Tuhaf bir ortamda yaşıyoruz. Şikayet, çok bilmişlik, çığırtkanlık, komplo teorisi bol, dalga dalga çoğaltılıyor ama herhangi bir konuda taşın altına elini koymak, bir şeyleri düzeltmek için çalışmak yok. Ankara’da katıldığım bir konferansta felsefeci Prof. Dr. Ahmet İnam bunların sonucunu yani toplumda yarattığı kötü ve karamsar havayı ve bunun giderek katlanan etkisini çok daha güzel ifade etmişti.
Daha önce de bunları yazdım ama şimdi yazma nedenim, Kartalkaya yangın felaketi konusundaki gelişmeler. Bir felaket olduğunda, yapılabilecek şeyleri yapmak, belki siyasi ya da hukuki yollara başvurmak –ki bugün Kartalkaya’da olan yarın sizi de bulabilir–, gerekli soruları sorarak, sorunun özüne inmek, asıl sorulacak soruları sormak, gerekli siyasi, hukuki veya sivil toplum hareketleri yapmak yerine, çığırtkanlar gibi davranıp, bir yandan suçlayacak birilerini ararken, diğer yandan “ahhh ahh” diye dövünüp, birilerinin önümüze attığı sualleri evirip, çevirip konunun özünden uzaklaşıyoruz. Harekete geçmeyen yetkililer de toplumun bu garip tutumuna bakıp, aldırmayıp geçiyor.
Kartalkaya yangınında da benzer bir şey oldu. 21 ocaktan bu yana geçen sürede, bundan sonra aynı olayın tekrarlanmaması için yeni ve etkileyici bir gelişme oldu mu? Yok bence olmadı. Herkes kendi mezhebine göre fikirler ileri sürdü, ahladı pofladı, birilerini suçladı ama o kadar. Bir süre bayram ve tatillerde gideceğimiz otelleri nasıl seçeceğimiz soruları soruldu. Ama artık konuşan pek yok. Sadece kurbanların ailelerinin hukuki çabaları ile sosyal medyada oluşturdukları “Başka Canımız Yok” grubu var. Oysa geçen yıl Nisan ayında da Beşiktaş’taki gece kulübü yangınında 29 kişi vefat etmişti. Hatırladınız mı? Yani bu olaylar hep oluyor ve olduğunda da çok sayıda hayata mal oluyor.
Kartalkaya yangını biraz soğuduktan sonra yazmak istedim. Dikkati çekmek istediğim konu şu; bundan sonrası için acaba bir şey yapabilir miyiz? Bunun için konuyu daha iyi anlamamız, özüne inmemiz, neler olduğunu bilmemiz gerekli.
Çünkü bu olayda hepimizin üstünde durması gereken sorular ve yapılması için ısrar etmemiz gereken konular gayet açık bir şekilde önümüzde duruyor. Bunları konunun uzmanı ile konuştum. Ülkemizde yangın konusunu ele alıp, belli bir noktaya getiren ve 2021 yılında kaybettiğimiz Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç Beyefendinin öncülük ettiği Türkiye genelinde geçerli olan mevzuat ilk kez 2002’de yazılmış. Sonrasında Avrupa birliğine girme sürecinde Avrupa Standartlarını takip etme kararı ile 2002 yönetmeliği iptal edilerek Avrupa standartlarına da atıfta bulunacak şekilde 2007 yönetmeliği yayınlanmış. Ciddi anlamda yönetmelikte revizyonların yapıldığı yıl 2009 olmuş. 2012, 2015, 2017, 2018 ve 2020 yılında yapılan değişiklikler ise çok sınırlı olup yapılan ufak tefek değişikliklerden sonra günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek güncelleme gelmemiş.
Sn. Kılıç’ın kurucusu ve Onursal Başkanı olduğu Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfına günümüzde başkanlık eden Dr. Kazım Beceren ile konunun detaylarını uzun uzun konuştuk. Ama uzun okumak istemeyenler için aşağıya özetini yazayım;
Asıl Sorulması Gereken Sorular
Denetim Soruları
Tesislerin Yangın Önleme ve Yangından Korunma Sistemlerinin Tasarımı Konuları
Diğer Noktalar
|
Şimdi söyleşinin uzun versiyonuna yani detaylarına bakmak isteyenler için aşağıda Dr.Kazım Beceren‘in kendi sözlerine kulak verelim (Video hali burada)…
– Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Kazım Beceren : Benim adım Kazım Beceren. İstanbul Teknik Üniversitesi Makina fakültesi mezunuyum. Aynı üniversitenin Fen Bilimleri Enstitüsünde yüksek lisansı ve doktora çalışmalarını tamamlayarak yüksek mühendis ve Doktor Mühendis ünvanlarına hak kazandım. Yangın Güvenliği konusunda danışmanlık hizmeti veriyorum. Doktora çalışmam da, yangın güvenliği üzerine idi. Kapalı Hacim Yangınlarının Modellenmesi gibi oldukça teorik bir konu üzerine çalışmamı yaptım ve 1996 yılında doktora derecemi aldım. 2014 yılına kadar çalıştığım İTÜ Makine Fakültesinden Öğretim Görevlisi olarak emekli oldum.
