet üzerinde de yapılıyor. Suçları olmadan önlemek lazım.
İnternetin özgürlüğünü kısıtlamamak lazım. O bakımdan dikkatli olmak lazım. Bu konuda baktık Uluslararası düzenleme var mı? Ama gördük ki, herkesin kafası karışık. Bazı ülkeler bir düzenleme yapmış. Sonra yeniden yapmış. Sonra yeniden yapmış. İşin farkında olan ülke sayısı 5. İnternetin zararlı yönü var diyen ülke sayısı 29. Hiçbir şekilde farkında olmayan ülke sayısı 100’ün üstünde.
Biz de önlem alalım dedik. Düzenleme yapıyoruz. Son düzenleme Adalet Bakanlığı’nda Kabul edildi. TCK suçlarından internet üzerinde işlenme kabiliyetleri olan bir kaç taneye baktık;
Çocuk İstismarı – TCK Md.103,
Müstehcenlik – TCK Md.226
Fuhuş – TCK Md.227
Kumar – TCK Md.228
Sağlığa aykırı madde satışı – TCK Md.194,
Ayrıca komisyonda buna Atatürk’e hakaret suçları da eklendi.,
Bugün Türkiye’den erişilen suç içeren içeriğin % 96-99’u dış kaynaklı. % 1’in altında Türk içerik var. Yani bu suçlar genel olarak Türkiye’de işlenmiyor.
Yurtiçinde suçlarla mücadele tarzı belli. Soruşturma ve inceleme tarzı belli. Dış kaynaklı suçlarda mücadele ise özgürlüğü tahrip etmeden yapılmalı. Bunun yolu ise suç oluşmadan mücadele etmek.
İncelediğimiz bir husus, dışarıdan işlenen suçlarla nasıl mücadele edeceğimizi belirlemek. Bunları mahkemeye veriyoruz. 6 yıl sürüyor ama bunlar aslında 6 dakikada yer değiştiriyor. Bir bakıyorsunuz Çin’de bir yerde, bir bakıyorsunuz Okyanus’ta bir adaya gitmiş.
Bunlarla mücadele nasıl olacak? Toplumsal uzlaşma şart. Müşterek çalışarak yapmamız lazım. İçerik sağlayıcılara, arama motorlarına sorumluluk vererek mümkün. Bu nedenle bunlar artık künye ve kimlik verecekler. Tabi haber verirken, başkalarının verdiği bilgiden ötürü suçlayacak değiliz. Detaya girmek istemiyorum.
Bu yasayı eleştirenler her zaman olduğu gibi, kolay yoldan toptan karşı çıkıyorlar. İsabetli uygulama yapmak bizim toplumsal kabiliyetimize bağlı. Toplumun bilinçlenmesi ile orantılı bir şey. Bu güzel nimetin zararlı yolları ile mücadele edeceğiz. İnternet suçları ile mücadele özgürlüğü engellemek için yapılmıyor. Toplumun bu yönde beklentisi vardır. Bu tür içeriği olan 40.000 kadar site var. Bunlara evet mi diyeceğiz? Bunlarla mücadele yanlış bir şey mi?
Bize getirilen eleştirilerin % 70-80’I desteksiz. Bildiğimiz cümleler.
Basın kanununda da değişiklik yapacağız ve sitelere kimlik ve sorumluluk vereceğiz.
Bakan Yıldırım’a öncelikle kendi sözleri ile bir hatırlatma yapalım :
Kendisinin de dediği gibi dünya’da “internet suçları yasası” konusunda henüz bir kararsızlık var. Çünkü gerçekten de olayın “internet özgürlüğünü engelleme” yönü mevcut. Örneğin Avrupa Birliği’nin 2000 yılında oluşturduğu “Siber Suç Yasa Tasarısı”* hala kabul edilmedi. (Not : Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yasa tasarısı da zaten bu konvansiyonun Türkiye çevrilip üzerinde düzeltmeler yapıldığı bir versiyonu).
İnternet içerik konusunda yasaklama ise sadece Çin, İran gibi ülkeler tarafından yapılıyor. Bakan Yıldırım’ın bahsettiği 5 ülkedeki internet suçları yasaları daha çok spam, kişisel gizlilik, finansal suçlar gibi alanlarda.
