6 Eylül 2025’te, Kızıldeniz’de Cidde yakınlarında, özellikle SEA-ME-WE-4 (SMW4) ve IMEWE ile muhtemelen FALCON GCX olmak üzere, birden fazla kritik deniz altı fiber optik kablosu koptu. Bu kablolar, Asya, Orta Doğu ve Avrupa’yı birbirine bağlayan ana internet arterleri olarak hizmet veriyor. Nedeni kesin tespit edilemedi ama uzmanlar, bir geminin sığ deniz tabanında çapasını sürüklemesi nedeniyle kablonun kazara kesildiğini öne sürüyor.
Trafik tamamen kesintiye uğramadı ama Microsoft’un, Azure bulut hizmetlerinde sıkıntılar oluştu. Özellikle Orta Doğu üzerinden Asya ve Avrupa’ya yönlendirilen trafikte, gecikme süresinin arttığı raporlandı. Microsoft ağ yollarını yeniden yönlendirdi ve etkilenen bölgelerde hizmetlerin daha yavaş da olsa çalışır durumda kalmasına çalıştı.
Bu olay, küresel internet’in ve bulut servislerinin kırılganlığını ortaya koyan olaylardan sadece bir tanesi. Kızıldeniz gibi bir darboğazda meydana gelen fiziksel bir arızanın ne kadar hızlı bir şekilde önemli bağlantı ve bulut performansı sorunlarına dönüşebileceğinin gösterdi.
Bugün küresel bulut pazarı üç şirket kaplıyor : % 23 Microsoft (Azure), % 32 Amazon (AWS) ve % 12 Google (GCP). Başka bir deyişle, üçlü bir tekel yani oligopol söz konusu. Bu durum küresel dijital ekosistem için hem riskleri hem de avantajları beraberinde getiriyor. Bunlara kısaca bakalım;
Bulut Oligopol’ünün en önemli riski, tek noktadan hizmet almak. Bu 3 sağlayıcı dünyadaki bulut servislerinin neredeyse % 70’ini veriyor. Dolayısıyla yaşayacakları bir teknik arıza, siber saldırı, jeopolitik güvenlik açığı (ki Kızıldeniz olayı böyle de olmuş olabilir) ve küresel altyapı darboğazları ile haberleşme ve servisler her an kesintiye uğrayabilir.
Daha kötüsü ise, denizaltı kablolarının onarım süresinin belirsizliği. Bölgenin jeopolitik hassasiyeti ve kablo onarım gemilerinin sayısının az olması, hava durumu göz önüne alındığında, tam onarım haftalar hatta aylar sürebilir.
Dünyanın büyük bir kısmı yani neredeyse % 70’i üç sağlayıcı üzerinden çalıştığında, herhangi bir kesinti küresel çapta etki yaratır. Kızıldeniz kablo kesintilerinden kaynaklanan durum da, fiziksel darboğazların (denizaltı kabloları) kıtalar arası bulut kesintilerine nasıl yol açabileceğini gösterdi.
Ayrıca “Üç Büyük”ten birine karşı başarılı bir siber saldırı, hükümetleri, bankaları, telekomünikasyon şirketlerini ve hastaneleri aynı anda felç edebilir. Çünkü birçok firma benzer yığınlar kullanır (örneğin, Azure üzerinde Microsoft 365, AWS üzerinde SaaS katmanları). Saldırganlar ortak araçları veya kimlik sistemlerini (Microsoft Active Directory veya Okta entegrasyonları gibi) ele geçirirse, milyonlarca istemci aynı anda tehlikeye atılır. Bu, tüm küresel altın rezervleri için tek bir kasaya sahip olmak gibidir.
Zaten Hyperscale yani Hiper ölçekli veri merkezlerinin çoğu ABD, AB, Singapur ve birkaç başka merkezde bulunmaktadır. Bu durum, bu bölgelerdeki enerji şoklarına, depremlere veya siyasi kontrollere karşı güvenlik açıkları yaratır. Denizaltı kabloları (Kızıldeniz, Süveyş veya Tayvan Boğazı gibi yerlerde) kritik tek arıza noktası olmaya devam ediyor.