Emekli olduktan sonra da, yangın güvenliği konusundaki çalışmalarıma hem profesyonel hem de sivil toplum kuruluşlarında devam ediyorum. Şu anda, 2021 yılında kaybettiğimiz değerli hocamız Prof. Dr. Abdurrahman KILIÇ’ın kurucusu olduğu “Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı” ile “Yangından Korunma Derneği”nin Başkanlığını yürütüyorum. Yani hocamızın yangın güvenliği ile ilgili temellerini atmış olduğu çalışmayı Yönetim Kurulundaki arkadaşlarımız ile ileriye götürmek için çabalıyoruz.
– Eşim Abdurrahman hocayı çok önemserdi, birlikte pek çok projede çalıştılar. Türkiye’de bugün yangınla mücadele biraz ileriye gittiyse hocanın koyduğu kurallarla diye anlatırdı. Bunu bize açar mısınız?
Kazım Beceren : Türkiye’de uluslararası seviyede bir yönetmeliğe sahibiz. Bu yönetmelik tamamen hocamızın çabalarıyla olmuştur. Özellikle benim ilk Araştırma Görevlisi olduğum 1987 yılına geri dönecek olursak. O zaman İstanbul Belediyesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi arasında yangın güvenliği konusunda yapılan ortak bir çalışma vardı. Bu çalışma için yapılan ilk toplantıda hocamız o zaman Yrd. Doç. olmasına rağmen, çok sayıda profesör arasından sıyrılmış. Üniversitede yapılan başlangıç toplantısında fikirleriyle, rektör yardımcısının ilgisini çekmiş, Rektörlük bu işin koordinatörlüğünü doğrudan hocamıza vermiştir. O proje yaklaşık olarak 3 ila 4 sene kadar devam etti. Bu araştırma projesinin neticesinde 11 ciltlik yayın ortaya çıktı.
Bu araştırma projesi, Sayın Bedrettin Dalan‘ın belediye başkanlığı zamanında başlamıştı. Daha sonra Sayın Nurettin Sözen belediye başkanlığı seçimini kazanmış olup hatırladığım kadarı ile eski dönemden gelip yeni belediye başkanlığında da devamına karar verilen tek projedir.
Abdurrahman hoca, projenin devamı olarak Sayın Nurettin Sözen döneminde –öncelikle Japonya’da yaklaşık 4 ay süren bir eğitim aldıktan sonra—İstanbul İtfaiye Müdürü olarak göreve başlamıştır. Hocamız itfaiye müdürlüğü yaptığı dönemde uluslararası kurallara göre itfaiye teşkilatının yükseltilmesi için çok çaba harcadı. Türkiye’deki ilk yönetmelik İstanbul Belediyesi’nin 1992 yılında çıkan yönetmeliğidir ama bu sadece İstanbul için geçerli olan bir yönetmelikti.
İstanbul Yangın Yönetmeliği az önce bahsettiğim araştırma projesi sonucu hazırlanan 11 ciltlik yayından türetilmiş bir yönetmelikti. Sonraki yıllarda çeşitli iller, Bursa, Ankara, İzmir kendi yönetmeliklerini çıkardı.
Aslında ihtiyaç olan Türkiye genelinde geçerli olacak bir yönetmelikti. Bu amaçla, söz konusu yönetmelik için çok çaba gösterildi en son Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’i Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı heyeti olarak ziyarete gittiklerinde Abdurrahman Hoca kendisine sunum yaptı ve ondan sonraki süreçte Süleyman Demirel’in direktifiyle Türkiye genelinde geçerli olan 2002 yönetmeliği yayınlanmıştır.
Abdurrahman Hocamız ömrü boyunca yangın güvenliğinin gelişmesi için her daim çalışmaların içinde olmuştur. Ülke olarak Yangın güvenliği bakımından uluslararası seviyede yönetmeliğe sahip olmayı Abdurrahman Hocamıza borçluyuz. Keşke hocamızın bu yönetmeliğinin uygulanması ile ilgili denetim konusunda yapılması gereken, itfaiye teşkilatlarının layık olduğu seviyeye getirecek önerilerine de kulak verilseydi bugün bu olayların çoğunu yaşamazdık. Bizlerde Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı ve Yangından Korunma Derneği olarak onun bu açmış olduğu yolda nasıl daha ileriye gidebiliriz diye elimizden geldiğince çaba gösteriyoruz.
