Türkçemizde çokca kullanılan bir ifade “Kendine Müslüman”dır. Bunu bencil ve sadece kendisiyle ilgilenen insanlar için kullanırız. Bu haberimizde bu ifadeyi batı dünyası için kullanacağız; son Paris saldırısı doğal olarak –dünyanın iyilikten yana olan insanları olarak– hepimizi üzdü ve onların üzüntülerini paylaştık. Ama acaba onlar başkalarının üzüntülerini paylaşıyorlar mı?
Dün ve evvelki gün Amerikan Huffington Post gazetesinde yayınlanan 2 farklı haber öyle olmadığını gösteriyor. Bunlardan ilki Beyrut saldırısı ile ilgili[1]. Paris saldırısından 1 gün önce meydana gelen ve yine IŞID’ın yaptığı düşünülen saldırıda 43 kişi öldü. Diğeri ise, Kenya’da meydana gelen bir saldırı. Bu yıl nisan başında Al-Shabab terör örgütü tarafından bir Üniversiteye yapılan silahlı saldırıda 147 kişi ölmüştü[2].
İşte bu olaylardan ilki ile ilgili olarak yayınlanan bir blog makalesi, Huffington Post’ta kendisine yer buldu. Makalenin özü şu;
Benim insanlarım 12 kasımda Beyrut sokaklarında ölürken, dünya liderlerinden herhangi bir kınama duyulmadı. Lübnan insanları için sempati gösteren herhangi bir açıklama yapılmadı. Suçsuz insanların yanlış zamanda yanlış yerde olmaları dışında hüçbir suçları olmadan öldürülmelerine ve ailelerinin mahvolmasına ya da birilerinin politik ya da dini nedenlerle çimentonun içinde yanmış olmalarına karşın global bir protesto görülmedi.
Obama bu ölümlerin insanlığa karşı bir insanlık suçu olduğuna dair açıklama yapmadı. O zaman, insanlığın kastedilen değeri subjektif bir değer midir?
Blog yazarı devam ediyor;
“Benim insanlarım öldüğünde, hiç bir ülke ışıkları bayraklarımız renginde yakma zahmetine girmedi. Hatta Facebook bile insanlarımın güvende olup olmadığına dair uygulamayı çalıştırmadı.
Dünya’dan Beyrut’un Paris kadar önemli olduğunu düşünmelerini ya da Facebook’dan “safety check” butonunu bizim ya da bizi önemseyen insanları için her gün çalıştırmasını isteyebiliriz. Ama işin aslı, buna alışmışız. Ama alışılmaması lazım. Biz buna “yeni normal” diyoruz ama bu normalse, istemiyoruz.
Dünya Arap hayatlarına aldırmıyor. Arapları cepheye sürüyor.
İkinci yazıda ise, Paris olayının yeniden hatırlattığı Kenya saldırısı var[4]. Yazar bir nevi savunma yapıyor ve “yazıldı ama siz okumuyorsanız biz ne yapalım” türü bir cevap veriyor. Onun ifadesinde öne çıkanlar ise şöyle;
“Haftasonunda Daily Star Online gazetesinde çalışıyordum. Paris yılın en büyük olayıydı. Her bir haber eklendikçe, binlerce insan okuyordu.
Ama sonra Twitter ve Facebook üzerinden “neden Kenya Garissa Üniversitesindeki saldırıda 147 kişinin öldürülmesi Paris kadar konuşulmadı” itirazları yükseldi. Facebook’da çok sayıda şikayet vardı. Ben de baktım; BBC News vermişti. Google’a baktığımda ise sadece BBC değil, CNN, New York Times, USA Today vsvs olayı uzun uzun yazmışlardı. Ama anlaşılıyor ki siz okumaya zahmet etmemişsiniz. Hatta paylaşmaya da. Paylaşmaya çalışsaydınız olayın nisanda olduğunu görecektiniz.”
Anlayacağınız yazar fırça atıyor ama bu satırlar, neden ışıkların sönmediğini ya da dünya liderlerinin lanetlemediğini, toplu protestolar yapılmadığını açıklamıyor. Biz de Türkiye’den sesimizi yükselterek, aynı soruları Ankara hatta Suruç saldırıları için de sorabiliriz. Tabi Facebook’a da sorabiliriz. Neden bunu Ankara için yapmadınız diye.
Bu da böyle bir not; tarihe düşelim… Arap arkadaşın dediği gibi. Bizler ancak “göçmenleri durdurabileceksek” sayılıyoruz. Yoksa yokuz..
[1] Beirut suicide bombings kill 43; suspect claims ISIS sent attackers
[2] Kenya attack: 147 dead in Garissa University assault
[3] From Beirut, This Is Paris: In A World That Doesn’t Care About Arab Lives
[4] The Media Did Cover Attacks on *Insert Country Here* – You Just Weren’t Reading It



Kaynak : 