web analytics
Perşembe, Haziran 4, 2026
No Result
View All Result
  • Giriş
Türk İnternet
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
Türk İnternet
No Result
View All Result
Ana Sayfa INTERNET İnternet Gelişimi & Sosyolojisi Reklamcılık

Internet’e Reklam Veren Markaları Satın Al!

1990'ların sonlarında Yahoo! ile başlayan "reklamla finanse edilen bedava içerik" modeli artık değişiyor. Çünkü çok daha verimli geri dönüş alınabildiği ve ölçülebildiği halde, reklamverenler henüz internet'e ısınmadı. O zaman 2 yol var. Ya internet'te içerik yok olacak ya da okuyucular içeriğe para ödeyecekler. İşte bu röportajda güzel bir içerik hikayesi okuyacaksınız. Hem de bizden. Türkiye'den.

Fusun S.Nebil-Fusun S.Nebil
19 Nisan 2002
-Reklamcılık
0
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşLinkedin'de Paylaş

Bu hafta İnternet’te yayınlanan en güzel haber sitelerinden birisi olan NetHaber‘in sahibi, editörü Nevzat Basım ile sohbet ettik. Nevzat, internet’in ilk günlerinden bu yana içerik işinde. Dolayısıyla işin doğasını ve gelişmesini yakından biliyor. Kendisiyle “Türkçe İçeriğin” geçmiş ve geleceğini konuştuk.

Başta Yahoo! olmak üzere, içeriğin ücretli hale geçtiği bugünlerde, Nevzat Basım, Türkiye’de reklam firmalarının ve reklam verenlerin internet içeriğine bakışlarından haklı şikayetlerini dile getiriyor ve okuyuculara sesleniyor. “İnternet’te bedava içeriği görmeye devam etmek istiyorsanız, neden siz birşey yapmıyorsunuz ve reklamvereni internet’e itmiyorsunuz. Yoksa içerik ya yok olacak ya da paralı hale gelecek”.

turk-internet.com : Ne kadar zamandır internet-içerik işindesiniz? Nerelerde çalıştınız? Şu anda hangi siteyi hazırlıyorsunuz?

Nevzat Basım : 1994 yılında İnternet ile tanıştım. Biliyorsunuz, Aktüel dergisi, kendisini İnternet’e ilk transfer eden Türkçe yayın. O dönem, fazlasıyla yenilikçi idi ve Londra’da açılan dünyanın ilk internet cafe’sinin adına atfen, Siberya adını verdiğimiz iki sayfa hazırlamaya başladık. Hem İnternet yazıyorduk; hem de CD Rom. (O zamanlar CD Rom’ların Türkiye için yeni olduğu bir dönemdi ve inanılmaz bir ilgi vardı) 1997’ye kadar, İnternetle ilişkim ‘kullanıcı ve meraklı’ olarak devam etti.

1997 yılında, Superonline ile tanıştım. O yıl, Superonline, İnternet yayıncılığını geliştirmek adına, varolan Supersite’yi yenilemek ve bir Superonline dünyası yaratmak istiyordu. Bunun en önemli ayağı ise, haber olacaktı. Çünkü, tüm Türkçe gazeteler web’e kendilerini taşımakla birliikte, sadece 24 saatte bir güncelleniyor ve basılı versiyonlarının İnternet kopyasını yaratmanın ötesine geçemiyorlardı.

Biz 24 saat güncellenen bir site yaratmak iddiasında idik. Haber kaynağı olarak da Anadolu Ajansı’nı kullanacaktık. AA ile meteoroloji ile yaşadığımız ikna turlarının ne denli zor geçtiğini anlatamam. Resmen kök sökmüş, AA’yı bize haber vermeyi zor ikna etmiştik. O günlerden, anlatmadan geçemeyecegim bir anım da şöyledir. AA ile birlikte ANKA’yı da kullanmak istiyorduk. ANAKA’nın resmen sahibi Müşerref Hekimoğlu ile oturup konuştuk ve pazarlık yaptık. Arkamızda Yapı Kredi var diye bizden yüksek fiyat istiyorlardı. Ben de Radikal’den yeni ayrılmışım, onların ANKA’dan kaça haber satın aldıklarını biliyorum. Radikal’e bu kadara verirken, bize daha pahalıya satmanız doğru mu diye sorduğumda, Hekimoğlu şöyle demişti:

– Ama Radikal daha bir bebek!

