web analytics
Salı, Haziran 23, 2026
No Result
View All Result
  • Giriş
Türk İnternet
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
Türk İnternet
No Result
View All Result
Ana Sayfa YENİ TEKNOLOJİLER Yeni Teknolojiler Yapay Zeka

Gözetim Kapitalizminden Kaçış Yok!

Melike Beykoz-Melike Beykoz
22 Eylül 2020
-Günlük Haberler, Telefon Dinleme / Takip
0
Gözetim Kapitalizminden Kaçış Yok!
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşLinkedin'de Paylaş

20 yılda ne çok şey değişti. O zamanın en büyükleri petrol, enerji, telekom, finans/bankacılık, sağlık/ilaç, bilişim, elektronik firmaları filandı. Bugün en büyükler neyle uğraşırlar, ne üretirler, hangi problemi çözerler, ne yapıyorlar da en büyük oluyorlar? Birçok sıralamada ilk 5’te “Büyük 5’li” diye anılan teknoloji firmalarını yani GAFAM – Google, Apple, Facebook, Amazon, Microsoft’u görüyoruz. Ana uğraşları açısından bakarsak Apple’ı mobil cihaz üreticisi, Amazon’u e-ticaret şirketi, Microsoft’u da işletim sistemi ve yazılım şirketi gibi tanımlayabiliriz. Google ve Facebook diğerlerinden biraz ayrışıyor, biri arama motoru diğeri ise sosyal medya servisi veriyorlar. Öyle bir servis ki hem kazançları hem de kullanıcı sayıları ile liderler. Google’ın kullanıcı sayısı 2 milyarı, Facebook kullanıcı sayısı 2,7 milyarı aşmış. İyi de her iki servis de bedava. Canınız istediği kadar, istediği zaman, her istediği yerden Google’da arama yapabilirsiniz, hiç de para ödemezsiniz. Facebook’ta istediğiniz video’yu resmi paylaşır, buraları depo alanı olarak kullanır, istediğiniz zaman yakınlarınızla yazışırsınız. Bu da bedava. Facebook ayrıca İnstagram, Whatsapp, Messenger ile bize daha farklı paylaşım imkânlarını da bedelsiz sunuyor. Ve dünyanın en büyüklerinden biri oluyor. Nasıl mı? Bizim severek isteyerek paylaştığımız bilgileri işleyip ürün haline getirip satarak. Verinin mal haline geldiği, alınıp satıldığı yeni bir dünya kurulmuş bile.

Bizim çok da önemsemediğimiz, zaten saklayacak bir şey yok, birkaç günlük fotoğraf, birkaç yorum diye küçümsediğimiz bu bilgiler arka tarafta çalışan algortimalar tarafından çok da anlamlı hale gelebiliyorlar. Gülümserken, masa başında dostlarla yemekte, sahilde gezintide, kucağımızda bir hayvanı severken çekilen fotoğraflar neler söylemiyorlar ki. İnsan yüzündeki 40 dan fazla kasın durumundan kişinin duyguları yapay zekâ ile çözümlenebiliyor. Facebook’ta yaptığımız beğenilerden, dostlarımızla, arkadaşlarımızla, ailemizle gezdiğimiz yerlerden, paylaşımlarımızdan, alışveriş alışkanlıklarımızdan bir profil oluşturuyorlar ve gelecekte yapacaklarımız için özellikle de nerelere gidip ne satın alabileceğimiz konusunda öngörüde bulunuyorlar. Bu da çok değerli ve satılabilir bir bilgi.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Paul Ekman 1978’de FACS (Facial Action Coding System) adını verdiği bir modeli yayınlıyor. Bu modele göre 6 temel duygu ( kızma, korkma, üzülme, sevinme, tiksinme ve şaşırma ) yüzdeki 27 kasın bileşkesi olarak tanımlanabiliyor. Ne kadar inkâr edersek edelim davranışlar sözlerden daha güçlü ve gerçekçi tepkiler veriyor. Kızmadım deseniz de kızdığınız, sevdim deseniz de tiksindiğiniz belli oluyor. Üstelik Yapay zekâ destekli yüz tanıma sistemleri anında bu duyguyu yakalıyorlar.

