Söyleşinin
- ilk bölümünü Mevlut Dinç : Oyun Sektörüne İngiltere’de 1983’de Tamamen Tesadüfen Girdim – 1,
- ikinci bölümünü Mevlüt Dinç : Oyun Geliştirmek, o Dünya Çok İlgimi Çekmişti – 2
- üçüncü bölümünü Mevlut Dinç : Yeteneğin Doğru Ortamda Olmasıyla ve Gayret Sarfetmeyle Her İşte Başarılı Olunur – 3
- dördüncü bölümünü Mevlut Dinç : Ben Oyunun Kullanıcıyı Nasıl Etkileyeceğini Hayal Ederek Oyun Geliştiririm – 4
- beşinci bölümünü Mevlut Dinç : İlk Oyunumu 1985’te British Telekom’un Oyun Şirketine Sattım – 5
başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz :
Mevlut Dinç : Maxwell’in almadığı oyunla, sonra British Telekom’un bir şirketi var ona gittim. Onlar bir fuarda çok etkilenmişti benim demolardan. Süper programlama dediler. Çok iyi bir fikrin var olursa bize gel demişlerdi. Bir de onlara gideyim dedim.
Oyun şirketin başında da çok genç bir genel müdür vardı. Hiç unutmuyorum 26 yıl olmuş. Tony Rainbird vardı. Çok etkilendi bu fikirden, “muhteşem” dedi. Yani “biz telekomuz biraz sansasyonel fikir ama, boşver oyun şirketi apayrı bir şey. Çok ilginç” dedi, “mikrobu oynuyorsun falan, ben istiyorum bunu”.
Ben satma durumuna geçince, havalara uçtum ama göstermemeye çalıştım bunu. Neyse pazarlık yaptık, çok ilginç. Bana 2000 pound teklif etti 1985 yılında. Bir öğrenci için muhteşem bir para bu ve o zaman oyun sektöründe başarılı olan oyun programcılarının %99’u 17-18 yaş. Yani hepsi lise terk çünkü aşırı zeki gençler anlamında bir terim vardı bizde. Ben sonradan bulaştığım için bu işe ben olamazdım, 10 yaş fark var yani. “2000 pound mu?” dedim. Şok oldum, “ben evliyim” dedim, “çocuğum var, konut kredisi ödüyorum” dedim. Doğru bunlar bu arada. “En az 1000 pound bana lazım her ay geçinmek için, 2000 pound yetmez” dedim. “Ne kadar zamanını alacak bunu yapmak” dedi. “En az 8 ay” dedim. “8000 pound, dalga mı geçiyorsun ben 4 tane oyun alırım bu paraya” dedi. Kaynar sular indi kafamdan, ben ne yapacağım, öğrenci olsam 16-17-18 yaşında 2000 pound çok iyi para. “2000 pound’a bütün haklarını alıyoruz” dedi. Mümkün değil, ne yapacağız falan. Valla bir düşün, “ben de düşüneyim” dedim. “Şimdiye kadar verdiğimiz en büyük para bu” dedi ve ben yıkıldım. Neyse gittim geri South Hampton’a. Bekliyorum, bu adam arayacak beni diye. Ben de aramıyorum. Kendi kendime dedim ki, ben ararsam elimi zayıflatır, bir pazarlık moduna girerim.
Aradan 2 hafta geçti, bir Çarşamba günü artık o gün dedim ki “arayacağım”, belli ki adam aramayacak. Sonuçta kocaman bir şirket. 2000 olmaz, 2500 olur, 3000 olur, “neyse dedim bir şekilde anlaşacağız”. Hiç abartmıyorum telefon çaldı.
Turk-internet.com : Tam düşündüğünüz anda mı?
Mevlüt Dinç : Evet. Samimi söylüyorum. Hayat tesadüflerle dolu. Aradı dedi ki, “bak ben senin tarzını çok beğendim. Fuara geldiğinde söylemiştim. Çok iyi bir programcısın belli, bir de kendi kendine öğrenmişsin. Fikri de çok sevdim ama çok para istiyorsun, ben bunu veremem” dedi. “Bir de sektör çok küçük, duyarlarsa sana böyle bir para verdiğimizi, bir de telekom şirketiyiz, hepsi ister”. Ve telekom da gerçekten sözleşmeleri falan inanılmaz kötü. 2000 pound’a ve hatta 1500 pound’a, öbür şirketlerin bütün haklarını alıyor. Herşeyi satın alıyor, bunlar ise komisyon falan teklif ettiler, acaip bir şey. Çok şey öğrendim o durumdan. “Bak, ben kimseye söylemem, zaten kimseyi tanımıyorum, sektöre yeni girdim” dedim. “Kimseye söyleme, 8000 pounda anlaşalım” dedi. Güya heyecanımı da göstermemeye çalışıyorum, “tamam” dedim.
Arkasından “şimdi bunun karşılığını vermem lazım” dedim ve 4 ay içerisinde çok güzel bir demo yaptım. Dedim ya kendimi kanıtlamak için. Çok doğru karar verdiklerini söyledim. Sonra ben gerçekten genç bir artist buldum, 16-17 yaşlarında.
Turk-internet.com : Grafik artisti?