Evet, Radikal gibi bir büyük medya grubunun yeni gazetesini bebek olarak görenler, asıl bebek, doğum sancılarıyla sarsılan bebek İnternet’i görmüyorlardı.

1998’de Hürriyetim’in içerik yönetmeni oldum. 2000 yılı sonunda Hürriyet’teki görevimden ayrıldım; ama Hürriyet gazetesinin İnternet sayfasını hazırlamaya ve bu sayfada yazmaya bir süre daha devam ettim. Ardından, 2001 yılı Mart ayında iddialı bir projeyle Superonline’a eski yuvam NetHaber‘e döndüm. Olmadı! Kriz vurdu. “Cash is the king” dediler. İnternet yayınları para getirmiyordu. 30 bin dolar harcayıp -ayda- hiç para kazanamıyordunuz. Bunu şu anda sürdüremeyeceğiz dediler.

Biz de onlara farklı bir model önerdik. Nethaber’i kapatmayın, bize devredin dedik. Türkiye’de ve belki de dünyada ilklerden biri gerçekleşti ve Superonline, iddialı bir markasını, tümüyle çalışanlarına devretti. Şimdi bu devirden, bir başarı öyküsü yazmaya çalışıyoruz.

turk-internet.com : İnternet’te İçeriği oluşturmanın normal basından farklılıkları nelerdir?

Basım : İnternet habercileri, bugün için editoryal becerileriyle bir yerlere gelmeye çalışıyorlar. Hürriyetim dahil, hiçbir Türkçe internet sitesinin ‘muhabir’ kadrosu yok. Bildiğimiz haber kaynaklarından gelen haberleri, kendi bakış açılarımızı, bilgi birikimlerimizi yansıtacak şekilde habere dönüştürüp, okurumuza sunuyoruz. Bir de eş dost muhabir arkadaşlarımızın, bize özel istihbaratlarıyla besleniyoruz. Hiçbir Türkçe İnternet gazetesi, bu deneyimin önüne geçemedi. Ama bu kadarcık bir deneyim bile, bize şunu öğretti:

İnternet gazetecileri, konvansiyonel medyadakilere göre daha erken ölecek.
Bir kere hazır hale getirilmiş bir haberin yayına veriliş süresi, maksimum 4 dakika.
Haber güncelleme periyodu, bazen dakikada bire kadar düşüyor. Bu da hız’ın çok önemli bir belirleyen olduğu İnternet’te, hız üzerine rekabeti artırıyor. Daha hızlı, daha ayrıntılı verme gerilimi, biz İnternet haberciliği yapanların hayatını hızla törpülüyor; her gün ömrümüzden bir ay kaybediyoruz :-))

Asıl fark bence, iki yıl içerisinde ortaya çıkacak. Şöyle ana hatlarıyla tarif edersek:

  • Tv’de görüntü esas.
  • Gazete’de text.
  • Radyo’da ses.
  • İnternet’te bunların hepsini kullanabiliyorsunuz.

    İnternet’in çok eklektik bir yapısı var ve her tür mecranın ana unsurunu kapsayabiliyor. İnternet’te Türkiye için henüz veri transfer hızı sorunu çözülemediği için bu ses-görüntü ve text unsurlarını etkili biçimde kullanamiyoruz. Tüm bunların, hakkını vererek kullanmaya başladığımızda, işte fark o zaman görülecek diye düşünüyorum.

    turk-internet.com : İçeriğinizi kimler okuyor?

    Basım : Nethaber.com, daha çok işyerlerinden, ofislerden okunuyor. Bizim trafiğimiz, ofis çalışanlarından geliyor. Ev kullanıcısı, haber ihtiyacını karşılamak için şimdilik pek İnternet’i kullanmıyor. Ama, bilgisayarları zaten internet’e bağlı ofis çalışanları, günde birkaç kez bizim gibi siteleri ziyaret ederek, haber ihtiyacını karşılıyor. Ev kullanıcılarının bu farklılığı ve asıl İnternet nüfusunun işyerlerinden bağlananlardan oluşması nedeniyle, Cumartesi Pazar günleri trafiğimiz azalıyor.