– 11 cilt döküman hazırlandı dediniz. Bunların içinde neler vardı?
Kazım Beceren : Yangın güvenliği daha önce vurguladığım üzere çok disiplinli bir daldır. Yangın güvenliğini sağlayabilmek için yapısal önlemler yani mimari ve inşai tedbirler, mekanik ve elektrik sistemler, itfaiyenin müdahalesi, erişimi, yaralı kurtarma vb gibi hususların değerlendirildiği bir çalışmadır..
İtfaiyenin, özellikle İstanbul gibi bir yerleşim yerinde dar sokaklara girebilmesi, ulaşımı, şehir sisteminden su alınması, belediyenin kurmuş olduğu içme tesisatının hidrant sisteminin uyumu gibi konular araştırılmıştır. Araştırma projesinde aklıma gelenleri sayarım, ulaştırma, makine fakültesi, kimya fakültesi, elektrik fakültesi ve özellikle mimarlık fakültesi temsilcilerinin olduğu öğretim üyelerinin çalıştığı geniş kapsamlı bir çalışmaydı.
– Kartalkaya Otel yangını konusundaki tartışmalar çerçevesinde, “Yönetmeliği” sormak istiyorum. Sizce şu anda yönetmelik en son haliyle yeterli midir?
Kazım Beceren : Türkiye Yangın Yönetmeliği ile ilgili esaslı değişikliklerin yapıldığı yıl 2009 olsa da, yönetmelikte yazılan hususlar yerine getirilmiş olsaydı, bu olay felaket ile sonuçlanmazdı. Yani yönetmeliğimiz mevcut haliyle bile bu ihtiyaçlara fazlasıyla cevap verecek nitelikte bir dokumandır. Bu tür yönetmelikler uluslararası benzer nitelikteki dokümanlara baktığımız zaman görürüz ki devamlı güncellenmesi gerekiyor. Gerek teknolojik gelişmeler, gerekse yapı malzemelerinde gelişmeler, sürekli değişimler var ve bu kapsamda yönetmelikleri de güncellemek gerekiyor. Genel eğilim, en fazla 3 senede bir güncelleme yapılması yönündedir. Özellikle vurgulamak isterim ki yönetmelikte güncelleme yapıldığında da gerek konaklama yapılan tesisler, gerekse topluma açık yapılar ile ilgili yönetmelik hükümlerinde esaslı değişiklik yapılmasını gerektirecek bir durum yoktur.
Bizim yönetmeliğimiz 2002 yılında ilk yayınlanmasından önce, o zamanlar ülkemizde standartlar yoktu. Ne Türk standartları yeterliydi, Ne de Avrupa standartları gelişmişti. Sonrasında, özellikle bizim de Avrupa Birliği’ne girme süreci içerisinde Avrupa standartlarını takip etme gibi yükümlülüklerimiz vardı hatırlarsınız. Avrupa standartları da oluşmaya başlamıştı. Avrupa ülkeleri üzerlerinde görüş birliğine vardıkları standartları tek tek çıkarttılar. Mesela yağmurlama sistemi standartları, yangın algılama, uyarı sistemi standartları gibi. Bunun yanında yangın dayanımlı yapı elemanlarının testleri ile ilgili standartlar, yangına tepki sınıfını belirleyen test ve sınıflandırma standartları da çıktı.
Bu gelişmeleri takiben benim de içerisinde yer aldığım yönetmelik komisyonu kurularak, 2002 Yönetmeliğini iptal edecek yeni yönetmelik çalışması başlatıldı. Bu komisyonda sivil toplum kuruluşlarından, itfaiyeden, üniversitelerden temsilciler ve –o zaman Bayındırlık İskan Bakanlığı diye geçiyordu– Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkililerin olduğu bir komisyonla yeniden çalıştık. Yaklaşık 15 gün boyunca kapanarak bu 2007 yönetmeliğinin çalışmalarını yaptık ve dolayısıyla 2002 yönetmeliği iptal edildi, 2007 yönetmeliği yayınlandı. Ondan sonraki süreçteki yönetmelikler 2009’da daha kapsamlı olarak ve 2015, 2017 ve 2020 ‘de bazı maddelerde ufak değişiklikler yapılmak suretiyle hep güncellendi.
