Söyleşinin ilk bölümünü Mevlut Dinç : Oyun Sektörüne İngiltere’de 1983’de Tamamen Tesadüfen Girdim – 1 ve ikinci bölümünü Mevlüt Dinç : Oyun Geliştirmek, o Dünya Çok İlgimi Çekmişti – 2 başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Türk ve dünya oyun sektörünün duayenlerinden Sobee Kurucusu ve Genel Müdürü ve yeni kurulan Türkiye Digital Oyunlar Federasyonu Başkanı Mevlut Dinç ile hayatını ve oyun geliştiriciliğe nasıl başladığını konuştuğumuz söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz :
Ve o kitabı okurken orada bu büyük rakamları 8 bit bilgisayarda hafızaya nasıl kibrit kutularıyla o kadar güzel açıklamış ki. Orada anladım ve inanılır gibi değil, halbuki o kocaman dünyanın minnacık bir şeyiymiş o, sonradan öğrendim onu.
Ben sonra Edison’un ışığı bulması gibi, dedim tamam ışıklar yandı. Bitti, ben bu işi çözdüm. Ve gerçekten inanılmaz büyük bir hevesle, gece gündüz sürekli okuyorum, araştırıyorum. Fabrikadaki iş, çok sıkıcı bir işti gerçekten, 12 saat vardiyalı, 4 gün gece, 4 gün gündüz falan çalışıyordum. Rezalet ve çok yorucu bir işti. Fabrikada kablo üretiyoruz.
Turk-internet.com : Peki sizin göreviniz neydi, ne yapıyordunuz?
Mevlüt Dinç : Kablo işçisi. Düşünün İngiliz Telekom – Türk Telekom kablo fabrikası. Kader ağlarını örmüş. Ve bu kıtaları birbirine bağlayan analog kablolar var ya denizin dibinden. Orada memurdum. Sonra 1985’te Fiber Optics’e geçildi, uygulamasını da ben yaptım fabrikada mühendislerle. Gerçekten inanılır gibi değil.
Neyse, o bir saat boş zamanlarda yemekhanede kağıt falan oynardık. Ben tabi bu işe odaklandım. Dergi okuyorum, kitap okuyorum İngilizler dalga geçiyor. Boşuna zamanını harcıyorsun diyorlar. Nasıl yapacaksın, İngilizce’yi bile zor konuşuyorsun diye dalga geçiyorlar. Bu bana gaz da veriyor tabi o arada.
Ve hayatımda ilk defa, üniversite okudum ama çok fakir bir aileden geliyorum, izleyicilerinin, okuyucularının bir şey yapsın diye söylemiyorum önemli bir ayrıntı için söylüyorum. Tamamen tesadüfen İngiltere’de bulundum. Yüksek lisans istedim ama olmadı, orada da kendimi geliştirmeye çalışıyordum.
Turk-internet.com : Mevlüt Bey, sizin öğrendiğiniz gibi bugün bir kitapla veya üç kitapla programlama öğrenilebilir mi, gençler öğrenebilir mi?
Mevlüt Dinç : Şimdi benimki biraz istisnai olabilir. Haksızlık yapmayalım. Gençlere şimdi bak bu adam kitaptan dergiden öğrenmiş bu işi, kolaymış sanılmasın. Ama şunu rahatça söyleyebilirim, meslek liselerinde, üniversitelerde o temel eğitim veriliyor ya, onun üzerine gerçekten hevesli, yetenekli gençlerin ki bunu en iyi kendileri bilir. Birisinin gelip hiç kimseye, sen yeteneklisin, bu işi yapabilirsin saçma olur.
Tersi mümkün ancak. Kendini sen geliştirirsin, ondan sonra yaptıklarınla örneklerle ve söylemlerinle karşındakini bu işi bildiğine ikna etmeye çalışırsın ya da ikna edersin. Şimdi benim demek ki böyle bir yatkınlığım varmış. Ayrıca benim sadece programcılık değil, bir de oyun yapma, tasarlama kısmıyla da ilgiliyim.
Turk-internet.com : Evet oraya nasıl geçtiniz? Programcılık öğrenmeye çalışırken sonra?
Mevlüt Dinç : Çok ilginç. Şeyi farkettim, öyle bir hayal gücümün olduğunu. Birazdan onu söyleyecektim. Ben üniversitedeyken şunu alacağım, şunu yapacağım diye hiç hayal kurmadım bile. Öyle bir ihtiyaç duymadım. Fakirlik şeyini o yüzden söyledim, insanlar bana acısın diye değil de. Helal olsun fakirmiş, neler yapmış da değil. Sadece durumu söylüyorum. Ondan dolayı diyorum hayal kurmadım, hayalci olmadım. Çünkü belki kötü bir şey, çok aşırı da gerçekçi olmamak lazım. Ama demekki doğamda bir hayal kurma, bir hayal düşleme varmış.
Turk-internet.com : Yani şunu da söylemiş oluyorsunuz. Bu iş sadece program öğrenmek değil, yanı sıra bir hayal de geliştirmek.
Mevlüt Dinç : O zamanlar öyle. Hemen geriye dönüyorum şimdi. Büyüdüğüm köyü, o köydeki iletişimi, etkileşimi.
Turk-internet.com : Hangi köy?
Mevlüt Dinç : Gölköy – Ordu. Cihadiye diye bir köy. Muhteşem, 1500 metrekare rakım yayla gibi bir yer. Kışın da iki metre kar yağardı, muhteşem bir şey. Ama o ortamda, o doğada hep büyüklerle takıldığımı hatırlarım geriye dönüp. Hep benden 5-10 yaş büyüklerle takılmışımdır. Bana bu demekki bir özgüven getirmiş. Çünkü çok severdi büyüklerim, ve onlarla hiç unutmuyorum bazılarıyla o köyde oyun oynardık. Ben Yılmaz Güney olurdum. Yılmaz Güney’i daha çok severdim nedense. Aslında çirkin kral derlerdi ama bana göre daha yakışıklıydı. Daha karizmatikti.
Turk-internet.com : O zaten onu tanımlıyordu, daha karizmatikti.
Mevlüt Dinç : Neyse. İşte böyle dövüşler yapardık. Demek ki böyle oyun kurgu oradan. Bilmiyorum, geriye dönük yorumlamaya çalışıyorum. Ben doğal yeteneğe de inanan birisiyim aslında. Herkes bir şeyle doğuyor. Gençlerin de yetenekleri var. Herkes aynı değil zaten. Ormana giriyorsunuz, hepsi ağaç değil mi? Ama hepsi birbirinden farklı. insanlar da öyle. Rengimiz farklı, kaşımız gözümüz, boyumuz posumuz. Yeteneklerimiz, becerilerimiz de farklı. Burada önemli olan bence doğru yeteneğin doğru ortamda, fırsat, şans bir sürü şeyin bir araya gelmesi gerekiyor. Birleşince ve yeterince gayret sarfedince bir şeyde başarılı olabiliyor.
Söyleşinin devamını Mevlut Dinç : Ben Oyunun Kullanıcıyı Nasıl Etkileyeceğini Hayal Ederek Oyun Geliştiririm – 4 başlığı altında okuyabilirsiniz.

Kaynak : 