Bu röportaj Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Reklam başlıklı dosyamız kapsamındadır.
Bir hafta kadar önce bloglar ile ilgili başlattığımız yazı dizimize, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Korhan Mavnacıoğlu ile devam ediyoruz.
Kurumların, iletişimde blogları nasıl değerlendirdikleriyle ilgili araştırması bulunan Mavnacıoğlu’nun, tartışmalara neden olan konulara akademik yani en doğru yorumu getirebilecek isimlerden biri olduğunu düşünüyoruz.
turk-internet.com; Bize kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?
Korhan Mavnacıoğlu ; İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisiyim. Fakülte bünyesinde kamuoyu ve pazarlama araştırmaları gerçekleştiren Akademedya Araştırma Grubu’nun koordinatörlüğünü yürütmekteyim.
E-devlet, halkla ilişkilerde yeni iletişim teknolojileri ve sosyal medya alanlarında çalışmalar yürütüyorum. Kurumsal iletişimde blogların kullanımını üzerine doktora tez çalışmam devam etmekte.
Şirketlerin kurumsal iletişim aracı olarak blogları nasıl kullandığını saptamak üzere bir araştırma gerçekleştiriyorum.
turk-internet.com; Bloggerlar, kendi yayınlarını ne derecede ciddiye alıyorlar?
Korhan Mavnacıoğlu ; Kolay bir şekilde, ücretsiz blog sahibi olup sesinizi, görüşlerinizi sanal dünyada duyurma şansını yakalamak ilk başta çok çekici geliyor ama genellikle bu isteğin kısa sürdüğünü; blogların oluşturulup daha sonra içerik eklenmediğini, ya da çok az bir içerik eklendiğini ve bir daha güncellenmediğini görmekteyiz.
Fakat blogunu çok ciddiye alan, düzenli olarak güncelleyen, gelen yorumları yanıtlayan, kendi okur kitlesine sahip ve o kitleyle etkileşimde bulunan bloggerlar da mevcut.
Bloglarda amaca uygun kullanım önemli; kimisi paylaşımda bulunmak, görüşlerini belirtmek için yazarken kimisi de mesleki deneyimini ortaya koymak ve o alanda uzman olduğunu kanıtlamak için yazıyor.
Bloglar, size kendinizin farklı olduğunu kanıtlama şansı veriyor. Mesleki deneyimlerini bloglarına yansıtıp yeni iş bağlantıları kuranlar, iş teklifi alanlar oluyor. Çalışmak istedikleri şirkete seslerini blog aracılığıyla duyurup şirketlerde işe başlayanlar oluyor.
Bazı şirketler, öğrencilerin staj başvurularını kendi bloglarını oluşturarak yapmalarını istiyor.
Bloglara “sadece iş” gözüyle bakanlar da yok değil. Blog üzerinden ticaret yapanlar olduğu gibi sırf reklam almak için blog oluşturanlar da mevcut.
“Bloglardan nasıl para kazanılır” başlıklı kılavuzlar hazırlanıyor ve bazı bloglar, sadece para kazanma aracı olarak konumlandırılıyor.
Bunu etik bulmuyorum. Bu gibi nedenlerle blog yazarları kendi birliklerini ve derneklerini kurma yoluna gitmiş durumdalar, kendilerine, bloglarına, okurlarına ve diğer bloggerlara olan saygılarından ötürü etik sınırları çizmeye, oluşturmaya çalışacaklardır mutlaka diye düşünüyorum.
Bazı bloggerlar, gündemi belirlemek, yönlendirmek istiyorlar ama bu göründüğü gibi kadar kolay değil gündem oluşturmak.
Ayrıca bloggerların son zamanlarda şirketlerden beklenti içinde oldukları görülüyor. Şirketlerin bloggerlara yönelik gerçekleştirdikleri projelerde yer almak istiyorlar.
Blogger kavramını bir meslek olarak konumlandırma çabaları olduğunu görüyoruz ama ben bunun blogculuğa zarar verdiğini düşünüyorum. Blogculuğu meslek olarak lanse etmek blogların samimiyete dayalı ruhuna aykırı.
turk-internet.com; Şirketlerin, bloggerlarla olan ilişkilerini nasıl yorumluyorsunuz?