Mevlüt Dinç : Evet. 8000’in 2000 poundunu ona verdim mi. 2000 pound müthiş bir para, 2000 poundla oyunun tamamını alıyorlar. Ben artiste verdim, nasıl hoşuna gitti. Benim artistim oldu o çocuk, daha sonra da bir dergiye editör oldu.
Neyse sonra ben 4 ay sonra gerçekten müthiş bir demo yaptım, Londra’ya gittim, dört köşe oldular, nasıl hoşlarına gitti. Çok güzel gidiyor programcılık, grafikler, herşey.
Sonra Commoder 64 aynı zamanda Spectrum 64’ün iki tane de kamp, hangisi daha iyi diye tartışılıyor. Ben biliyorum Commoder 64, daha iyi donanım olarak ama kabullenemiyoruz. Çünkü Spectrum’da gerçekten herşeyi kendin yaptığın için, programcılar için daha iyi bir şey. Daha iyi programcı olmak zorundasın çünkü herşeyi kendin yapıyorsun donanımın çok fazla katkısı olmadığı için. Ama Commoder 64 daha iyi bir oyun makinası, donanım desteği falan var, daha güzel performansı. Ben Commoder 64’ü de öğreneyim, bir tane 64 bilen programcı bulayım bu oyunun 64 versiyonunu da yapayım dedim.
Sonra gittim, Tony Rainbird’e, dedim ki, sana bana 8000 pound teklif ettiğin için, ihtiyacımı karşıladığın için çok teşekkür ediyorum. Amstrad versiyonunu da yapacağım, onun için de dedim bir 2000 pound verirsen olur. O zaman Amstrad diye yeni bir makina daha çıkıyor, o da Spectrum gibi aynı işlemci. Ben de kendime kendime dedim ki, ya aynı işlemci olunca çok hızlıca yaparım ve gerçekten çok hızlıca yaptım. Tamam dedi, sonra Commoder 64 yaptım, 3 versiyon birden. Hatırlamıyorum, 4000-5000 pound da onun için aldım. Ben ilk oyunumda müthiş bir şey başlattım böyle. Dedim ki, süper.
Turk-internet.com : Bu arada eşiniz mesela şey demiyor mu, fabrikadaki işini niye bıraktın, nasıl para kazanacaksın?
Mevlüt Dinç : Yok. Eşim hep bana şey derdi, ben İngilizce bilmiyordum, burada evlendik. Türkiyede bir buçuk yıl birlikte kaldık. Acaip zor günler yaşamıştık. Türkçe öğrendi burada, bir buçuk yılda. Bayağı da iyi öğrenmişti. Türkçe konuşuyorduk. Ve İngiltere’de de belli bir süre Türkçe konuşmaya devam ettik, başka türlü anlaşamıyoruz. Hep bana derdi ki, “çok yetenekli birisin” fakat ben kendim anlamış değildim. İngilizce’yi hızlı öğrendim, belki oradan bilmiyorum. O da çok destek oldu, gaz verdi bana. “Çok yeteneklisin, istersen yaparsın, yeterki bir irade koy” falan dedi.
Turk-internet.com : Peki merak ettim. O mikrop nasıl karşılandı piyasada?
Mevlüt Dinç : Oyun bitti, İngilizler aslında muhafazakar bir toplum. Ve gerçekten yerden yere vurdular dergilerde. Dalga geçiyorlar, diyorlar ki, “bu oyunu oynamak istersen, yanına bir şişe de Domestos al”. Böyle dalgalar geçiyorlar benimle, ama birkaç dergide de dediler ki, “bu Mevlüt’e dikkat edin çok iyi bir programcı olacak”. Programcılığımı çok beğendiler, Spectrum’u bu adam çok iyi öğrenmiş. Çok güzel yapmış işte renkler falan filan diye.
Turk-internet.com : Halk nasıl karşıladı?
Mevlüt Dinç : Sonra nasıl oldu bilmiyorum, halen de bilmiş değilim. Commoder 64 versiyonu Amerika’da acaip tuttu. Disk versiyonu çıkmıştı o zaman disket. 5 inch, çeyrek disketler vardı böyle onlar.
Turk-internet.com : 52,5 inçdi değil mi?
Mevlüt Dinç : Herhalde 5,25 oluyor. Öyle birşey. O versiyonu yaptık, Amerika’da tuttu bu. Çok ilginç bir şey ve halen bilmiyorum niye. O oyundan acaip komisyon aldım.
Neyse uzatmayalım. Oyun bir sürü açıdan müthiş bir başlangıç oldu. British Telekom’la çalıştım, çok iyi para aldım. Sonra isim yaptım, “iyi bir programcı” olarak. Zed X Spectrum programcısı diye geçiyordu. Önemli bir şey tabi.
Sonra South Hampton’da bir şirket vardı, Activision’ın bir şirketi. Activision şu anda dünyanın bir numaralı şirketi düşünün. Dediler ki, bir sonraki oyununu biz istiyoruz.
Turk-internet.com : Bir de, bir sonraki oyunu bir sonraki videoda anlatalım.
Mevlüt Dinç : Tamam.
Bu söyleşi devam edecek..

Kaynak : 