    Ben, bu ofis çalışanlarını çok önemsiyorum. Çünkü, bildiğimiz gazete okurundan farklı bir kitle bu. Gerçek bir haber kompetanı. Çünkü, sabah gazete okuyorlar, akşam tv’de haberleri izliyorlar, gün içerisinde de İnternet üzerinden haber takibi yapıyorlar. Hani bir kitle var; hala haber’i kutsallaştıran, bir kutsallık, bir ideolojinin aracı olarak haberi tarif eden kitle. İnternet’ten haber okuyanlar bu kitleye hiç benzemiyor. Haber onlar için bir ihtiyaç ve bu ihtiyacı karşılayacak biçimde sunulması çok önemli.

    Yani biz İnternet habercileri, daha profesyonel, daha derin bilgi ve ilgisi olan bir kitleye haber sunmak durumundayiz; bu yüzden de gazetelere göre işimiz daha zor.

    turk-internet.com : İçerik işi tüm Dünya’da ve Türkiye’de hangi safhalardan geçti ve geçiyor

    Basım : Türkiye ile dünya bu konuda benzer evrelerden geçiyor. 1997 yılında, İnternet önemli bir yol ayrımına girdi. O yıl yoğun biçimde şu tartışıldı: İnternet’te içerik, tıpkı tv’lerde olduğu gibi ücretsiz mi sunulacak, ücretli mi? Ücretsiz diyen, böyle öngören kitle kazandı ve İnternet yayınları ücretsiz içerik, reklama dayalı gelir modeli ile kendilerini yaşatacak bir yapı kurma yoluna gitti.

    Başlangıçta, derhal reklam gelmeyeceğini herkes biliyordu. Bir süre dayanmak gerekiyordu. Türkiye koşullarında şöyle bir deneyim yaşandı: ISP’ler internet erişim hizmeti alan abonelerinin sayısını artırarak gelirlerini de artırmayı hedefliyorlardı. Ama Türkleri internete çekmek için Türkçe içeriğin sayısını artırmak gerekiyordu. Bu dönemde ISP’ler, içeriğe destek oldular. Fakat örneğin Superonline, içerik için 120 kişi istihdam edince birden kendine geldi. İçerik, farklı bir process’ti ve hazırlık sürecinin maliyetleri yüksekti. Gazeteler bile içerik hazırlamak için, bu kadar fazla istihdamda bulunmuyor, telif müessesini işletiyorlardı. O noktada, İnternet yayınları için telif müessesesi işletilmeye başlandı.

    İçerik, maliyeti yüksek bir ürün. Büyük medya, işin teknolojisini bilmiyor. Onlar da, hani bir gün olur da tüm yayıncılık faaliyetleri İnternet’e transfer olursa diye, o güne hazırlık kabilinden, know how sahibi olmak için bu işe girdi. Önceleri, birkaç operatör, basılı gazeteyi aynen web’e aktarıyordu. Sonra sonra, sadece web versiyonu için ‘editör’ tanımı içerisinde istihdam yoluna gittiler. Fakat, bu iş henüz giderini karşılayacak düzeye gelmediği için, hiç kimse daha ötesine gitmedi; daha ötesine yatırım yapmadı.

    turk-internet.com : İyi bir içerik oluşturmanın şartları nelerdir?

    Basım : İnternet’te içerik oluşturmanın raconu, gazetelerden çok farklı. Bu konuda en temel çıkarsama, bugün için, şu olabilir:

    İnternet kullanıcısının konsontrasyon sorunu devam ediyor. İnternet nüfusu giderek artarken, yeni gelenler daha çok sörf yapıyor ve İnternet’i tanıyor. Eski İnternet ahalisi ise, giderek kendine hergün ya da belirli periyotlarda ziyaret ettiği siteler belirliyor ve buralarda dolaşıyor. Ancak kimse, İnternet’ten upuzun, pilav gibi tabir edilen türden bir metin okumak istemiyor. Bu tür metinler, ya kağıda basılıyor, sonra okunuyor; ya da bilgisayara kopyalanıyor ve uygun bir zamanda okunuyor. Bu yüzden de, özellikle haber içeriğinin, kısa ve öz olarak ziyaretçiye derdini anlatması gerekiyor. Şimdilik durum bu.