Bir başka sorun ise bu firmaların hepsinin “yaptırım meraklısı” ABD’nin şirketleri olmasıdır. ABD dünya üzerindeki çeşitli ülkelerde zaman zaman bu yaptırım gücünü kullanıyor. Örneğin, Huawei, Google Play Hizmetleri’nden bir gecede mahrum bırakıldı; İran ve Rus firmaları yaptırımlar nedeniyle AWS ve Azure’a erişimlerini kaybetti.
AWS/Azure/GCP kullanımı eşsiz bir ölçek sunar, ancak hükümetleri/şirketleri ABD politikalarına bağımlı bırakır. Yaptırım uygulanan bir ülke ABD bulutlarına bağımlıysa, verileri dondurulabilir, hizmetleri askıya alınabilir veya geçişler zorunlu hale getirilebilir. Veri egemenliği, dış politika rehinesi haline gelir.
Ayrıca oligopol’ün rekabet dezavantajı da önemli. Rekabet olmaması nedeniyle fiyatlandırma, hizmet şartları ve uyumluluk yükümlülükleri “Üç Büyük” tarafından belirleniyor. ayrıca müşteriler, tedarikçiye bağımlı kalma riskiyle karşı karşıya kalır (bir bulut ekosistemine entegre edildikten sonra başka birine geçiş yapmak zordur. Bu durum, işletmelerin ve hatta hükümetlerin pazarlık gücünü azaltıyor.
Avantajları?
Bu firmaların bu derece büyümelerinin tabii ki nedenleri yani avantaj sağlamaları da var. Bu firmalar bu derece büyüdükleri için ölçek ekonomisi sağlıyor. Fiyatta değilse de, yedekli veri merkezlerine, denizaltı kablolarına ve yapay zeka destekli siber savunmaya milyarlarca dolar yatırım yapmaları mümkün. Daha küçük oyuncular bu güvenlik ve küresel dağıtım seviyesini yakalayamıyor. Çoğu kullanıcı için Üç Büyük bulut, ulusal veya yerel alternatiflerden daha güvenli olarak değerlendiriliyor. .
AWS, Azure ve GCP, en son teknolojiyi (yapay zeka çipleri, kuantum hizmetleri, sunucusuz bilişim) zorluyor. API’ler, kimlik yönetimi ve veri uygulamaları için küresel standartlar belirliyorlar. Bu tekdüzelik, geliştiriciler için zorlukları azaltıyor ve dijital dönüşümü hızlandırıyor. Türkiye, Kenya veya Şili’deki bir girişim, AWS/Azure/GCP aracılığıyla anında küresel bir kitleye ulaşabilir; bu, yalnızca yerel barındırma ile düşünülemez bir şeydir. Hiper ölçeklendiriciler, gelişmekte olan pazarlardaki şirketler için dijital uçurumu azaltıyor. Oligopoli, teknoloji gelişimini hızlandırır, ancak daha küçük bölgesel sağlayıcıları sıkıştırarak alternatifleri sınırlar.
Jeopolitik ve Politik Etkileri
AB, Çin, Hindistan ve hatta Türkiye, ulusal bulutlar mı yoksa hibrit egemen bulutlar mı (örneğin, Avrupa’da GAIA-X, Çin’in AliCloud’u, Rusya’nın yerel bulutları) konusunda tartışıyor. Jeopolitik gerilimler tırmanırsa, ABD, Çin, AB ve bölgesel sağlayıcıların ayrışmaya zorlandığı bir “Bulut Parçalanması” görebiliriz.
Tıpkı enerji veya telekomünikasyon gibi, birçok hükümet bulutu kritik altyapı olarak ele almaya başlıyor ve yaptırımlar altında yedeklilik, yerel depolama ve süreklilik düzenlemeleri getiriyor.
Yani Bulut oligopolü, ölçek, güvenilirlik ve inovasyon sağlıyor, ancak aynı zamanda teknik, ekonomik ve jeopolitik yoğunlaşma riskleri de yaratıyor. Bir kablo koptuğunda, bir devlete yaptırım uygulandığında veya bir siber saldırı gerçekleştiğinde, dünya “dijital sinir sistemini” ne kadar merkezileştirdiğimizi sadece üç şirkete indirgediğimizi keşfediyor.



Kaynak : 