Makalenin
- ilk bölümünü okumak için burayı tıklayınız
- ikinci bölümünü okumak için burayı tıklayınız.
- üçüncü bölümünü okumak için burayı tıklayınız.
SONUÇ:
Bugün burada “yapıcı ilişkiler“ stratejisi ve etik değerler kesişmesi bağlamında, tırnak içine alıyorum, özel sektörün üst yöneticilerinin etik ile ilgili “cevap”larının bu kadar kolay olduğu dönemleri artık çok gerilerde bıraktığımızı anlatmak istedim. Bugün özel sektörün Küreselleşme karşısında bu sürecin sosyalleştirilmesi yönünde yapıcı bir stratejisi benimsemesi ve bu stratejinin kendine göre hayata geçirilmesinin içinde olması kaçınılmazdır. Şirketlerin bu stratejik yaklaşımlarını duvar posterleri veya yıllık rapor sayfaları olarak değil yaşayan bir değerler bütünü olarak tanımlamalarının; ve bu tanımlarını uygulamaya taşıyacak olan etik tercihlerini ortaya koyabilmelerinin zamanı gelmiştir.
Gerek yukarıda belirtilen genel ilkeler, gerek işletmelerin kendi özgün koşulları altında belirleyeceği etik değerlerin tespiti ve duyurulması önemlidir. Ancak bu adımı anlamlı ve etkili kılacak bir diğer adım, benimsenin bu ilkelerin takip ve uygulamasının yapılması, uygulanmama hallerindeki mueyyide ve sonuçlarının ise anlamlı olarak ortaya konulduğu bir uyum politikasının da oluşturulması gereklidir.
Bu konularda “sessiz diplomasi” şirketler için bir seçenek değildir. Strateji ve Etiğin ana öznesi olan “diğeri”nin farkına varılması, saygı duyulması, gerektiğinde kollanması ve korunması sessizce yapılacak birşey değildir. Bu konudaki sorumluluk, benimsenen ilke ve uygulamaların en samimi ancak kararlı şekilde dile getirilmesini gerektirir ki, bunun aksi, yani etik duruş konusunda sessizlik, etiğin en temel kaynaklarından biri olan adalet ve adillik yaklaşımının ihlali olur.
Etik davranışın yanlızca kurumların ekonomik veya finansal başarısı ile ölçülmesi düşünülemez. Günümüzde ekonomik aktörler; kendilerine eskiden başkaları tarafından ayrılmış olan veya kendi kendilerine değişik nedenlerle biçmiş oldukları alanların dışına çıkıp, yani kendilerinin dışına çıkıp, bir anlamda kendilerine dışarıdan bakarak, kendilerini aşarak, küresel süreçlerin sosyalleşmesi, insan yaşamının normalleşmesi yönünde hareket etmek durumundadırlar.
Bu da en temel etik olan insanı bir davranışsal vektör olarak değil, insanı insan olduğu için kabul etmekle başlar diye düşünüyorum.



Kaynak : 