Google’da aradığımız kelimeler, Youtube’da seyrettiğimiz videolar o sıralarda nelerle ilgilendiğimizi gösteriyor. Hemen sonrasında ise algoritmalar bize konuyla ilgili reklamları önümüze çıkarıyor. Biz de çoğu zaman memnun oluyoruz aslında. Tam da aradığımız üründe indirimlerin olduğu bir yerlerin reklamları önümüze çıkıyor. Hızlıca bizi online alışveriş yapacağımız sitelere yönlendiriyor. Hayatımızı kolaylaştırdığı bile düşünülebilir kimi zaman. İşte bize dair bu verilerin satılabilir bir ürüne dönüşmesi bu algoritmaların sonucu ortaya çıkan verinin hedefli reklamlarla eşleşmesiyle oluşuyor. Çok değerli bir bilgi olduğunu da dünyanın en değerli şirketleri haline gelmelerinden anlıyoruz. Demek ki en değerli veri aslında bizim mahrem sandığımız kişisel verimiz.

Duygusal durumumuz satın alma konusundaki eğilimimizi de etkiliyor. SEWA (Sentiment Analysis in the Wild) projesi tam da bu amaçla başlamış. Önce kişinin duygusal ve duyarlılık durumu tespit ediliyor, sonra da en doğru içerikle eşleştiriliyor. Duygusal durumu ve duyarlılığı (Emotion and Sentiment Analysis) tespit edilirken kişinin yüzü, sesi, vücut hareketleri ve biyometrik verileri incelenerek en doğru zamanda kendisine hedefli reklam aracılığıyla bir ürün sunuluyor. Bu sunum tam da doğru zamanda yani kişinin duygu ve duyarlılığının optimum olduğu zamanda yapılıyor. Satış başarısının en yüksek olacağı bu zaman bir tesadüf değil, hesaplanarak, gözetlenerek bulunuyor. İşte gözetim kapitalizminin teknoloji ve kişisel veriyle buluştuğu an. Bu model her gün daha fazla veri ile besleniyor ve ince ayarlar yapılıyor. Her şey daha fazla başarı yani daha fazla satış daha fazla para için.

Akademik ortamda yapılan araştırmalar ve bulunan sonuçlar paraya dönmek üzere hemen pazardaki şirketler tarafından kullanılmaya başlıyor. Bunun en bilinen örnekleri ise hedefli reklam veya kişiselleştirilmiş reklam üzerinde çalışan firmalar olmuş. Millward Brown adlı reklam şirketi 2016 yılında “Duygusal Yapay zeka” (Emotional AI) kullanarak 34 milyon dolarlık yatırım almış ve Fortune 100’deki 32 dev şirket için çalışmaya başlamış.75 ülkeden 4,8 milyon yüzün olduğu videoları kullanmışlar. Artık düşünmeden kabul ettiğimiz çerezler (cookie) duygusal durumumuz hakkında da bilgi topluyorlar. En uygun zamanda da hedefli bir reklam olarak önümüze çıkıyorlar. Biz de satın almadan geçemiyoruz doğrusu. Böylece büyük firmalar daha büyük, zenginler daha zengin oluyorlar.

İnceleme – tahmin

Gözetim kapitalizmin dayandığı 2 temel süreç gözetim (Surveillance/observation) ve tahmin (prediction) olarak önümüze çıkıyor. Gözetim sürecinde kişiye dair tüm veriler toplanıyor. Bu veri arama motorlarından, alışverişlerden, sosyal medyadaki davranışından, mobil cihazındaki işlemlerinden, gün içindeki bulunduğu yerlerden, ilişki içinde olduğu kişlerden, finansal hareketlerinden, sağlık verisinden, yani dijital ortamda erişebildikleri her türlü kişisel veriden oluşuyor. Daha sonra bu veri, veri analizi ve yapay zeka algoritmaları ile işlenerek modeller oluşturuluyor. Bu model ise gelecekteki sürece dair tahminler oluşturuyor.

Harvard’da profesör olan Shoshana Zuboff “The Age of Surveillance Capitalism” (Gözetim Kapitalizmi Çağı) adlı kitabında bu ekonomik modelin detaylarını ve sonuçlarını tartışıyor. Gözetim kapitalizmi için de şöyle bazı tanımlar yapmış:

  • İnsan deneyimini gizli ticari çıkar olarak gören ve bunun tahminleme ve satış uygulamaları için bedava ham madde olduğunu iddia eden yeni bir ekonomik düzen;
  • Mal ve hizmet üretiminin yeni bir küresel davranış değişikliği mimarisine tabi olduğu asalak bir ekonomik mantık;
  • İnsanlık tarihinde eşi görülmemiş zenginlik, bilgi ve iktidar yoğunlaşmasıyla kapitalizmin haydut bir mutasyonu;
  • Bir gözetim ekonomisinin temel çerçevesi;
    • 19. ve 20. yüzyılda endüstriyel kapitalizm doğaya ne kadar önemli bir tehdit oluşturduysa 21. yüzyılda da insan doğasına öyle bir tehdit oluşuyor;
    • Toplum üzerinde egemenlik kuran ve piyasa demokrasisine şaşırtıcı meydan okumalar sunan yeni bir araçsal gücün kökeni;
    • Tartışmasız bir kesinliğe dayalı yeni bir kolektif düzen empoze etmeyi amaçlayan bir hareket;
    • Tepeden inen bir darbe ile kritik insan haklarının kamulaştırılması, halkın egemenliğinin yıkılması;