Peki çocuk pornosuna müsade mi edeceğiz? Tabi ki hayır ama çocuklarımızı internetten de yani çağın en önemli aracından da mahrum etmeyecğiz. Bakan Yıldırım’ın bahsettiği ülkeler çocuklarını korumayı sivil toplum örgütü düzeyinde yapıyorlar. Bu tür siteleri ihbar merkezleri yoluyla tespit eden, sınıflayan ve engellenmesi için çalışanlar sivil toplum örgütleri. Bu tür bir çalışmayı, yargıyı da atlayarak, devlet memurlarının eline bırakmak, ilk dönemde iyi niyetli yaklaşımlar olsa bile zaman içinde sansüre dönmesi kaçınılmaz bir durum olur.
Diğer yandan Bakan Yıldırım bu çalışmaların toplumsal mutabakatla yapılması gerektiğini belirtiyor ama her 2 kanun çalışmalarına da katılan sivil toplum örgütleri kendilerinin AB nedeniyle kanun çalışmalarına şeklen alındıkları ama taleplerinin gözönüne alınmadığı bildiriliyorlar. Hatta Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan taslak bütün eleştirileri ile tamamlandıktan sonra, yayınlanan taslağın bu tamamlanmış taslaktan farklı olduğu da not ediliyor.
Bakan Yıldırım’a hatırlatmak istediğimiz bir başka husus da, Adalet Bakanlığı tarafından iyisi ve kötüsüyle 1 yıldan bu yana bir yasa tasarısı hazırlanırken, neden Ulaştırma Bakanlığı tarafından yasa hazırlandığının toplumca anlaşılamadığı şeklinde.
Kendisinin de belirttiği gibi, tasarıda yer alan maddeler aslında TCK’da yer alıyor zaten. Bu tasarı ile yeni getirdikleri en öenmli gelişme ise mahkeme yolu da kapatılarak, TK altında kurulacak bir merkez kanalıyla sitelerin kapatılmasını (daha doğrusu erişimin bloklanmasını) sağlamak. Bunun da açık adı “sansür”. Her ne kadar kendisi eleştirilerin % 70-80’i temelsiz dese de..
Sayın Binali Yıldırım, 4 yıllık Bakanlık çalışmalarınız sırasında özellikle hitabet alanında yükselen ve başarılı bir grafik çizdiğinizi, sizi çeşitli toplantılarda dinleyen bir kişi olarak müşahede etmekteyim ve daha önce de yazdım.
Ama yine sizin kendi sözünüzle bir noktayı hatırlatmak isterim, bilişim ve telekom alanında yaptığınız konuşmalarda karşınızdaki kişiler gerçekten de “bir eline ayı, diğerine güneşi verdiğiniz normal vatandaş”lara benzemiyor. Bizler herşeyi gerçekten not ediyoruz, takip ediyoruz, değerlendiriyoruz. Söylemek istediklerinizi anlıyoruz ya da neyi söyleyip, neyi farklı söylediğinizi tartıyoruz. Size soru sormamamız bu konuların farkında olmadığımız anlamına gelmiyor. Alacağımız cevabın aynı cevabı tekrarlayacağınızı bildiğimiz anlamına geliyor**.
* AB Siber Suç Yasa Tasarısı’nın Türkçe Tercümesi turk-internet.com’un kurucusu olduğu İnternet ve Hukuk Platormu tarafından tercüme edildi ve Ankara Barosu tarafından kitap haline getirildi. Bu kitaptan kopya edinmek isteyenler İvHP’ye ya da Ankara Barosu’na başvurabilirler.
** BİMY’14’deki konuşması sırasında, Bakan Binali Yıldırım’ın deyimiyle CIO düzeyinde olan devlet memurları Bakana soru sormadılar. Ama yukarıda bahsedilen konu, o gün kulislerde en çok konuşulan konuydu. Yani Bakan’ın “özlük haklarının ve düzeylerinin” düzeltilmesini bekleyen bilişim sınıfı devlet memurlarına “iyi haberim var” diyerek “CEO’lar sizden korkuyormuş” haberinin verilmesi, kara mizah olarak değerlendirildi.



Kaynak : 