Tarihsel bir sürecin içinde, internet dünyasının gelişimini ve kilometre taşlarını yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta Los Angeles Times’da okuduğum makalelerden birisinde bu kilometre taşlarından bir tanesine işaret ediliyordu; cafelerde artık internet servisi kaldırılıyor.
“Her zaman online (always-on)” kültürünün hakim olduğu San Fransisco’da, 2000 yılında ilk defa bir cafede, kahve yanında internet de sunulmaya başlanınca, dünyada bir çığır açtı. Öyle ki, artık cafe ve restaurantlarda internet yoksa, ürünleri ve servisleri çok iyi bile olsa tercih edilmemeye başlandı. Yani cafe ve restaurantlar için internet bir “müşteri çekme aracı” haline geldi.
Ama bugün tersi konuşuluyor. Yiyecek&içecek sunan bu yerler şimdi müşterilerin bir şeyler yemesi yerine, internetin tabiri caiz ise kendi işlerini “yediğini” düşünüyorlar.
Kafeler, Wi-Fi müşterilerinin, bir masaya kurulup, uzunca bir süre boyunca sadece bir bardak kahve içiyor olmalarından rahatsızlar. Öyle ki, bir New York cafesinde, uzunca bir süredir hergün aynı masayı bütün gün işgal eden birisinden bahsediliyor.
Cafe sahipleri ayrıca diğer müşterilerinin de bu konuşmayan, sadece önündeki bilgisayara bakan tiplerden ve onların kablolarından rahatsız olduklarını söylüyorlar. Cafe’lerin geleneksel olarak sohbet yeri olduğunu belirtiyorlar. İnternetin öldürdüğünü düşündükleri cafe kültürünü, insanlar arasındaki etkileşimi, yabancıların birbiri ile cafelerde karşılaşmalarını, yeniden yaşatmak istediklerini söylüyorlar.
Kahvehaneler ilk olarak Osmanlı’da görüldü. 17.yüzyılda Avrupa’ya sıçradı. 18.yüzyılda İngiltere’de popülaritesi artan Kafeler, İtalyan göçmenlerce ABD’ye taşındı. Tüm bu süreçte, fonksiyonu insanların bir kahve içtikleri, karşılaştıkları ve yerel haberleri alabildikleri yerler olmalarıydı. Yani Kahvehane ya da Kafe kültürü diye bir şey var.
Oysa uzun süre masalarını işgal eden internet müşterilerinin, başkaları ile karşılaşma, haberleri değiş tokuş etme gibi bir düşünceleri yok. Onlar sadece bilgisayar ekranlarına takılmış, başkaları ile ilgilenmeyen insanlar. Kafeler bu insanların bazen öğlen ya da akşam yemeği yiyecek ve daha çok para bırakacak olan kalabalıkları engellediği düşüncesindeler. Masaların internetli müşterilerce işgal edilmesi ve o masalara yeni müşterilerin gelememesi nedeniyle de, para kazanmanın zorlaştığı aktarılıyor. Özellikle ekonomideki duraklama döneminde bu düşüncenin daha da önem kazandığı belirtiliyor.
Bu nedenle interneti tamamen kapatmayan bazı cafelerde, öğlen saatlerinde ve/veya akşam saatlerinde ve hafta sonlarında internetin kapatıldığı da görülebiliyor. Bir cafe sahibi, “Wi-Fi’ı 15 dakika kapattın mı, tüm bilgisayarlılar cafeyi terkediyorlar” diyor.
Kafe sahipleri Wi-Fi avcıları için farklı taktikler peşinde. Mesela şifreler saat başı değiştiriliyor. Cafeler mevcut elektrik prizlerinin üstünü alçıyla kaplıyorlar ama uzun ömürlü bataryaları olanlar için bu geçersiz bir taktik.
Bir başka yandan bakarsak, Cafelerde sunulan bedava ya da kahve karşılığı internet, uzun bir süredir internet cafelerin işini azaltmış durumda. Bu yeni akımı doğru okuyan internet cafeler, tersine bir hareketle, rahat ortamda kendi laptoplarını kullacak kişilere, internet sunabilirler. Onların kazancı sadece internet ücreti değil, yanısıra sunacakları kahve olabilir. Aslında bu yeni dönemde herşey yerine oturuyor.
Ama bir yandan da, 3G’li ve hatta 4G’nin hemen yanıbaşındaki dünyada cafelerin sunacakları internete pek ihtiyaç kalmamış gibi gözüküyor. 3G ya da 4G bağlantısı olanlar, istedikleri yerde (mesela bir Cafede) internete kolayca erişebiliyor.
13/8/2010 tarihli turk-internet.com güncellemesi : Bu konuda Starbucks farklı düşünüyor. Bunu okumak için bırayı tıklayınız



Kaynak : 