1970’lerin ünlü sloganı “devrim televizyondan yayınlanmayacak” idi. Gezi’de bu sloganı sıkça görmüş, sokaklardaki duvar yazılarında okumuştuk. Gezi adeta Türkiye’de Twitter’ın doğduğu yıl oldu. Öncesinde kullanılıyor olsa da Gezi sırasındaki medya sansürü ve eylemlerin iletişimi ve koordinasyonuna duyulan ihtiyaç, Türkiye kamuoyunun büyük bölümünü ilk defa Twitter ile tanıştırdı.
Tarihte her toplumsal eylemlilik döneminin bir “kaçak yayını” oldu. Sovyet muhalifleri görüşlerini yaymak için kendileri yazarak çoğaltıp elden elde dolaştırdıkları samizdatlarla birlik ruhu yakalamaya çalıştı. Televizyon 1968’in gözde mecrasıydı. İran İslam Devrimi öncesi Fransa’da sürgün olan Humeyni’nin konuşmaları ülkede ses kasetlerinde gizlice elden ele dolaşıyor, görüşleri evden eve yayılıyordu. 2010’ların ilk yarısında gerçekleşen ve Ukrayna’dan İspanya’ya, Wall Street’ten Arap Baharı’na uzanan isyan dalgasının medyası ise sadece birkaç yıl önce doğmuş olan başta Twitter olmak üzere sosyal medya oldu.
Ama o günlerin üzerinden çok sular aktı. Sosyal medyanın o yıllarda sanıldığı gibi özgür ve özerk kurtarılmış alanlar olmadığı ortaya çıktı. Devletler bu araçları denetim altında tutmanın etkili yollarını geliştirdi ve büyük oranda başarılı oldu. Türkiye gibi otoriterleşmenin ağına düşmüş, ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığı ülkeler ise bu önlemleri geliştirmekte daha da uzmanlaştı! Bilgi Teknolojileri Kurumu, her sansasyonel olay sonrası başvurduğu internet trafiğinin hızını düşürerek erişimi fiilen engelleyen bant daraltma uygulaması bir yana, idari tedbir olarak web sitelerine ve sosyal medya hesaplarına erişimi engelliyor. 2023 sonu itibariyle Türkiye’de 1 milyona yakın web sitesi erişime engelliydi.
İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı 19 Mart ve sonrasında da bant daraltmaları yoluyla internet yavaşlatıldı, sadece sosyal medya değil, WhatsApp benzeri yaygın iletişim ağları üzerindeki bilgi akışı zorlaştırıldı, hatta fiilen engellendi. Sadece Saraçhane protestocuları değil, Türkiye’deki internet kullanıcılarının tamamı kamuoyunda konuşulanlara, tutuklamaya verilen kitlesel tepkiye erişmekte zorlandı.
Silikon Vadisi Etkisi
Sosyal medya platformlarının serbestçe kullanımıma yönelen tek tehdit otoriter devletlerin bürokratlarının keyfi yasaklama kararları ya da göstermelik mahkeme kararları değil. Bir de bu platformların Silikon Vadisi’ndeki şirketler tarafından merkezi olarak yönetilmesi ve ülke hükümetleriyle ters düşmekten çekinen politikaları var. Twitter’ı X’e dönüştüren Elon Musk da yerel yasalara uyacaklarını her fırsatta dile getiriyor. Musk’ın bu açıklamaları, yargı mekanizması bağımsız işleyen ülkeler için çok rahatsız edici olmasa da, aslında mahkemeleri siyasallaşmış olan ülkelerin hükümetlerine verilmiş birer güvence. Bunun uygulamasını da 19 Mart sonrası ülke çapında başlayan hükümet karşıtı protestolara katılan ya da destek veren 700’den fazla gazeteci, STK, basın kuruluşu ve kanaat önderinin X hesaplarının kapatılmasında gördük.
X, Silivri’de tutukluluğu 100 günü geçen İmamoğlu’nun hesabına da tutuklanmasından yaklaşık 1,5 ay sonra, 8 Mayıs’ta, erişim engeli getirdi. İmamoğlu’nun X hesabının kapatılmasına dair haberler ilk kez CHP’nin boykot çağrılarının ardından gündeme gelmişti. AKP eski MKYK üyesi Mücahit Birinci, İmamoğlu’nun sosyal medya hesaplarının engellenmesi gerektiğini söylemiş, talimatı alan bir avukat da İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’ne başvuruda bulunmuştu. Mayıs ayında ise 8. Sulh Ceza Hakimliği İmamoğlu’nun bir başka tweetinin “suç işlemeye alenen tahrik” suçunu “oluşturabileceğine” kanaat getirerek engelleme kararı verdi, X de itirazen de olsa kararı uyguladı.