2007 yani yönetmeliğin yeni baştan yazılıp yürürlüğe girdiği ve yine 2009 da yapılan değişikliklerden sonra günümüze kadar bu yönetmelikle gelindi. Bulunduğumuz yıl itibari ile üzerinden yaklaşık 2009 yılını esas alsak bile tam 16 yıl geçmiş durumda. Dolayısıyla yönetmelikte mutlaka revizyon yapılması gerekmektedir. Değişiklik kararı ilgili bakanlığın yöneticileri tarafından verilecektir. Yöneticilerin değişiklik ihtiyacıile ilgili bilgisi ya da bilgilendirmelerin yeterli düzeyde olmaması sebebi ile bu zamana kadar bu güncelleme yapılamadı maalesef. Son aylarda özellikle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bunlarla ilgili toplantılar yaptığını belirtmek isterim ki bu toplantılara bizler de katılıyoruz. Vurgulamak gerekirse bu çalışmalara geçtiğimiz yaz aylarının sonunda başlanmış durumdadır.
Düzenlenen toplantılar ile yönetmelikte birtakım değişiklikler yapılmasına ihtiyaç olduğu kararı verildi ve o çalışmalar da şu anda başlamış durumdadır. Tabi ki bu köklü bir yönetmelik değişikliği değil. Sadece bazı maddeleri günümüz koşullarına göre revize etmek gerekiyor.
– Size genel olarak sormak istiyorum. Türkiye’deki endüstriyel tesisler, oteller de dahil, fabrikalar yani çok insanın birarada olduğu AVM’ler, gibi yerlere genel olarak baktığımızda durum yangın açısından nasıldır? Evet çünkü hepimizin sorduğu ve endişelendiği konu bu. Ben bir AVM’ye girdiğimde orada yangından ötürü zarar görür müyüm ya da bir otelde kaldığımda, yangından ötürü bir problem olur mu? Şimdi hepimiz bunu soruyoruz şimdi.
Kazım Beceren : Maalesef zarar görmeyiz diyemeyeceğim. Çünkü sıklıkla yaşadığımız üzücü olayların sayısı azımsanmayacak kadar fazladır. Sadece Kartalkaya daki otel için söylemiyorum örneğin Güneydeki tatil beldelerimize gittiğinizde otellerin birçoğunun yangın korunum sistemleri ve yangın güvenliği konusunda ciddi zafiyetleri bulunmaktadır.
Durum böyle olunca insanlar dönüp dolaşıp “yönetmelik yeterli mi değil mi?” sorusu soruyorlar. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki otellerle ilgili yönetmelik maddelerinde tanımlanan hususlar gayet yeterlidir. Bu binalar yapılırken özellikle uluslararası otel zincirleri, yani yatırımcısı yabancı olan projelerde, zincir otellerin kendi şartnameleri vardır. Bu tür otel zincirleri ülkenizdeki yangın yönetmeliği veya kendi şartnamelerinden hangisi katıysa onu uygulayın der ve projeleri tesisatlarını buna göre yaptırır.
Bir otelin –örneğin Kartalkaya’daki, Grand otel büyüklüğündeki bir otelin– projelendirmesi zaten yaklaşık 6 ay ila 12 ay sürer. En erken 6 ay diyelim. Yapımı da düşünürseniz nereden baksanız en az 18 ay gibi bir süreden bahsediyoruz.
Bu süreç içerisinde hem stratejilerin ortaya konulması hem bu stratejiye uygun ürünlerin kullanılmış olması gerekir. Özellikle yangın korunum sistemlerinde sertifikalı ürün kullanmak önemlidir. Çünkü yangın sistemleri konfor sistemleri gibi değildir. Konfor sistemlerinde aksaklık olursa örneğin ortamı ısıtamazsanız veya soğutamazsanız, insanlar şikâyet etmeye başlar, müdahale edersiniz ve düzeltirsiniz.
Konforda kullandığınız cihaz arızalarını oluşan şikayet üzerine düzeltme şansınız vardır ve bu durum can güvenliğini tehdit etmez. Ama yangın korunum sistemlerinde yangın güvenliğini sağlamada durum böyle değildir. Çünkü yangının ne zaman çıkacağını bilemediğiniz için yangın çıktığında sistemlerin hazır halde çalışır durumda olması zorunluluktur. Bu sistemlerin düzgün bir şekilde çalıştığından emin olmak için özellikle sertifikalı ürün kullanılması, tesisatın doğru yapılması, doğru projelendirme yanında sistemin işletilmesinin de çok büyük önemi var.
Herkes şunu düşünüyor. “Ben sertifikalı ürün kullandım, uluslararası normlara göre projelendirme yaptım, kurulumu da uygun yaptım. Çalışır vaziyette sistemi işletmeye devrettim. İşim bitti artık başka hiçbir işlem yapmaya gerek yok.” Bu hastalıklı bir düşünce yapısıdır, bu sistemler bebek gibi bakıma muhtaçtır. Sistemlerin işler halde tutulması gerekir. Bebeklerden farklı olarak, ağlayarak ihtiyaçlarını da belli edemezler. Bu sebeple belli periyotlarda test ve kontrol bakımlarını yapmak zorundasınız ki tam ihtiyacınız olduğu anda sistemleriniz hizmet verebilsin, can güvenliği ve yangın güvenliğini sağlayabilsin. Kartalkaya yangınında otelin güvenli tahliyesini sağlayacak kaçışları ile ilgili düzenlemelerinin çok yetersiz olduğunu dışardan bakarak söyleyebilirsiniz.