Gözetimin Politik Eğilimlere Etkisi

Gözetim mekanizmaları sadece alışveriş eğilimlerimizi etkilemekle kalmıyor aynı zamanda oy kullanırken de manupülasyona açık olmamıza yol açıyorlar. Bunun en bilinen örneği 2016 yılında Amerikan seçimlerinde yaşandı ve belgeleriyle ortaya çıkarıldı. Facebook CEO’su Mark Zuckerberg Amerikan senatosunda sorgulandı.

Cambridge Analytica adındaki firma Facebook’tan aldığı, 87 milyon kullanıcısının yaptığı beğeniler üzerinden kurduğu model ile insanları kategorize etmiş ve 2016 seçimlerinde kişiselleştirilmiş yalan haberlerle Amerikalıların kime oy kullanacaklarını ya da oy kullanıp kullanmamaları konusunda etki yaratmıştı. Bunu yaparken ırkçı söylemler içeren yalan haber içeren kişisel içerikler ile insanları etkileyip oy kullanmamalarına sebep olmuş ve sonuçta karşı taraf çoğunluğu elde etmişti.

Aradan zaman geçti ve bu algoritmalar daha fazla veriyle beslendiler ve iyileştiler. Bu yıl 3 Kasımda yapılacak seçimlerde çok daha etkili olmaları beklenmez mi?

Üstelik bu sadece Amerika’da mı oluyor? Bu bizim önümüze çıkarılan, belgeleriyle sunulan bir vaka idi. Ya bilmediklerimiz, görmediklerimiz. Üstelik biz daha çok Facebook kullanmıyor muyuz? Facebook’ta önümüze çıkan her haber doğru mu? Twitter bir sürü bot hesaplarla dolu. Gerçek zannettiğimiz kişiler haberler paylaşıyorlar, sonra da bunların haberleri yalan çıkmıyor mu? Uyanık olmak lazım ama sadece kişisel çabalarla çözülebilecek bir problem mi bu?

Facebook Çin, İran, Suriye, Kuzey Kore gibi ülkelerde yasak. Bazı ülkeler ise zaman zaman Facebook’a erişimi kapatıyorlar ya da bazı içerikleri sansürlüyorlar.

Sadece Amerikan sosyal medya şirketlerinin bu tarz veri topladığını tabi ki söylemiyoruz. Çin’in en önemli sosyal medya araçlarından Tiktok da Hindistan ve Amerika tarafından yasaklandı. Son olarak 14 Eylül’deki haberlere göre Amerika’daki Tiktok verisi Oracle veri merkezlerinde saklanacak. Bu arada Tiktok’un en çok kullanıldığı ülkeler:

Hindistan – 119.3 milyon kullanıcı
ABD- 39.6 milyon kullanıcı
Türkiye – 28.4 milyon kullanıcı
Rusya – 24.3 milyon kullanıcı
Meksika – 19.7 milyon kullanıcı
Brezilya – 18.4 milyon kullanıcı
Pakistan – 11.8 milyon kullanıcı
Suudi Arabistan – 9.7 milyon kullanıcı

Hareket Ekonomisi – Pokemon Go

Google’ın konum servislerini hepimiz biliyoruz, çok da faydalılar, artık bir adresi bulmak için yolda ona buna sormak gerekmiyor. Bu servisler birçok uygulama tarafından da kullanılabiliyor. Pokemon Go oyunu da esasen Google tarafından geliştirilmiş, Artırılmış Gerçeklik ve Google’ın konum servislerini kullanan bir oyun. Pokemon Go oyununda gerçek ortamlara yerleştirilmiş sanal Pokemon karakterlerini bulup puan toplamak gerekiyor. Sokaklarda size verilen direktifler doğrultusunda yürüyor ve pokemonları bulmaya çalışıyorsunuz.