Korhan Mavnacıoğlu ; Gelinen noktada şirketler arası rekabetin artması, günümüz tüketicisinin hızlı bir şekilde çevrimiçi mecralarda yer alması, sosyal medyanın yükselişi şirketlerin de çevrim içi olmasını gerekli hale getirmiştir.
Tüketicinin olduğu her mecrada şirketler de markalar da mutlaka yer almalıdır.
Şirketler, pazarlama ve iletişim hedeflerini çevrimiçi mecralara, sosyal medyaya göre oluşturmalıdırlar. Şirketler, çevrimiçi mecrada müşterilerinin, hedef kitlesinin ve sosyal paydaşlarının şirket hakkında yaptığı yorumları, önerileri, şikayetleri takip etmek zorundadır.
Gerektiğinde bu yorumlara ya da şikayetlere göre tüketiciye geri dönüş yapması gerekmektedir ve şirket şu mesajı vermelidir: “Sizin olduğunuz her mecrada ben de varım sizi dinliyorum, görüşleriniz şirketimiz için çok önemli.”
Bunu yapmanın başlıca yolu bireylerin rahatça yazabildikleri, kendileri net olarak ifade edebildikleri blogları takip etmek. Çünkü bireyler, şirketler ya da markalar hakkındaki memnuniyetlerini belirtmeseler bile şikayetlerini ve memnuniyetsizliklerini mutlaka belirtmekteler.
Günümüzde rekabet halindeki şirketlerin ya da markaların sundukları hizmetlerin ve ürünlerin kaliteleri, fiyatları, reklam bütçeleri hemen hemen eşit konumdadır.
Bu noktada deneyimler ve yorumlar ön plana çıkmaktadır. Şirketler de bloggerların da bir tüketici olduğundan hareketle onlara yönelik projeler gerçekleştirmekteler.
Şirketler, bloggerlardan ürün ve hizmetlerini deneyimlemelerini ve deneyimlerini kişisel bloglarına aktarmalarını istemektedirler.
Başkalarının deneyimleri, ürün ve hizmet satın alma kararlarımızı etkilediği için şirketler bu yola başvurmaktadırlar.
Ağızdan ağıza pazarlama kampanyalarında özellikle bloggerlarla çalışılıyor. Bu projelerde yer almayı kabul edenler olduğu gibi etik nedenlerle yer almayanlar da oluyor. Şirketler, bu projeleri gerçekleştirerek bloggerlardan şirketlerinin ya da markalarının bir nevi “kurum elçisi” olmalarını istemektedirler.
Bu noktada kurum elçiliği rolü biçilen bloggerların yazılarını, -o şirkete ya da markaya objektif olarak yaklaşsalar bile-haber kaynağı olarak değil bir “ürün ya da hizmetin deneyimlenmesi” olarak değerlendirmeliyiz.
Bloglara kamuoyunu bilgilendirme misyonunu yüklemek şu aşamada hem erken hem de gereksizdir.
Bu misyonu geleneksel medya yerine getirmektedir. Şirketler için hem gazeteciler hem de bloggerlar olmazsa olmaz hedef kitlelerdir ama konumlandıkları noktalar ve iletişim biçimleri farklı olmalıdır.
Gazetecilerle olan ilişkiler basın ilişkilerinin alanındayken, bloggerlarla olan ilişkiler daha çok PR ve pazarlama departmanının alanında olmalıdır.
Şirketlerin, bloggerları basın mensuplarının alternatifi olarak değerlendirmeleri büyük bir hata olur.
Bloggerların gazetecilerin rolünü üstlenmek gibi bir çabaları yok sadece bloglarına ve kendilerine saygı gösterilmesini istiyorlar ki bunu istemeleri de gayet normal.
Geleneksel medyanın çevrimiçine dönüşümü, bloggerların basın mensuplarının yerini alması değildir, şirketlerin bu dönüşüm sürecini iyi analiz etmeleri gerekir.
Bu süreçte şirketler, online iletişim stratejilerini iyi belirlemeliler ve online iletişimin web sitesi ve kurumsal blog oluşturmaktan daha fazlası olduğunun farkına varmalılar.
Hedef kitleler arasında yanlış anlamaları önlemek ve itibar kaybı yaşamamak için halkla ilişkiler ajanslarından ve dijital ajanslardan destek alınmalı.

Kaynak : 