    Giderek, İnternet’e erişmek için başka cihazlar çıkarsa, örneğin katlanabilir, yatağa götürülüp kucakta yatarak okunabilir cihazlar üretilir, bunlar da İnternet üzerinden güncellenirse, içerikte yukarıda tarif ettiğimiz durum, değişir. Zaten o zaman, şimdi kullandığımız yayıncılık mecraları da ortadan kalkar. Bu noktada şunu da vurgulamak isterim. 1997’de İnternet’in diğer mecraların yerini alacağı sanılıyordu. Şimdi, birliktelik halinden, birlikte varolma durumundan sözediliyor.

    turk-internet.com : İçerik nereden para kazanır?

    Basım : İçerik, para kazanmak için bir modeli hayata geçirmeye çalıştı hep: Reklamı. Reklam, ana gelir kalemi olacak, İnternet yayınları ücretsiz içerik sunup, kendilerini reklam yoluyla finanse edecekler diye varsayıldı. Ama bu varsayım, güçlü argümanlarına rağmen, hayata geçemedi. Bunda bir sürü etkenin yanısıra ben şu etkenleri çok önemsiyorum:

    • Reklam ajansları, İnternet’i geç tanıdı. Üstelik hepsi gazete ve televizyonlardan para kazanmak üzere yapılanmışlardı. Bu mecralarda yayınlanan reklamdan hem prodüksiyon bedeli olarak, hem yayın komisyonu olarak çok büyük paralar kazanabiliyorlardı. Ama İnternet’te hem reklamin prodüksiyon maliyetleri düşüktü, hem de komisyonları düşüktü. Çünkü çok ucuza reklam yapılabiliyordu. Reklam ajansları, bu durum karşısında, İnternet’in lehine hantal vücutlarını kıpırdatmak istemediler. Önce onların dönüşmesi, biz İnternetçiler tarafından dönüştürülmeleri gerekiyordu; olmadı.
    • Konvansiyonel medya, İnternet’i görür görmez, savaş silahlarını kuşandı. İnternet reel ölçümleme imkanı getiriyordu; ziyaretçinin özelliklerine göre reklam gösterebiliyordu; reklam dünyasının bir dönem fantezi saydığı her şeyi İnternet üzerinden hayata geçirmek mümkündü. Bu durum farkedildiği anda, konvansiyonel medya savaş silahı kuşandı. Bu silahlardan biri de şu oldu: Bizim tv’miz var, gazetemiz var, İnternet’imize de reklam ver. Üç mecrayı birden pazarlayarak, sadece İnternet yayıncılığı yapanların önünü kestiler. İnternet’e akması muhtemel küçücük bütçeleri bile, kendileri aldılar. İnternet’i besleyecek tüm kaynakları, kendilerine yönlendirdiler ve bu grupların dışında kalanları, kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bıraktılar.

    turk-internet.com : Türkiye’de içerik nereden para kazanıyor?

    Basım : Türkiye’de biz Reklamveren’den gerçek anlamda şikayetçiyiz. Reklam işine girdikçe, tıpkı askerlik gibi, bu işin bir mantığı olmadığını görmeye başladık desek, inanın abartılı olmaz. Hani derler ya, mantık biter askerlik başlar, burada itaat esastır. Reklamda da sanki farklı bir mantık var. Reklam planlaması yapanlarla gerçekten ne olduğunu çözemediğimiz bir ilişki geliştirirseniz, reklam alıyorsunuz. Sadece akla seslenen verilerle, işte bizim trafiğimiz bu kadar, bize şunlar şunlar geliyor gibi verilerle, reklam planlaması, reklam satın alması yapanları ikna etmeniz mumkun degil.

    Kabul etmek gerekir ki, İnternetçilerin reklamverenlerle bu anlamda ilişkileri yeni. İnternet’in reklamveren dünyasında ‘kabul’ görmesi, belki biraz önce tarif ettiğimiz türden ilişkileri de sona erdirir diye umuyoruz.

    turk-internet.com : Reklamverenler internete neden reklam vermiyor?

    Basım : Bu sorunuzu bir anekdotla yanıtlamak istiyorum. Türkiye’de internet üzerinden bankacılığın öncülerinden bir grubun, otomotiv şirketine gittik. Sitemizi anlattık; internet reklamlarının reklamverene düşük maliyet, yüksek ve etkili sonuç olarak geri döneceği iddiasını dillendirdik. Sayın pazarlama müdürü bize, gazetelerin sayfalarının okunurluklarına ilişkin bir araştırma çıkardı ve bu araştırmanın bir yerinde zikredilen, İnternet kullanıcılarının etkili tüketiciler olmadıklarına ilişkin iddiayı gösterdi. Onlar da buna inanıyorlardı. Örneğin, bilmem ne gazetesinin bilmem kaçıncı sayfasının ne kadar okunduğunu biliyorlardı; kimlerin okuduğunu biliyorlardı. Halbuki aynı durum İnternet için geçerli değildi.

