Bu makalenin 2001 dönemini anlatan ilk bölümünü burayı tıklayarak ve yayılma dinamiklerini anlatan ikinci bölümünü burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.
Krizin Türkiye’ye olası etkileri
- Cari denge açığının finansmanının zorlaşması: Finansal sistemdeki, yukarıda anlattığımız kriz ve sorunlar Türkiye’ye döviz girişini engeller. Türkiye son yıllarda emtia fiyatlarının yüksek olmasından, düşük kur nedeniyle yerli üretimin ithalatla ikame edilmesinden ve ancak yüksek ithalat ile büyüme sağlamasından dolayı ciddi bir cari denge açığı veriyor. 2007 yıl sonunda 36-37; 2008 sonunda da 40 mia Amerikan Doları olması beklenen cari açığın (GSMH’nın %8’i) finansmanı en önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor. Yeterli döviz girişi olmaz ise finansmandaki daralma döviz kurlarının yükselmesine yol açabilir. Ancak, yüksek reel faiz ve bankalardaki DTH mevcudu bu konudaki hızlı yükselmenin çıpası olarak düşünülebilir.
- ABD’de talebin azalması, büyümenin yavaşlaması ve bu durgunluğun Avrupa ülkelerine yayılması ihracatımızı olumsuz yönde etkiler.
- ABD ve Avrupa bankalarında oluşacak kredi verme isteksizliği ve sermaye yeterliliğinin getirdiği sınırlamalar, Türk bankalarının sendikasyon kredilerini daha yüksek maliyetle (daha yüksek risk primi) yenilediğinde, Türkiye’de kredi piyasası daralabilir; bu da dış borcu yaklaşık USD 150 mia.‘nı bulan özel sektörü zorlar.
- Küresel sistemdeki likidite fazlasının tercih değiştirmesi: Bugün için küresel sistemde belli ellerde toplanmış likidite fazlası var. Bunların bir kısmı, yüksek reel faiz karşılığı olarak sıcak para şeklinde, bir kısmı da sabit sermaye yatırımı (özelleştirme veya arazi satışı) şeklinde ülkemizde bulunmakta. Sıcak paranın global kriz nedeniyle ülkeyi terk etme veya yeni giriş yapmama riski, ülkedeki mevcut dengeleri alt üst edebilir. Bir diğer yandan, petrol ve doğalgaz fiyat artışları sonucu Arap ve Asya fonlarında biriken ve 3 trilyon Amerikan Doları büyüklüğünde olduğu tahmin edilen fonların, krizdeki Amerikan veya Avrupa bankaları veya yine krizden etkilenen bu ülkelerdeki reel sektörün ünlü markalarını tercih edecek olmaları da, Türkiye’nin bu konudaki ayrı bir şanssızlığı olarak durmaktadır.
- Kredi olanaklarındaki daralma, kurlarda meydana gelebilecek aşırı oynaklık ve beklentilerdeki olumsuz gelişme sonucu iç talebin de daralması, büyüme hızını yavaşlatabilecektir.
Krizin çalışmakta olduğumuz pazarlara etkileri
Durgunluk beklentilerinin gerçekleşmesi, ağırlaşması ve yayılması durumu, çalışmakta olduğumuz ülke pazarlarını da olumsuz etkileyecektir. Bu gelişme, büyüme oranlarının düşmesi, enerji fiyatlarının gerilemesi, kişisel gelirlerin azalması, tüketim harcamalarındaki azalma (özellikle turizm gibi zorunlu ihtiyaç dışı kalemlerdeki düşme), beklentilerin olumsuza dönmesi, kredi imkanlarının azalması şeklinde tezahür edecektir.
Krizin Gubumuz işlerine olası etkileri
- Yukarıda açıklamaya çalıştığımız ve sırasıyla ABD, Çin, Avrupa ülkelerinde yaşanacak durgunluğun, global ekonominin bir üyesi olan Türkiye’yi de etkisi altına alması halinde, ilk olumsuz gelişme iç turizmde bir yavaşlama şeklinde gerçekleşebilecektir.
- Giderek globalleşecek durgunluğun, yurt dışında faaliyet gösterdiğimiz pazarlarda ki etkilerin satış hacimlerimize olumsuz yansıması. Gelişmekte olan ülkelerdeki dış kaynaklı fon çıkışının kurları yükseltmesine, bu yolla rekabetavantajı getirmesine ve enflasyonist etkilerinin ise, durgunluk yüzünden sınırlı kalmasına karşın, hizmet fiyatları genellikle dövize endeksli olduğundan, kısa dönemde bunların olumlu etkisi görülemeyecektir. Kurlardaki yukarı doğru bir düzeltmenin avantajı, bunların döviz cinsinden fiyatlara yansıtılmasıyla, orta dönemde hissedilebilecektir.
- Bu gelişmeler ışığında en büyük sıkıntı ise, hızlı bir büyüme trendi yakalamış ve bu trendi sürdürme çabasındaki Grubumuzun faaliyetlerinin finansmanı alanında olabilecektir.. Yukarıda
açıkladığımız yönde kredi piyasalarındaki daralmanın Grubumuza etkisi, finansman teminindeki
zorluk ve kredi maliyetlerindeki artış şeklinde olabilecektir.. Bu bağlamda, ileriye dönük yapılmış sözleşmeler, verilmiş taahhütler ve üstlenilmiş yükümlülüklerin hızla değişen koşullar çerçevesinde aynı hızla değiştirilmesinin mümkün olamaması halleri de ayrı bir risk oluşturmaktadır. - Bilindiği gibi, BDDK, Basel II kapsamındaki bankaların kredi riskinin derecelendirmeye dayalı olarak hesaplanmasına ilişkin uygulamanın 2009 başına ertelendiğini duyurmuştu. 2009 başında yürürlüğe girecek olan bu sistemde, mevcut bilançolar dereceleme kurallarına göre değerlendirilp, risk katagorisi saptanacak. Bu katagoriye göre ilgili bankanın sermaye yeterlilik hesabına dahil edileceğinden, bunun getireceği ek sermaye ihtiyacına göre fiyatlanacak/teminatlaanacak veya talebi karşılanamayabilecektir. Bu uygulama. özellikle, özvarlık kaldıracı çok düşük olan Grubumuz yönünden 2009 yılında önemli bir belirsizlik ögesi olarak durmaktadır.



Kaynak : 