Şair ile ilk o zaman tanıştım. Tabi yüz yüze bir tanışma değildi bu. Sadece raporda verilen kısa özgeçmişi ve hüzünlü bakışı olan fotoğraflarını görebilmiştim.
Raporun ikinci kez okuduktan sonra camdan dışarı baktığımda anlamıştım, içimden bir ses “işte sonunda Anne karşında” diyordu. Onunla bir an önce tanışmak istiyordum. Açıkçası ona karşı hem öfkeliydim hem de kendime itiraf etmekte zorlansam da, büyük bir hayranlık duyuyordum.
Hemen Türk yetkililerle temasa geçip Şair’in evindeki ve işyerindeki bilgisayarına bir göz atmalarını istedim. Ben de bu arada İstanbul’a giden bir uçakta yerimi çoktan ayırtmıştım. Onunla yüz yüze konuşmam gerekiyordu. Biliyordum, o Anne’ydi.
İstanbul çok güzel bir şehirdi ama ne yaptıysalar yaşanılması çok zor bir yer olmuştu. Ve Türkiye’de tek tanıdığım kişi Mehmet Emin ARI’da Ankara’daydı. Onunla görüşmeyi çok isterdim ama vaktim yoktu. Sadece arayıp bir merhaba dedim. Eski dosttan sevgilerle…
Benim gelişimden önce Şair bir süreliğine göz altına alınmıştı ama ortada onu suçlayacak en ufak kanıt olmadığı için serbest bırakılmıştı. Aslında amacım biraz gözünü korkutmaktı. Onunla görüşmeden önce biraz kıvama gelmesini istiyordum.
Önceden haber vermeden Şair’in işyerine gittim. Kapıdaki sekreter İngilizce bilmiyordu ama konuşmaları duyan biri kafasını kapıdan uzatmıştı, bu Şair’di. Gülümseyerek bana baktı ve düzgün bir İngilizce ile “buyurun, içeride odamda konuşalım” dedi.
Kendimi tanıttım. Sakin bir gülümseme ile beni dinledi ve “sizi tanıyorum” dedi. Oldukça sakin görünüyordu, poliste geçirdiği iki gün onu hiç etkilememişe benziyordu. Onu tehdit etmek işe yaramayacaktı.
“Bebek için geldim” dedim.
Bir süre bana baktı ve sadece “size ne ikram edebilirim” dedi. Hamlesini yapmıştı.
“Bir kahve, sütsüz ve şekersiz” dedim.
Bir süre kahvenin gelmesini bekledik. Sanırım bir sonraki hamlesini düşünüyordu. Tabi ki bende.
Kahveler gelince, teneke kutulardaki sarma sigaralardan ikram etti. Türkler gerçekten çok misafirperverdiler. Ben içmeyince kendi bir tane yaktı. Sanırım bir sonraki hamleyi yapmamı bekliyordu.
“Anne’nin siz olduğunu biliyorum. Bundan eminim, sizin de bildiğiniz gibi ispatlayamam ama“ dedim ve durdum.
Sigarasından derin bir nefes aldı. Ceketinin sol üst cebindeki beyaz mendil ile çok demode bir görüntüsü vardı aslında. Hala böyle ceket giyen insanlar var mıydı? Sessizce beni dinliyordu.
“ama?”
“ama artık bu işe bir son vermelisiniz. Onu sadece siz durdurabilirsiniz. Onu yaratırken amacınızı aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. Tamam başardınız fakat artık o bir canavar haline geldi, bir, bir şey gibi…”
“Frankestein”
“evet Frankestein gibi”
Bir süre yine sustuk ve kahveleri içtik.
“size teklifim şu, açık ve net! Onu durdurun ve yok edin, ben de sizin isminizi ve yaptıklarınızı unutayım yoksa…”
“yoksa?!”
“bir çok şey sizin için çekilmez hale gelir, Anne olduğunuza dair söylentiler ortalıkta dolaşır, işiniz tehlikeye girer, sürekli izlenirsiniz vs. vs.”
“Bu bir tehdit mi?”
“işin bu noktaya varmasını istemiyorum. Olayların nasıl gelişeceği tamamen size bağlı ama açıkçası gereken neyse onu yaparım”
“Anlıyorum” dedi.
“Düşünmeniz için size sekiz saat süre, işte telefonum. Kahve için teşekkürler” dedim ve kalktım. Eğer rakibinizi sıkıştırmanız gerekiyorsa, bir sonraki hamle için ona az süre tanımak gerekir. Zamanın baskısı onu en korunaklı hamleye yöneltir.
Misafirperver bir Türk olarak kapıya kadar bana eşlik etti. El sıkışıp ayrıldık, biliyorum arayacaktı.
Hikayenin tamamını
- Bul Beni Bebek.. (2.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (2.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (3.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (4.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (5.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (6.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (7.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (8.bölüm)
başlıkları altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 