Geçtiğimiz Cumartesi günü Türkiye ilginç bir adamla tanıştı. Kimse sorsam, hayranlık duyduğunu ifade ettiği bu adamı Telekom sektörü Virgin Mobile’ın sahibi olarak tanıyor ama Virgin Airlines’dan, Dönüştürülebilir Enerji (Çevre) gibi güncel ve Uzaya yolculuk (Virgine Galactic) gibi fantastik projeler dahil, pek çok konuyla ilgili 360 kadar şirketi var. Bu adam yani bazılarının çılgın olarak adlandırdığı (çünkü balonla dünyanın çevresini dolaştı, hatta ölüm tehlikesi ile karşılaştı) Richard Branson, Turkcell’in ilkini sunduğu, IsTCell Liderler Konferansı kapsamında Türkiye’ye geldi ve Çırağan Sarayı’nda Ferit Şahenk’ten, İshak Alaton’a kadar pek çok işadamının dinlediği bir konuşma yaptı.
1-2 hafta içinde Bülent Hekimoğlu‘nun yıllık “Türk GSM sektörünün analizini ve 3 operatörünün durumunu” 2007 için sunacağız. Orada sektörü karşılaştırmalı göreceksiniz. Ben ise bu yazıda yeni bir Genel Müdür değişikliği sonrası Turkcell’in saptığı yönü anlatmak istiyorum.
Yılın başında Türkiye’nin lider GSM firmasının başına bir bilişimci yani Microsoft’tan Süreyya Ciliv getirildiğinde, sektörde “yanlış seçim” yorumları yapılmıştı. Bunda, görüşülen çok sayıda genel müdür adayının yarattığı hava kadar, Süreyya Ciliv’in konuşmalarının da payı vardı. Çünkü cihaz satışı, ses trafiği ve penetrasyon açısından doymaya başlamış olan sektörün dünyada birkaç yıldan beri yaptığı yön değişiklik, ülkemizde henüz telafuz edilmiyordu. Ciliv ise daha ilk basın toplantısında “Turkcell’in cep telefonu firması olmaktan çıkıp, teknoloji firması olmaya yönleneceği” mesajını veriyordu. Sektör şaşırdı ve Ciliv’in mobil sektörü bilmediği ve anlamadığı yorumları yapıldı.
Muzaffer Akpınar ekibi, TMSF yönetimindeki Telsim ve Italyan sendromu yaşayan Avea’nın yatırım yapamayan yönetimleri karşısında Turkcell’in liderliğini pekiştirmişti. Görünümünü de, “Türkiye için çalışırken aptal yerine konmasına aldırmayan Celo” reklamlarının ve “Kardelenler” türü projelerin yarattığı iyi halkla ilişkilerin sonucu, “Türkiye için çalışan firma”ya çevirmişti.
Bu nedenle, Karamehmet’e bir şekilde kini olan işadamları dışında herkes, yabancı ortaklı olmasına rağmen, Turkcell’e “başarısının zirvesinde bir Türk şirketi” olarak zaaf duydu.
Richard Branson’un “360 şirkete varan iş adamlığının sırlarını” anlattığı cumartesi günkü toplantıda ise ben, bir süredir arka planda düşündüğüm birşeyleri iyice farkında vardım. Branson değil ama, Istcell Liderler Konferansı adıyla sunulan konferans dizisi ve etkinliğin başkanı olarak seçilen Joan Lunden’in ve Süreyya Ciliv’in toplantıdaki sunuşları bana bunu düşündürttü.
Joan Lunden, Amerika’da ABC TV’da 17 yıl süreyle “Günaydın Amerika”yı sunan başarılı bir kadın spiker (ya da anchor-woman). Bir kadının başkan olarak seçilmesinin bana (ve sanırım diğer kadınlara) verdiği memnuniyet kadar, pek çok dünya lideri ile röportajlar yaptığını izlediğimiz bu hanımın sunuşu sırasında verdiği mesajlar ve Turkcell için söyledikleri de ilginçti. Bana Turkcell’in artık Türkiye sınırları dışına “fikren” çıktığını düşündürttü. Zaten öyleydi diyen varsa, aynı fikirde değilim. Bir süredir, takip ettiğim bir başka olay, Turkcell’in hisselerinin yurtdışında hararetle tavsiye edilmesi –ki ben bunu son 4-6 aydır görüyorum– bir gösterge.
Daha önce böyle bir şey yoktu. Turkcell her zaman başarılıydı ve en çok çalışılmak istenen Teknoloji firması sıralamasına girmişti ama şimdi artık ticari olarak da en çok tavsiye edilenler arasında. 2.çeyrekteki karlılığı ile ilgili incelememize bakarsanız, orda buna ait linkleri göreceksiniz.
Diğer yandan, Süreyya Ciliv’in çeşitli konferanslarda yaptığı farklı konuşmalarda, sürekli verdiği 2 mesaj görüyorum. İlkinde, Türk işadamı ve mühendisinin, yabancılardan aşağı kalmadığı ve hatta bazen aştığını söylüyor. İkincisinde ise ülke alışkanlığımız olan, birbirini kötülemek yerine işbirliği yapmaya çağırıyor.
Önce ikincisine temas edelim; Hani cehennemdeki Türk kazanının başında, kafasını sudan çıkaranı, sopasıyla dibe itecek zebani olmamasını “Türklerin içinden birisi yükselirse, diğerleri paçasından alaşağı ediverir” şeklinde açıklayan fıkra var ya, Ciliv bunu örneğin Fenerbahçe maçı ile anlatıyor. Takımın yabancı bir takım karşısında yenilmesinden mutluluk duyulmasını şaşkınlıkla karşıladığını ve dünyanın hiçbir ülkesinde kendi ülkesinin takımının, başka bir takım karşısında yenilmesinden mutluluk duyacak insanlar olmadığını belirtiyor.
Bıkmadan usanmadan bu mesajını tekrarlayan Ciliv’in bir misyon üstlendiğini de görüyorum ve kendisine bu konuda yüzdeyüz katılıyorum.
Ama asıl önemlisi Ciliv’in ilk işaret ettiği nokta. Yani Türk işadamının ve mühendislerinin, başka ülkelerdeki işadamı ve mühendislerden hiç de aşağı kalır yönü yok deyişi. Ben de aynı fikirdeyim. Zaten Ciliv’in hemen kasım başında çağrıldığı Financial Times Telecom konferansında sorduğunu belirttiği bir soru da bunu gösteriyor. Ciliv 2000 kişinin katıldığı toplantıda dinleyicilere, kendi ülkelerinde “mobil imza” uygulaması olup olmadığını sormuş. Sonuç; “Türkiye bu konuda ilk, tek ve önde”.
Yani, bir süredir takip ettiğim dış basından, dünya borsa acentaları ve danışmanlarından aldığım izlenim, Muzaffer Akpınar ekibinin Türkiye zirvesine taşıdığı Turkcell’in artık dünya pazarında oynadığı şeklinde.



Kaynak : 