Bu oyun ilk 2016 yılında lanse edildiğinde gerçekte arkasında Google olduğu söylenmeyip Niantic Labs adı altında bir firma tarafından sahipleniliyor ve Google adı geçmiyor. Bir startup tarafından ortaya sürülen bu oyun aslında gerçek bir gözetim kapitalizmi uygulaması. Nasıl derseniz oyuncuların aradığı pokemon karakterleri reklam veren işletmelerin yakınlarına yerleştiriliyor. Siz de pokemonu ararken kendinizi aniden o işletmenin önünde buluyorsunuz ve hem pokemonunuzu bulup puan alıyor hem de hazır gelmişken bir şeyler satın alıyorsunuz ya da bir kahve içiyorsunuz.

Gerçek dünya ile sanal dünyanın bir araya geldiği içinde ticaret de olan mükemmel bir gözetim kapitalizmi uygulaması. Niantic labs’in bu oyunu sayesinde herkes para kazanmış, Starbucks, Mc Donalds ve diğer tüm reklam veren işletmeler. Gerçek oyunun ne olduğunu Pokemon Go oynayanlar biliyor muymuş acaba?

Sosyal İkilem (Social Dilemma)

Bugünlerde Netflix’te Sosyal İkilem (Social Dilemma) diye bir dokümanter film oynuyor. Bu filmde Silikon Vadisi’ndeki gerçek çalışanların ağzından sosyal medyada yaptığımız her türlü hareketin nasıl gözetlendiğini, kullanıldığını ve hatta düşünme, hareket etme ve yaşama şeklimiz üzerindeki orantısız etkisini dinleyebilirsiniz. Yalan haberlerle yönlendirilmek, duygusal zaaflarımızdan yararlanarak gerçekte yapmak istemediğimiz alışverişlere ya da aksiyonlara teşvik edilmek hepsi gerçek. Yetişkinler üzerinde bile rahatlıkla uygulanan bu yöntemler çocuklar ya da ergenler üzerinde çok daha etkili olmaz mı?

The Social Dilemma | Official Trailer | Netflix

Gözetim Kapitalizminin en büyük oyuncuları Google ve Facebook olmakla beraber farklı işlerle uğraşan ama belki de gerçek işi gibi görünen ama veri toplayan ve aynı amaca hizmet eden pek çok farklı örnek de olabilir. En çok veri toplayabilen ve işleyip kullanabilen bazı firmaları da burada saymadan geçmeyelim:

Netflix: Neler seyrediyoruz, aksiyon filmleri mi, bilimsel, dokümanter filmler mi, eşcinsel ağırlıklı filmler mi, seks içerikleri mi, tekrar tekrar seyrettiklerimiz var mı, saat kaçta seyrediyoruz, günün ne kadarını film seyretmeye ayırıyoruz….

Amazon: Neler satın alıyoruz, ne okuyoruz, hangi konulara meraklıyız, hobilerimiz neler, hediye göndermeyi seviyor muyuz, ne kadar para harcıyoruz, hangi bankalardan ödeme yapıyoruz, ne sıklıkla alışveriş yapıyoruz, bakıp da almadığımız neler var, kime ya da kimlere alıyoruz, kendimize mi ailemize ya da arkadaşlarımıza daha çok alıyoruz…

Apple: Telefonlarda mikrofonun hangi uygulamalar tarafından kullanıldığını takip bile edemiyoruz. Konuşma analizleri yapılıp içinden kelimler seçilip reklamlara taşınıyor. Konum servisleri nerelerde dolaştığımız bilgisini tutuyorlar. Mesajlarımız, yazışmalarımız, e-postalarımız izleniyor. Kimlerle iletişim kurduğumuz neler paylaştığımız, hangi uygulamaları kullandığımız hangi oyunları oynadığımız kısaca telefonla yaptığımız her şey analiz edilip kullanılacak bir veri.

Buraya kadar sadece Amerikan uygulamalarından örnek verdiysek de tüm bu uygulamaların Tiktok, Alibaba, Wechat, Baidu, Huawei gibi Çin örnekleri de var. Aslında sahibi olan ülkeyi aramaya gerek yok veriye hangi ülke ya da şirket sahipse o kullanıyor ve paraya veya güce çeviriyor. Korunmanın tek yolu ise GDPR (General Data Protection Regulation) , KVKK (Kişisel Verileri Koruma Kanunu) gibi regülasyonlar ve bunları uygulayacak kurumlar. Demokrasiye, mahremiyete, hak ve özgürlüklere inanıyor ve istiyorsak ortamı boş bırakmayıp hep birlikte talepkar olmamız şart.