    Bu noktada, sinirlendiğimi hatırlıyorum. Gazetelerin bu konuda söz seylemesi mümkün mü? Gösterilen araştırma, birkaç yüz gazete okuruyla, o gazetenin tüm okurlarına ilişkin örnekleme oluşturacağı iddiasıyla yapılmış bir araştırma. Halbuki İnternet’te biz bunu gerçek zamanlı olarak ve tümüyle yapabiliyoruz. Kim geliyor, o sayfayı ne kadar okuyor. Gerçek zamanlı olarak ve eksiksiz bilebiliyoruz. Bence, onca yılın alışkanlığı var ortada ve bizim bunu yıkmamız gerekiyor. Bir yıl önce, üç yıl önce kendimize ‘sabır’ tavsiye ediyorduk. Ama artık edemiyoruz. Çünkü sabrın sonu geldi. Çünkü reklamveren, en kısa süre içerisinde İnternet’i keşfetmezse, hepimiz birer birer döküleceğiz. Türkiye, kendisine olağanüstü bir rekabet üstünlüğü sağlayacak bu mecrayı, sırf reklamveren’in ‘bilgisizligi’ ve sorumsuzluğu nedeniyle kaybedecek.

    Modern çağda devlet, bir çok kamusal alandan çekilip, buradaki görevlerini özel sektöre devrediyor. Durum bu iken, reklamveren’in gücünü ve önemini görmemesinin, sorumluluğunu bilmemesinin maliyeti bence çok yüksek olacak.

    Bu noktada, aslında, çok da soğukkanlı olamıyorum. Televizyon dünyasında, kalitesizliğin birinci dereceden sorumlusu AGB ve onun ratinglerini, reklam vermekte ölçü olarak kullanan Reklamverendir. Sizin ve bizim hiç izlemediğimiz programların, bugün en çok reklam alan, dolayısıyla ‘trend belirleyen’ hale gelmesinin biricik sorumlusu, Reklamverendir. Bugün, aynı durum İnternet için de yaşanıyor. Reklamveren, ya hiç İnternet’i kullanmıyor ya da ‘yalanlara’ inanıp, ‘değersiz – çöp’ internet sitelerine reklam akıtarak, ‘parasını’ yanlış yerde kullanıyor.

    turk-internet.com : O zaman internet okuyucularının ne yapması lazım?

    Basım : Valla, bu noktada biraz duygusal davranmamızın sakıncası yok bence.
    Eğer İnternet kullanıcısı, içeriği bedava tüketmek istiyorsa, bedava habercilik hizmeti istiyorsa, hep birlikte Reklamveren’i ikna etmemiz gerekiyor. Belki, internet kullanıcısı tarafından örgütlü protesto ve çağrı kampanyaları olabilir. Gerçekten İnternet kullanıcısı, yakında hiçbir içeriği ‘bedava’ alamaz hale gelince, yapacak fazla bir şeyi kalmayacak. Bence, biraz abartılı gibi görünüyor ama şu bile yapılabilir: İnternet’e reklam vermeyenlerin ürününü almayacağız.

    Ben hem İnternet yayıncılığı yapıyorum, hem de iyi bir İnternet kullanıcısıyım….

    Ve böyle bir kampanyanın, Reklamverenleri uyarmak adına ciddi bir işlev taşıyacağına inanıyorum. Hatta sizinle söyleşirken pişen bu fikri, kendi kendime hayata geçirebilirim. Ne olursa olsun, İnternet’i reklam mecrası olarak kullanmayan markaları, bundan sonra satın almayacağım. Ben, bugünden itibaren, bu protestoya başlıyorum.

    Turk-internet.com ; Sevgili İnternetçiler, bu yazının paralelinde Ceyhun Cambazoğlu’nun Internet’te Reklamı Olan Ürünleri Tüketelim! yazısını okuyun.