Yine can güvenliğini sağlamanın temel yollarından bir tanesi; yangını erken haber almak ve duyurmaktır. Yani bizim otomatik yangın algılama sistemi ve duyuru sistemi yani acil anons veya siren ve ışıklı uyarı cihazları, yangın güvenliğinin olmazsa olmazlarıdır.
Kartalkaya’daki yangında bunların olmadığını veya varsa bile düzgün çalışmadığını görüyoruz. Maalesef herkes soruyor “itfaiye niye bu kadar geç geldi” diye “40 dakika 45 dakika oldu” diye. Ama sorulması gereken soru “itfaiyenin gelmesine neden ihtiyaç oldu” şeklinde olmalıydı.
Bu olayda olması gerekenden farklı noktalara odaklanılıyor. Biz ise uç noktalara odaklanıyoruz. Otelde otomatik söndürme sistemleri olmuş olsa, yangın çıktığı bölümde kalacak, diğer bölgelere gidemeyecek, kaçış yolları acil aydınlatması ve kaçış merdivenleri, bizim yönetmelikte belirtilen kriterlere göre yapılmış olsa can güvenliği bakımından herhangi bir zafiyeti olmayacaktı.
– Tasarım için 1 sene dediniz. Bu kadar uzun sürede neler yapılıyor? Önemini anlamamız için bize biraz anlatır mısınız?
Kazım Beceren : Öncelikle projenin mimarı, proje önerisinde bulunuyor bir konsept ortaya koyuyor. Otelde odaların yerleşimi, koridorlar, toplanma mekanları gibi kahvaltı salonları, toplantı salonları veya SPA, eğlence alanları gibi. Biz de planlaması yapılmış bu projede acil bir durum söz konusu olduğunda –yani yangın ya da patlama vesaire olabilir– o bölgenin güvenle terk edilebilmesi için, kaçış mesafelerini hesaplayarak, kaçış yollarının parçaları olan koridorları, merdivenleri ulaşım yollarını inceleriz. Merdivenlerin yapısal özellikleriyle ilgili değerlendirmeler yaparız.
Bunların, “olması gereken” yangına dayanım süreleri vardır. Dekorasyanda kullanılacak malzemelerin yangına tepki sınıfları için uyulması gerekli kurallar vardır. Hangi standartlara uygun ürünler seçileceğini, otelde kullanılacak olan malzemenin seçimini —örneğin tavanda kullanacaksak, damlatma özelliği olmayan malzemeleri— yani olması gerekenleri tanımlarız ve bu mimari ve inşai önlemlerden sonra yani binayı tanıdıktan sonra binaya uygun otomatik algılama, uyarı sistemleri tasarım kriterleri belirlenir.. Projeler bu kriterlere göre hazırlanır, o projeler kontrol edilir. Aksaklık eksikliği varsa notlar düzeltilmesi için projelere iletilir.
Bütün bu süreçte projeler rekrar tekrar revize ediliyor. Otomatik söndürme sistemleri için benzer işler yapılıyor. Özellikle duman kontrolü dediğimiz koridor duman tahliyesi, merdiven yuvaları basınçlandırma sistemi, ilgili hesaplamalar ve kullanacak olan fanların kapasitelerinin belirlenmesi gibi hususlarla malzemelerin teknik özelliklerinin tanımlaması yapılıyor ve projelendirme aşaması sonlandırılır. Ondan sonra da — siz de yakından biliyorsunuz— iş müteahhitlere, inşaat şirketlerine kalıyor.
Bunların yapımı esnasında da konulmuş olan kriterlere ve hazırlanmış olan projelere uygun malzeme seçimi gerekir. Özellikle bu kısmı çok önemlidir. Yani bizim yangın korunum sistemleri dediğimiz sistemlerin mutlaka sertifikalı, bağımsız akredite kuruluşlar tarafından onaylanmış ürünlerden seçilmesi oldukça önemlidir. Bunların seçimi ve daha sonra da tesisatın yine standartların belirttiği kriterlere uygun yapılıp yapılmadığı inceleniyor.
Diyelim ki bunların hepsi bitti. Ama işimiz hala bitmiyor. “Fonksiyon testi” dediğimiz kısımlar var. Yani sistemleri kurduk ama düzgün şekilde çalışıyor mu? Diyelim ki en son aşamaya geldik yani işin %95’ini tamamladık. O son %5 lik kısım yani fonksiyon testini yapmak oldukça önemlidir. Bunu yapmadığımız zaman, geri kalan %95’in hiç anlamı olmaz. Yüzde beş’i yapmak için bizim ayırdığımız süre yaklaşık 1.5 – 2 aydır.