Geleneksel medya ise devlet için daha kolay hedef. Örneğin Türkiye’de hala haberin en çok takip edildiği mecralardan olan televizyon kanalları RTÜK’ün gazabına uğruyor. RTÜK başkanı Ebubekir Şahin sıkça tehdit ettiği TV kanallarına yağdırdığı cezalarla, iktidarı hala eleştirebilen birkaç kanalı da yayın yapamaz hale getirmeye çalışıyor. RTÜK üyesi Tuncay Keser, yılbaşından bu yana Üst Kurul tarafından verilen 40 cezanın 35’inin bağımsız TV kanallarına kesildiğini açıkladı.
Yeni eylemliliğin “radikal medyası” var mı?
Peki internetin fişinin kolayca çekilebildiği, iktidarların hoşuna gitmeyen içerikleri anında engelleyebildiği bir çağın “radikal medyası” ne olacak? Sokaktaki hareket hangi mecrada kamusallaşacak ve geniş toplum kesimlerine sirayet edecek? Önceki gün İmamoğlu’nun tutukluluğun 100. gününde Saraçhane’de toplanan toplumsal muhalefetin iletişimi nasıl yapılacak?
Eğer X’e alternatif ararsak, birkaç (şimdilik) başarısız denemeyle karşılaşıyoruz. Elon Musk’ın Twitter’da yaptığı değişiklikler sonrası büyük umutlar bağlanan Threads, Mastadoon ve son olarak Bluesky gibi benzerleri şimdiye kadar kamuoyu oluşturacak şekilde kitleselleşemedi. Dijital ağların iş modelinin temelini oluşturan network etkisini kırmak kolay değil.
Facebook, Twitter gibi platformlar, geçtiğimiz on yılın kitle hareketleri öncesinde ortaya çıktıklarında mecra mimarisi anlamında öncüllerinden çok farklıydı. Web sayfaları, kullanıcı forumları, email grupları gibi kendilerinden önceki dönemin yaygın internet uygulamalarına alternatif önemli yapısal yenilikler sunmuşlardı. Bu yüzden Web 2.0 olarak adlandırıldılar. Yeni nesil iletişim diyebileceğimiz, bu derecede inovatif bir paradigma değişikliği henüz ufukta görünmüyor.
Görünen o ki, halkın son aylarin gelişmelerini en fazla takip ettiği mecra Whatsapp. Kamusal bir mecra olmaması halihazırdaki baskı ortamında insanlara güven veriyor. Cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma gibi gerekçelerle açılan soruşturmalar, sosyal medya paylaşımları nedeniyle yapılan gözaltılar, insanları, olayları Whatsapp’tan ve kendi güvendikleri kaynaklardan takip etmeye itiyor. Sahte bilgi sorununu bir kenara bırakırsak, protestolara dair görseller, çağrılar WhatsApp gruplarından yayılıyor. CHP inisiyatifinde ve daha küçük sivil gruplar tarafından oluşturulan boykot sitelerinin linkleri elden ele yayılıyor, yüzlerce üyeli gruplarda paylaşılıyor.
Diğer yandan ülkemizdeki internet sansürünün ulaştığı boyutlar geniş kesimleri VPN kullanımıyla tanıştırdı. Özellikle toplumsal muhalefetin görünürlüğünün arttığı dönemlerde VPN hizmetleri daha fazla kullanıcı buluyor. Makbul bulunmayan siyasi parti ya da kişileri takip ettiği için fişlenme korkusu yaşayanlar VPN kullanarak iktidarın gazabını üzerine çekmemeye çalışıyor. Yaklaşık 3 kişiden biri internete bu hizmetleri kullanarak giriyor. Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’nın ardından dünyada en yaygın VPN kullanılan üçüncü ülke.
Peki VPN kullanımı daha da kitleselleşir mi? Bunu tahmin etmek zor. Fakat şimdiye kadarki toplumsal eylemlilik deneyimlerinden biliyoruz ki kamuoyunun tamamının siyasi gelişmeleri medya üzerinden takip etmesi gerekmiyor. Hiçbir toplumsal hareket medya ağlarıyla fiziksel ağları birbirine etkili bir şekilde entegre etmeden başarılı olamıyor. VPN kullanımı ve sosyal ağların etkin kullanımı, internet okuryazarlığı yüksek bir azınlığın işi. Eylemlerin kamusallaşması, sanal ve fiziksel ağların birbirine bağlanması yoluyla gerçekleşiyor. Yani belirli bir mecra üzerinde başlayan bilgi akışı internetten uzak kesimlere geleneksel yöntemlerle aktarılıyor.
Yakın tarihin tüm sosyal patlama dönemlerinde görüldüğü gibi, geniş kesimlerin karşılanmayan talepleri ifadesini bulmak için kendisine en elverişli iletişim mecrasını arıyor. Bu arayışın sonuçsuz kalması halinde ise iletişim paradigmasını yıkan ve yeniden inşa eden yepyeni mecralar ortaya çıkıyor. Yoksulluk kitlelere yayıldığında, özgürlük ihtiyacı önüne geçilemez hale geldiğinde ve toplumsal baskı tahammül edilemez boyutlara ulaştığında, suyun en kalın duvarlardan bile sızacak bir gözeneği arayıp bulması gibi, söz de yayılacağı kanalı bulacaktır.



Kaynak : 