Hikayenin bir önceki bölümünü Bul Beni Bebek.. başlığı altında okuyabilirsiniz.
Kabaca tahminlere dayanarak Bebek hakkında size şunları söyleyebilirim.
Bebek üç ana kısımdan oluşuyordu. Taşıyıcı modül, kendisini anonim bir e-mail gibi gösteren kısımdı. Hint tanrısı Rava bu maili eğer on kişiye gönderirseniz üç dileğinizi on gün içinde yerine getirecekti. Tersi bir durumda ise Rava ’nın laneti ocağınıza incir dikecekti. Hem Türkçe hem de İngilizce yazılmıştı. Tabi ki ne Rava diye bir Hindu tanrısı vardı ne de böyle bir efsane. Fakat İnternette bol olan aptal kullanıcılar sayısı epey fazla olan Hindu tanrılarından birinin lanetine uğramamak için (!) forward zinciriyle bu maili her yere taşıdılar. Taşıyıcı kısım bu ufak hile ile başlangıç safhasında Bebeği yaydı.
İkinci kısım ise nöron oluşturma modülüydü. E-mail ile taşınan bu kısım, bulduğu her bilgisayara insan beynindeki nörona benzer yapay bir sinir hücresi bırakıyordu. Bu ufak programlar akıllı bir virüs gibi sistem çalışmaya başladığı anda devreye giriyor, sistem kaynağını kullanıyor ve diğer nöronlarla Internet üzerinden iletişime geçiyordu. Eğer imkanı varsa bulunduğu yerde yeni bir kardeş nöron daha oluşturuyordu ama sistemin tümünü kullanmıyordu çünkü bu bindiği dalı kesmek gibi olurdu. Bütün bu nöronlar daha sonra Bebeğin zihnini oluşturacaktı. Büyük bir sinir ağı sessizce ve sinsice yavaş, yavaş oluşuyordu.
Üçüncü kısım ise iletişim modülüydü. Her bir nöron, bulabildiği kadar çok kardeş nöronla Internet üzerinden doğrudan iletişime geçiyordu.
Şair yapay zekanın oluşması için programı içinde yapay bir ortam yaratmıştı fakat bu ortam işe yaramamıştı. Bütün bu modüller ve evrimsel süreç, eğer elektrik faturasını dikkate almadan çalıştırılırsa belki tek bir bilgisayarda denenebilirdi. Tabi gerekli olan süre yüz milyon yıl falan olurdu. Şair yüz milyon yıl beklemek yerine (çünkü bu kadar vakti yoktu) yüz milyon bilgisayarı kullanmayı tercih etti. Kabul etmek gerekir ki oldukça akıllıca bir taktik. Bu kadar çok bilgisayarı nerede bulabilirdi? Tabi ki Internette.
Peki yazdığı programın başarısını nasıl ölçecekti? Kendince Bebeğe basit bir Turing testi uyguladı. Bilmeyenler için açıklayayım. Turing testi, bir insanın kapalı bir kutunun ardındakinin bir bilgisayar mı? yoksa bir insan mı? olduğunu anlayamaya çalıştığı hayali bir testtir. Eğer gerçek bir yapay zeka varsa karşısında, deneyi yapan kişi karşısındakinin bir bilgisayar mı? yoksa bir insan mı? olduğunun ayırdına varamaz.
Anne, bu basit Turing mantığını farklı şekilde uyguladı. Bebeğe basit olarak şu algoritmayı programladı;
“Bebek, Internete git, evrimleş, Anneyi ara ve sonra onu bul. Anneyi bulamıyorsan tekrar evrimleş ve tekrar ara. Bu işlemi anneyi buluncaya kadar sürdür. Anneyi bulunca dur!” Çok basit görünüyor değil mi? Aslında gerçekten de öyle.
Akıllı bir programcı olarak Bebeğin ve başka kişilerin kendini kolayca bulmaması için bütün izleri sildi. Zaten Bebeğin kalıntılarını incelerken programcıya ait en ufak bir iz bulamadık. Ne bir ufak not ne de bir programcının imzası sayılabilecek belirgin bir algoritma. Sadece ufak bir şey, Bebek Anneyi tanıyabilsin diye bırakılmış ve sadece onun bilebildiği ufak bir mesaj.
Her şeyiyle Musa’nın bir sepete konulup daha sonra Nil nehrine bırakılmasına benziyordu hikaye. Tek farkı, Anne, Bebeğini şansa, kadere ve olasılıklara terk etmek yerine, onun yaşayabilmesi için her şeyi sepete koyup Internet nehrine bırakmıştı.
Nereden bakarsanız bakın Bebeğin yüklendiği görev neredeyse imkansız gibi görünüyordu. Programın içinde Anneye dair en ufak bir kimlik bilgisi yoktu. Annenin kim olduğu konusunda aslında Bebek de bizim kadar çaresiz görünüyordu. Anneyi bulması için akıllanması gerekiyordu.
Bebeğin kaynak kodu muhtemelen İnternette kimsenin bilmediği bir sunucuda şifrelenmiş olarak saklanmıştı. O kaynak kodu okumak için neler vermezdim ki…
Şair’in mantığı aslında çok yalındı. Bebek akıllanırsa eninde sonunda Anneyi bulabilirdi. Bebeğin Anneyi kolayca bulmasına engel olmak için ilk çıkış noktası olan bilgisayarla ilgili (bu bilgisayara biz rahim diyoruz ki muhtemelen Annenin evindeki ya da bürosundaki bir bilgisayardı) IP dahil olmak üzere tüm bilgileri silmişti. Bebeğin işi çok ama çok zordu hatta imkansız gibi görünüyordu ama ya becerirse? Bilgisayar alanında bir devrim demekti bu.
Şair Bebeği yazdıktan sonra Rava mailine gizleyip Bebeği, onun doğal ortamı olan Internet’e saldı ve muhtemelen de uzun bir süre haber alamayınca da Bebekten ümidini kesti. Tanrım ne kötü bir anne!
Rahimden çıktıktan sonra şimdiye kadar topladığımız bilgilere ve analizlere göre Bebeğin yapay zeka evrimi şu şekilde gerçekleşti. Tabi bunlar sadece bebeğin görülme aşamaları ve yaptığı tahribatlardan çıkarabildiğimiz verilere dayanarak yapılan kesin olmayan tahminler ve varsayımlar.
Bebek rahimden çıkıp, Internette sefil bir Rava maili olarak dolaşıp kendi bilincini oluşturacak nöronları tohumlarken, en ufak bir yapay zekadan bile yoksundu. Her bulduğu yere bir nöron bırakıp yoluna devam ediyordu. Bu konuda ben dahil hemen, hemen herkes aynı görüşte. İlk evrimleşme süreci başarıyla tamamlandığında, tahminime göre Bebek rahimden çıkalı yaklaşık olarak iki yıl olmuştu. Bu aşamada Bebek, her canlı gibi yaşaması için kendine gerekli olan kaynakları bulmakla geçirmişti. Bu kaynaklarda tabi ki Internete genelde evden bağlanan kişisel kullanıcıların bilgisayarlarıydı. Ah zavallı kullanıcılar!
Hikayenin tamamını
- Bul Beni Bebek.. (2.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (2.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (3.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (4.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (5.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (6.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (7.bölüm)
- Bul Beni Bebek.. (8.bölüm)
başlıkları altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 