Şimdi bu olayda denetimden bahsediyorlar, kurumlar birbirlerini suçluyorlar. Biliyorsunuz, konu ile ilgili basına çıkan ve kendilerini uzman olarak adlandıran kişiler belediyeleri, itfaiyeleri, otel olduğu için Turizm Bakanlığı’nı ya da yönetmelikten sorumlu olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı gibi kurumları suçluyorlar. Açık olarak belirtmek gerekirse siz bu görevi yukarıda saydığım veya bunlara ilave edeceğiniz hangi kuruma verirseniz verin denetleme işini layıkıyla yerine getiremezler. Bırakın ellerinde bulunan elemanların kalifiye olmasını, hadi diyelim kalifiye elemalara yani mimar, inşaat mühendisi, makine mühendis, elektrik mühendisi vb gibi elemanlara sahipler, bu denetimler için personelin ayırdığı zamana bakın, sadece yarım gün bilemediniz en fazla bir gün aksi takdirde bu kadar sayıda binaya yetişmeleri mümkün değildir. Bakın 1.5 ila2,0 ayda yapılması gereken fonksiyon testi çalışmaları için, kalifiye elemanları olsa bile ayıracakları yarım gün ya da 1 günde sağlıklı bir değerlendirme yapılabilir mi? Sonra gidip, yangın korunum sistemlerinin fonksiyonlarını yerine getirdiğinin uygunluğuyla ilgili rapor düzenlenecek.
Bu tür kurumlar tarafından, bu yapılarıyla yapabilecekleri denetim kaçış yolları ile ilgili olarak yani bizim gözle yapabileceğimiz kontrollerle ilgili değerlendirmeler yaparlar ve yangın korunum sistemlerinin var olup olmadığına bakabilirler. Yangın korunum sistemlerinin sağlıklı çalışabilirliğiyle ilgili tespit yapmaları bu kadar süre içerisinde mümkün değildir.
– Aklıma gelen çok şey var. Birçok soru sorabilirim. Örneğin dediniz ki ihale yapılıyor bir firma alıyor. Sonra bu firma malzeme seçiyor. Diyelim ki siz “A” malzemesini seçmesi gerektiğini tasarlamışsınız ama o diyor ki “B” malzemesi daha iyidir ve onu seçiyor. Bu durumda ne oluyor? Siz bu duruma itiraz ediyor musunuz?
Kazım Beceren : Tabi ki yani danışmanlığını yaptığımız ya da takip ettiğimiz projelerde biz yangın korunma sistemleri ile ilgili teklif aldıkları malzemelerin teknik dökümanlarının tarafımıza gönderilmesini talep ediyoruz. İlk yaptığımız işlem, bir kere bu malzemenin sertifikaları var mı? Bu sertifikalar bağımsız akredite edilmiş bir kuruluş tarafından mı verilmiş? Sadece firma tarafından yapılan deklarasyonları yeterli bulmuyoruz. Mutlaka test belgelerini talep ediyoruz ve uygunluğunu değerlendiriyoruz.
– Şimdi herkes şunu soruyor; kalacağımız otelin bir yangın danışmanlık hizmeti alıp almadığını, o danışmanın da onay verip vermediğini nasıl kontrol edeceğiz?
Kazım Beceren : Bu durum biz konaklayanların görevi olmamalı. Arkadaşlarım da bana sordu. Biz otellere gittiğimizde neye bakalım diye? Siz bir şeye baksanız da anlamazsanız. Bu uzmanlık alanı. Bakılması gereken o kadar çok husus var ki yukarıda da belirttim. Aslında bunlara ihtiyaç olmaması gerekiyor. Bizim adımıza bu işleri yapacak denetim mekanizmaları olması gerekiyor. Bu olayda hani soruyorlar ya; yönetmeliğiniz mi eksikti? Hayır yönetmelikte tabi ki bir takım düzeltilmesi gereken hususlar var ama genel hatlarıyla, yönetmelikte zaten ilgili tüm maddeler var. Burada denetim mekanizması ve yöntemi ile ilgili sıkıntı var.
Biz kişiler olarak kurumları suçlayarak ya da kurumlar da birbirini suçlayarak sorunun tespitinden uzaklaşıyoruz. Sorunu çözebilmek için önce doğru bir şekilde tespiti yapmamız gerekmektedir. Bu konu ile ilgili rahmetli hocamız Abdurrahman Bey çok çalışmıştı, ömrünü adadı neredeyse. Olması gereken şu; diğer ülkelerde olduğu gibiTürkiye’nin bir itfaiye genel müdürlüğü olması gerekiyor. Merkezi bir genel müdürlük olması gerekiyor. Tüm il ve ilçelerdeki itfaiye teşkilatlarının bu genel müdürlük altında olması gerekiyor.
