Hafta sonunda, Beyoğlu’ndaki, İstanbul Barosu Orhan Apaydın Konferans Salonunda “İnternet’in Getirdiği Yeni Haklar ve Özgürlükler” konusu çerçevesinde bir etkinlik gerçekleştirildi. “Hukuk Mu İnterneti, İnternet mi Hukuku Değiştirecek?” konulu panele katılan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Anayasa Hukukçusu Doç. Dr. Bertil Emrah Oder, konuya daha çok daha çok Anayasa Hukuku çerçevesinde baktığını ifade ediyor. İnternet konusunun, anayasal düzenlemeye ihtiyaç duyan bir alan olduğunu ifade eden Oder, şöyle konuştu:
Özellikle, düşünceyi açıklama özgürlüğü bağlamında internete ilişkin anayasal güvencelerin somutlaştırılmaları gerekiyor. Sadece, düşünceyi açıklama özgürlüğü anlamında değil, aynı zamanda internet teknolojilerine bağlı özel yaşamın gizliliği, düzeltme hakkı, çalışma ve sözleşme özgürlüğü, kişilik hakları gibi konunun başka boyutları da var. Ben, özel yaşamın gizliliği ve düzeltme hakkı gibi konularda, anayasada interneti dikkate alan özgür düzenlemelerin uygulanması gerektiğini savunuyorum.
İletişim özgürlüğü bağlamında da basını da içerisine alacak kapsayıcı bir norm da düşünülebilir. Özgür olarak sadece internetteki düşünceyi açıklama ve internetteki bilgilere erişme hakkına ilişkin de bir anayasal güvenceye kavuşmamız söz konusu olabilir. Her 2 farklı düzenleme tekniklerinden birini tercih edebiliriz. Ama, her durumda internete bağlı olan özgürlüklerin anayasal güvenceye kavuşturulması, bütüncül sansüre varan uygulamalara gidilmemesi açısından değer taşıyor. Bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinde basın-yayın kuruluşları ile internet aktivistlerine büyük görevler düşüyor.
Aksi taktirde, anayasal düzenleme yaparken özgürlük alanından daha da geriye düşmemiz söz konusu olabilir.
turk-internet.com’un “Bütüncül yasaklar konusunu daha fazla tartışmalıyız” diyorsunuz. Neden?” şeklindeki sorusuna Doç.Dr.Oder şöyle cevap verdi :
Çünkü, eğer YouTube örneğinde olduğu gibi bütüncül yasaklara gidersek hakkın özünü de ortadan kaldıracak önlemler alma yoluna gidiyoruz demektir. Oysa ki, bu önlemleri ölçülü bir şekilde uygulamamız gerekir. Bütüncül, yani sansüre varan uygulamalara girersek erişimi tamamen keserek bir hakkı tamamıyle ortadan kaldırmış oluyoruz.
“Uyar-kaldır” gibi ölçülü uygulamalar söz konusu olduğunda hem kendi ulusal hukukumuza aykırı bir takım eylemleri bir yaptırıma kavuşturacağız, ama bir yandan da internet kullanıcılarının erişim haklarını güvence altına almış olacağız.
Anayasamızın, 13’ncü maddesindeki ölçülülük ilkesinin gereği de bu. Fakat, bugünkü kanuni düzenlemenin biz anayasaya ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu tartıştık. Paneldeki katılımcılar, Anayasa Mahkemesi önüne gitmediği için bir karar çıkmadı değerlendirmesinde bulundular. Ancak, konunun, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne taşınması da tartışmaların bir başka boyutunu oluşturuyor. Oradan, Türkiye aleyhine bir sonuç çıkabileceğini öngörüyoruz.

Kaynak : 