Markalara sosyal medya hizmeti veren bir ajansın sahibi olan Fatih Taşkıran’la Blog Ödülleri 2009 vesilesiyle tanıştım. Şirketlere, kimlik oluşturmalarında yardımcı olduklarını ifade eden Taşkıran, 16 yaşından beri günlük tuttuğunu anlatıyor.
turk-internet.com; Kendinizden biraz bahseder misiniz?
Fatih Taşkıran; Ben Üniversite mezunu değilim, lise mezunuyum. Üniversiteyi okurken yarıda bıraktım. Mimar Sinan Güzel sanatlar fakültesini bıraktım. Ortaokulda Mac ile tanıştım, ilk dokunduğum bilgisayar Mac’dir. O zamandan bu yana grafik tasarımı ile ilgileniyorum.
2001’den beri internetle haşır neşir olmaya başladım. Dolayısıyla, tasarım çalışmalarım da hep internete kaydı. İrili ufaklı birçok farklı şirkette, holdingde çalışmaya başladım. Daha sonra, 2007’de kendi şirketimi kurdum. Lotus Medya’da tasarım işlerini koordine ettim, olaya hala böyle devam ediyoruz. Lotus medya ne diye sorarsanız sosyal medya ajansı, markalara sosyal medya hizmeti veriyoruz.
Sosyal medyada yer almaktan, kimlik oluşturmaya, onlara özel internet projeleri geliştirmeye kadar her şeyi yapıyoruz. Özetle böyle, her ne kadar tasarımcı diye bilinsem de aslında en çok edebiyattan hoşlanıyorum, yazmakta hoşlanıyorum. Yaklaşık 16 yaşından beri çeşitli mecralarda yazıyorum. Klasik veya yeni mecrada da yazıyorum. Bir de işte blogum var, blogda yazıyorum.
turk-internet.com; Blogunuzun amacı ne?
Fatih Taşkıran; Blogun amacı aslında 16 yaşından beri günlük tutuyorum ve bu günlüklerin içinde çok mahrem şeyler var. Muhtemelen ben öldükten sonra bunlar insanlar tarafından okunacak. Madem bu kadar yazıyorum niye kimseyle paylaşmıyorum fikrinden yola çıktı, oradaki kadar mahrem olmasa da daha özet şeylerden bahsediyorum. Artı birde mesleki açıdan tecrübelerimi, edebi bilgilerimi ya da yeni öğrendiklerimi paylaşmak amaçlı kullanıyorum.
Blog, benim için tamamen kişisel hobi ve zevk ve birde bu yazma hastalığını tatmin etme aracı. Yazmadan duramıyorum ve yazmamak beni rahatsız ediyor. Elimden geldiğince her gün, bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Bu o gün izlediğim ve beğendiğim bir film de olabiliyor ama internette yeni bir teknolojiden de bahsediyor olabiliyorum. Özetle değişiyor.
turk-internet.com; Türkiye blog konusunda sizce nerede?
Fatih Taşkıran; Yani Türkiye’de benim teorim var, birçok arkadaşım da kızar bana ama içinden bulundum sektör açısından deneyimlerimden dolayı bunu açıkça söyleyebilirim. Türkiye’de internet yurtdışına göre minimum 3 sene daha geriden geriyor.
Bugün blogların bu kadar popüler olması yine geleneksel mecrada haber kaynağı olmalarından kaynaklanıyor. Aslında bu bizim internetteki sosyal medyanın ya da blokcuların başardığı bir şey değil, gene bir nevi bir gazetede, şurada burada, Facebook’un, Twitter’ın haber olmasıyla, geleneksel medyadakilerin ilgi göstermesiyle halkın duymaya başlamasıyla popüler olan bir şey.
Yurtdışında blog dediğimiz şey çok daha önceleri popüler oldu, bir otorite haline geldi. Hem çok para kazananlar oldu, hem de iyi ses getirenler oldu. Yurtdışında şimdi blog ölmemekle birlikte blog bir nevi radyoya dönüşüyor. Şimdi nasıl televizyon gelince radyoyu öldürmedi ama televizyon çok daha popülerse yurtdışında da bu sosyal medya dediğimiz klasik paylaşım araçları daha popüler. Bloglar radyo gibi olmaya başladı.
Şimdi bizde bloglar televizyon çağını yaşıyor. Yani hala geriden geliyoruz. Önümüzdeki süreçte bizde de radyoya dönecektir. Bu aslında bir yerde cicim ayıdır.
turk-internet.com; Peki nasıl gelişecek?
Fatih Taşkıran; Şimdi internet kullanımı Türkiye’de her geçen gün daha da ilerliyor. İnsanlar yeni araçlardan daha çok haberdar oluyor. İlk blog tutan insanlar daha teknolojiyle internet ilgili olan insanlardı ve yurtdışındaki yenilikleri, projeleri ilk deneyen, ilk kullanan insanlardı. Onlardan şöyle küçük çevreye doğru yayılıyordu.
Mesela Facebook’la ve Tweeter’la araçların halka doğru inmeleriyle hem internet kullanan sayısı artıyor, hem de yeni mecraları kullananların sayısı artıyor. Bu yeni mecraları kullanan sayısı arttıkça, daha çok blog göreceğiz. Daha çok sosyal ağlarda aktif Türkler göreceğiz.
Bu çerçevede orda konuşulduğu gibi burada da bloglar aslında bir yerden sonra köşe yazısı kıvamına dönmeye başlayacaktır. Şu anda ilk bloglar da öyle olmaya başladı.