4 yılda bir yerel seçim yapıldığında, belediyenin yönetimi değiştiğinde itfaiyelerde köklü değişiklikler yapılmaması gerekiyor. Yöneticilerinin değişmemesi gerekiyor. Geriye dönük hafızanın olması gerekiyor ki çalışmalar süreklilik arz etsin. Bünyesinde bulunacak olan Mimar, mühendisler vs’nin uzun yıllardır çalışıyor olması gerekiyor. Tecrübeli elemanları olması gerekiyor.
Bu olaylar söz konusu olduğunda, basından röportaj yapacak arkadaşlar diyor ki “yönetmeliği aldık, baktık, içinden çıkamadık”. Yönetmelik bir uzmanlık alanıdır. Bir gün 2 gün 3 gün okuyarak yönetmeliği anlamak mümkün değildir. Bizdeki algı vatandaş alsın yönetmeliği okusun daha sonradan da binayı yapsın. Böyle olmuyor. Her bir dalın uzmanları vardır, eğitim almış kişileri vardır. Bizde eğitim aldığın dalda ilerlemen gerekiyor ki başarılı olabilesin. Aksi mümkün değil.
– Ben bir de maliyeti merak ediyorum. Bu olayda örneğin, belediyeye yapılan başvuru sonucu gelen düzeltmelerin çok pahalı olacağı düşüncesiyle geri çekmişler. Çok pahalı olan acaba neye göre? Acaba endüstriyel bir binanın yapımında, yangın sistemlerinin maliyeti için bir oran var mıdır? Ya da sonradan yapılacak olan düzeltmeler için?
Kazım Beceren : Açıkcası emekli bir akademisyen olarak bu para işlerinden çok fazla anlamıyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki bu yangın korunum sistemlerine harcanacak para, aslında o binaya girdiğimizde mimari grupların talep ettiği görselliklerle ilgili detaylar vesairelerle karşılaştırılmayacak kadar çok aşağıda bir maliyettedir. Rakam telaffuz edemeyeceğim, yüzde olarak da telaffuz edemeyeceğim. Ama tekrar söylüyorum, binanın görseliyle ilgili harcanan paraların çok çok altındadır. Hiç lafı bile edilmeyecek paralardır.
– Peki şimdi sonuca gelelim siz diyorsunuz ki bir kere tasarım aşamasında konulan perspektife uyulması lazım. Sonra diyorsunuz il merkezi ve itfaiye genel olarak müdürlüğüne ihtiyacımız var.
Kazım Beceren : Evet bu zamana kadar yaşadığımız sürece baktığımızda denetimde başarısız olduğumuza göre farklı bir yönteme başvurmalıyız. Bunun için gelişmiş ülkelerin modellerini inceleyip bizim ülkemizin şartlarına uygun bir yapının kurulması elzemdir. Yani oturup yeniden keşif yapmaya ihtiyaç yok.
– Başka söyleyeceğiniz bir şey var mı? Sonuç olarak?
Kazım Beceren : Bu tür yangınları genellikle doğal afet olarak adlandırıyorlar. Açıkçası yangın bir doğal afet değildir. Yangın niye çıktı diyorlar. Yangın çıkış sebeplerini %100 ortadan kaldırmak mümkün değildir. İnsan hatası ile olur, tesisat eskimesiyle olur. Dolayısıyla bunları zaten ortadan kaldırmadığımız için yangın korunum sistemlerini kuruyoruz.
Yapmamız gereken husus standartların tanımladığı şekilde bu sistemleri kurmak kaçış yollarına kaçış merdivenlerini planlamaktır. Bu şekilde davrandığımız takdirde, siz zaten “bir bölgede çıkan yangının o bölgede kalmasını”, “insanların da güvenli şekilde bina dışına tahliye edilmesini” sağlamış olursunuz.
Uluslararası yönetmeliklere yani diğer ülkelerin yönetmeliklerine göz atarsanız, bizim yönetmeliğimizin de o seviyede bir yönetmelik olduğunu anlarsınız. Bu demek değildir ki revizyon yapılmayacak tabi ki diğer ülkelerin yaptığı gibi belli periyotlarda revizyonlara ihtiyaç vardır.
Yangın güvenliğinin sağlanmasında yatırımcının kendisi de, yatırımcının birlikte çalıştığı profesyonellerinin de sorumlu olduğu unutulmamalıdır.. Bu konu ile ilgili bilgi sahibi profesyonellerle çalışmak ve uzman kişilerden destek almak gerekiyor. Yapmadığınız takdirde bu olaylarla karşılaşıyoruz.