    İnternet’te türkçe içerik istiyorsanız, o zaman siz de birşeyler yapın. Mesela satın alacağınız mallarda “İnternet’e Reklam Veren” Firmaları tercih edin

    İnternet’in gelişmesine yardım etmek istiyorsanız, alışverişinizi internet üzerinden yapın

    İnternet toplumunun hiç de sanıldığı kadar küçük bir topluluk olmadığını hem politikacılara hem de iş dünyasına gösterin

    Hadi Bakalım Sıra Sizde !!

    Birşeyler yapmadan, tepkinizi (RTÜK olayında olduğu gibi) sadece mail listelerinde maillerde şikayetler göndermek yerine gelin siz de aktif birşeyler yapın. Hem site sahipleri hem de kullanıcıları olarak düşüncelerinizi bize yazın.. Fikirlerinizi de bekliyoruz. [email protected]

    Etiketler: Söyleşi - Röportaj
  • Türk İnternet'ten buna benzer yazılar için bildirim almak ister misiniz?

    ABONELİKTEN ÇIK
    Fusun S.Nebil

    Fusun S.Nebil

    Detaylı bilgi için aşağıdaki dünya işaretini tıklayınız.

    Lütfen yorum yapmak için giriş yapın.

    GÜNLÜK BÜLTEN ABONELİĞİ

    Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

    HAFTANIN ÖNE ÇIKANLARI

    • Mobil Sektör Yeniden Şekilleniyor; 2030’a Kadar Akıllı Telefonların Yaklaşık Yarısı Doğrudan Uydulara Bağlanacak
    • İran, ABD’ye Çok Uçak Kaybettirmiş ve Amerikalılar Çin ile Gelecekteki Savaş Konusunda Endişeli
    • Papa Leo XIV, Yapay Zeka Hakkında Çığır Açan Bir Genelge Yayınladı ve İnsanlığı “Dijital Tekel’e” Karşı Uyardı
    • Tunçmatik’ten Elektrikli Araç Kullanıcılarının “Menzil Kaygısını” Bitirecek Çözüm
    • Online Toplantılarda Yapay Zekâ Devrimi: Türk Mühendislerin Başarısı Edisyn

    HAFTANIN KELİMESİ

    3GPP

    3. Nesil Ortaklık Projesi (3GPP), dünya çapında çeşitli mobil (hücresel) ve telekomünikasyon standartlarını geliştiren ve sürdüren bir grup standart kuruluşudur.

    3G ile birlikte kurulmuş ve telekom endüstrisinin Birleşmiş Milletleri diye tanımlanabilir. Sonraki nesiller için de standartları belirlemiştir.

    Detayı için Wiki-Turk'e bakınız

    İNTERNET HIZI

    Türkiye'nin İnternet Hızlarını Dünya ile KarşılaştırmakKaynak : https://www.speedtest.net/global-index#mobile
    Facebook Twitter LinkedIn

    Bildirimler

    Turk-internet.com masaüstü bildirimlerini almak için lütfen buraya tıklayın

    Son Yorumlar

    • ICANN, Yeterince Temsil Edilmeyen Toplulukları Yeni gTLD Başvuru Destek Programı İle Güçlendiriyor için Tolga Kaprol
    • BTK, Yabancı e-SIM Firmalarını Engelledi için Bulent SEN
    • Sahibinden.com Domain’inin Güncellenmesi Unutulmuş için Tolga Kaprol
    • İngiliz Düzenleyici Ofcom, Bulut Servislerini ve Akıllı Cihaz Pazarını Soruşturuyor için Tolga Kaprol
    • Seçim Yaklaşırken, Kişisel Veriler Kötüye Nasıl Kullanılır? için [email protected]

    Türk İnternet'ten ilginize çekecek yazılar için bildirim almak ister misiniz?

    Abone Ol

    © Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.

    Tekrar Hoşgeldiniz!

    Aşağıdan hesabınıza giriş yapınız

    Şifremi unuttum?

    Şifrenizi geri alın

    Lütfen şifrenizi resetlemek için kullanıcı adı veya email adresinizi girin.

    Giriş yap
    No Result
    View All Result
    • Ana Sayfa
    • BİLİŞİM
    • e-TİCARET
    • INTERNET
    • TELEKOM
    • YENİ TEKNOLOJİLER
    • Hakkımızda
    • Kişisel Verilerin Korunması
      • Çerez Aydınlatma Metni
      • İlgili Kişi Başvuru Formu

    © Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.