Görüyorsunuz, eleştiriler öyle geliyor işte bugün yağmur yağdı diye yazı yazan adam var. Bu bir tehlike değil, olması gereken bir şey ama zamanla blogların içeriği makaleye, köşe yazısına dönmeye başlayacak.
Kişisel paylaşımlar daha çok bu mikro bloklar arasından görülmeye başlayacak. Yurtdışında televizyon olan bu sosyal paylaşım araçları. Ama, onların da sonu gelecektir. Geleceği ne olacak yurtdışında onu zaman gösterecek ama biz hala onları izlemeye devam edeceğiz.
turk-internet.com : Blog dünyasında belli bir marka ya da şirketi arkasına alarak yazma gibi bir eğilim de var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Fatih Taşkıran; Son dönemde çok tartışılan konulardan bir tanesi bu. Dediğim gibi yurtdışını çok geriden takip etmekle alakalı bir durum. Evet, bu kişisel tatmin amaçlı başka bir şey için başlamış olabilir blog yazmaya, sesini duyurmak için olabilir, şunu da ben çok gördüm. İşte insanlar yazıyor yazıyor birileri okumayınca şevki kırılıyor. Ama insanlar okudukça daha sıklıkla yazıyorlar.
Bu kişisel tatmin için kullandıklarının başka bir göstergesidir. Yurt dışında dediğim gibi bunlar, 2-3 sene önce blog patladığında markalar ve firmalar bunlara ilgi gösterip, paralar akıttığında veya yurtdışındaki bazı blogların çılgın paralar kazanması ve medyayı yer yer yönlendiriyor olması, şimdi yavaş yavaş burada yaşanır gibi oldu ama çok ağır aksak bir şekilde ilerliyor.
Buradaki markaların ne kendileri ne ajansları herhangi bir şekilde bu alanda deneyimleri olmadığı için bloger-marka ilişkisini şöyle buluyorlar yani bir kıyak yaparım, bir yere götürürüm ya da bir basın bülteni gönderirim o da kendinin önemsendiğini hisseder ve benden bahseder. Bu şu anda böyle yürüyor.
Etik tartışmalar klasik mecrada da olmuş zamanında. Yani gazetecilerde de dergicilerde de, televizyoncularda da ilk çıktığında belli bir yapı sektör oturana kadar bu tür çıkar ilişkileri, bu tip etik problemler hep olmuş. Bizde hep oluyor.
Bu, bir süreçtir, geçecektir. Bildiğiniz gibi gazetelerin güvenilirliği de tartışmalıdır zaman zaman. Örneğin, yemek köşesi olan bir gazeteci bir restoranı çok övdüğünde siz ona şüpheyle yaklaşırsınız. Kesin bu adamı orda yedirmişlerdir, içirmişlerdir diye düşünürsünüz.
Bloggerlarda da benzer durum söz konusu. Yani bir bloger bir firmayı, bir markayı çok övdüğü zaman okuyucu kitlesi tarafından böyle bir algılanma oluyor.
Bunu da doğru buluyorum. Ama bu tartışmalar daha yapmacık onları ayıklayıp daha özele doğru gidecektir Blog dediğin şey kişisel bir şeydir. Orayı ticarete çok bulaştırmamak lazım. En azından size birisi size bir şeyler verdi diye kendinizi borçlu hissedip, bir şeyler yazmamanız lazım. Bu sizin inandırıcılığınızı da bitirir ve okuyucularınızın gözünde de değer kaybedersiniz.
Dediğim gibi bu bir süreç ve bu süreç ilerledikçe markalar da bunun çok anlamsız bir şey olduğunu gördükçe düzelecektir.
Zaten birçok markaya ilgi gösterdiği için bu böyle olmaktan çıkacaktır. Onlarda artık daha doğal, daha gerçekçi yazılar yazacaktır bu markalar hakkında. Bu bir süreçtir. Bu süreçten bunların olması normal bir şeydir.
Türkiye’de daha geriden geliyoruz, aslında Türkiye’deki blogların geleceğine bakarsak Yurtdışındaki blogların maceralarına bakmak yeterli. Bizimkilerin şu an yaşadıkları bahar ayları, cicim ayları, onlarda çoktan geçti, çoktan iyi bir noktalara geldiler ve şu anda duruldular.
Dediğim gibi hepsi makaleye, köşe yazısına dönmeye başladılar. Ve bu bloglar artık para kazanmaya başladı. Bazıları artık para kazanmadığı için bloglarını satmaya çalışıyor.
Bizde de aynı süreç yaşanacaktır diye düşünüyorum. Şu anda veri kirliliği, bilgi kirliliği çok fazla bir içeriğinin bazılarını gereksiz olması gibi konuların hem teknolojilerin ilerlemesiyle, filtreleme araçlarıyla hem de artık bu sürecin yurtdışındaki gibi ilerlemesiyle bu doğal seleksiyonda zaman içerisinde bir köşe yazısına dönüşecek ve artık belli başlı bloglar ortaya çıkacaktır.
Gelecek daha çok sosyal medyanın lehine gözüküyor. İnsanlar şu anda nasıl gerçek hayatta çevresinde oluşturduğu bir etkisi varsa sosyal medyada ya da internette yaratmaya başladılar. Orada daha etkin olmaya başlayacaklardır, o savaşları en çok aktif olan kazanacaktır diye düşünüyorum.

Kaynak : 