Biz bir yatırımcıyla çalışmaya başladığımızda, benim ilk söylediğim şey şudur; senin mal güvenliğin benim için ikinci planda. Öncelikle burada konaklayacak veya çalışacak kişilerin can güvenliğini sağlamamız gerekiyor. Bununla ilgili tedbirler alacağız ama bu tabi ki senin malının güvenliğini bir kenara atacağımız anlamına gelmiyor önceliğim bu can güvenliğini sağlamaktır. Ondan sonra da malının korunmasına yönelik tedbirleri de alacağız ki mal korumasına yönelik aldığımız tedbirler aynı zamanda can güvenliğini de destekleyici sistemlerdir.
Siz kaçış yollarına uygun planlamadığınız binada, en üst düzey söndürme sistemlerini kursanız bile can güvenliğini sağlamanız mümkün değil. Önce can güvenliği sistemlerini oluşturacaksınız, on’dan sonra da diğer yangın korunum sistemleriyle bunları destekleyeceksiniz.
– Çalışanların eğitimi de önemli herhalde. Bu olayda mesela yangının mutfakta çıktığı, yağın üzerine su döküldüğü filan gibi olaylar görüyoruz…
Kazım Beceren : Zaten işletmelerin en büyük eksikliklerinden bir tanesi de budur. Az önce söylediğim aşamalardan geçmiş sistemleri fonksiyon testleri düzgün yapılmış sistemleri işletmeye teslim ettiğinizde işiniz bitmiyor, işletmenin de bilinçli olması gerekiyor. Orada tatbikatlar yapılması gerekiyor. Profesyonel söndürme ekipleri gelene kadar ilk müdahale tekniklerinin bilinmesi gerekiyor. Örneğin mutfakta çalışan kişi bilmeliydi. Otelin güvenlik görevlileri de bilmeli, dolayısıyla bir alarm geldiğinde o alarmın doğruluğunun kontrolü, yangın moduna geçilmesi ve duyuru sisteminin ne zaman çalıştırılacağıyla ilgili hususları. Bu durum ancak tatbikatlar yapılarak pekişir. Tatbikatlar sayesinde gelişir. Bunları yapmadığınız sürece zaten başarılı olamazsınız, öyle bir yangınla karşılaştığınızda herkes panik halde ne yapacağını bilemez.
-Söylediklerinizden şunu anladım ki “Toplum olarak nedenleri ya da asıl gerekli soruları sormak yerine anlamsız sorularla, konularla uğraşıyoruz”.
Kazım Beceren : Bu otel yangınında itfaiyenin gelmesi bile gerekmiyordu. Yani itfaiyenin gelmesini gerektirecek bir durum olmaması gerekiyor. Bu sistemler yangını kontrol altına alan sistemlerdir, son darbe itfaiye veya müdahale ekipleri tarafından yapılmasına ihtiyaç duyulabilir ama itfaiye gelinceye kadarki süreç içerisinde zaten o yangının genişlememesi diğer taraflara yayılmaması gerekiyor.
Prensip olarak itfaiye belli bir süre sonra gelip son müdahalesini ve kontrollerini yapar. Yangının tekrar alevlenmemesi için önlemlerini alır vesaire vesaire. Burada tekrar söylüyorum; sorulması gereken soru “itfaiyenin gelmesine niye ihtiyaç oldu?” ya da “O bölgede çıkan yangın, niye o bölgede kalmadı da binanın tamamına sirayet etti?” Bunların sorgulanması gerekiyor.
Çok teşekkür ederim. Kazım Bey Abdurrahman Kılıç Bey’e de Allah rahmet eylesin. Kendisi eşimle de yakından çalışıyordu, eşimin çok takdir etti bir insandı. Onlar bu ülkeye bu dünyaya katkılarda bulunan insanlardı, size de çok teşekkür ederim. Bütün bu konuları bizi aydınlattığınız için…
Kazım Beceren : Çok değerli dünya çapında mühendislerimiz var. Bunlardan bir tanesi sizin eşiniz, ben sizin eşinizle de çalışma şansına sahip oldum açıkçası. Hocamız gibi uzmanlarımız, çok değerli mekanik proje müellifleri, elektrik proje müellifleri dünya çapında mimarlara sahip bir ülkeyiz. Özellikle tecrübelerinden istifade ettiğimiz değerlerimizi birer birer kaybediyoruz. Bir çoğu erken kayıp, ama onların açtıkları yolda bayrağı bir kademe daha ileri götüren gençlerimiz de azımsanmayacak sayıdadır yeter ki onlara kafalarının rahat olacağı bir ülke sağlayalım gerisi kolay.. Yine inşallah yangın güvenliği bakımından arzu ettiğimiz seviyede olduğumuz bir Türkiye olması dileğiyle yangınsız günler dilerim.



Kaynak : 