Etiketler: Cambridge Analyticadijital gözetimFACS (Facial Action Coding System)GAFA (Google-Amazon-Facebook-Apple)Gözetim KapitalizmKişisel Verilerin KorunmasıKitlesel GözetimManşetMelike BeykozNiantic LabsPokemon GoSEWA (Sentiment Analysis in the Wild)Shoshana ZuboffSocial DilemmaTiktok“The Age of Surveillance Capitalism” (Gözetim Kapitalizmi Çağı)

Türk İnternet'ten buna benzer yazılar için bildirim almak ister misiniz?

ABONELİKTEN ÇIK
Melike Beykoz

Melike Beykoz

TED Ankara Koleji ve İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Bölümü mezunu, Elektronik mühendisidir. Belçika’nın Antwerp şehrinde Alcatel Bell Telephone şirketinde 1 yıl hem eğitim alıp hem de çalıştıktan sonra İstanbul’da Alcatel Teletaş’ta Türkiye’nin ilk dijital telefon santrallerinde yazılım mühendisi olarak 4 yıl çalışmıştır. Çalışmalarını İspanya’nın Madrid şehrinde, Alcatel Standard Electrica SESA şirketinde uzman mühendis olarak 5,5 yıl sürdürmüştür. Türkiye’ye döndüğünde kendi kurduğu İLKON bilgisayar şirketinde bilgisayar ve Network altyapıları ve yazılım üzerine 2 yıl çalışmıştır. 1999 yılında Turkcell’e katılmış ve 10 yıl boyunca Yönetim Sistemleri yazılım Geliştirme müdürlüğü ve Operasyon müdürlüğü görevinde bulunmuştur. 2010 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde BT direktörlüğü görevine getirilmiş ve burada 6,5 yıl çalışmıştır.

Lütfen yorum yapmak için giriş yapın.

GÜNLÜK BÜLTEN ABONELİĞİ

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

HAFTANIN ÖNE ÇIKANLARI

  • St. Petersburg Forumu, Rusya’nın Yeni Teknoloji Stratejisinin Sinyallerini Veriyor: Nadir Toprak Elementleri, Yapay Zeka, Yarı İletkenler ve Teknolojik Egemenlik
  • Türkiye Yapay Zeka Stratejisinde Yeni Dönem: Dijital Egemenlik Merkeze Yerleşti, Peki Bu Yeterli mi?
  • Teknoloji Girişimlerini İlgilendiren Yeni Düzenlemeler Yürürlükte
  • Washington Yapay Zekada Yavaşlatma Yerine Hızlanmayı Seçti: Yeni ABD Yapay Zeka Doktrini ve Riskleri
  • Dijital Dönüşüm ve Gazeteciliğin Küresel Krizi

HAFTANIN KELİMESİ

3GPP

3. Nesil Ortaklık Projesi (3GPP), dünya çapında çeşitli mobil (hücresel) ve telekomünikasyon standartlarını geliştiren ve sürdüren bir grup standart kuruluşudur.

3G ile birlikte kurulmuş ve telekom endüstrisinin Birleşmiş Milletleri diye tanımlanabilir. Sonraki nesiller için de standartları belirlemiştir.

Detayı için Wiki-Turk'e bakınız

İNTERNET HIZI

Türkiye'nin İnternet Hızlarını Dünya ile KarşılaştırmakKaynak : https://www.speedtest.net/global-index#mobile
Facebook Twitter LinkedIn

Bildirimler

Turk-internet.com masaüstü bildirimlerini almak için lütfen buraya tıklayın

Son Yorumlar

  • ICANN, Yeterince Temsil Edilmeyen Toplulukları Yeni gTLD Başvuru Destek Programı İle Güçlendiriyor için Tolga Kaprol
  • BTK, Yabancı e-SIM Firmalarını Engelledi için Bulent SEN
  • Sahibinden.com Domain’inin Güncellenmesi Unutulmuş için Tolga Kaprol
  • İngiliz Düzenleyici Ofcom, Bulut Servislerini ve Akıllı Cihaz Pazarını Soruşturuyor için Tolga Kaprol
  • Seçim Yaklaşırken, Kişisel Veriler Kötüye Nasıl Kullanılır? için [email protected]

Türk İnternet'ten ilginize çekecek yazılar için bildirim almak ister misiniz?

Abone Ol

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.

Tekrar Hoşgeldiniz!

Aşağıdan hesabınıza giriş yapınız

Şifremi unuttum?

Şifrenizi geri alın

Lütfen şifrenizi resetlemek için kullanıcı adı veya email adresinizi girin.

Giriş yap
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.