Yazının önceki bölümlerini
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 1
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 2
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 3
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 4
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 5
başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Bölüm 3 – Çıktı
Hemen hemen tüm bilgisayarlar görüntü çıktısı kullanıyorlardır (Yanılıyor muyum?) Bununla birlite kolayca üç kategoriye ayrılamayacak birkaç trend de vardır:
- Ev kullanıcıları/genel kullanıcılar – 85Hz’lik yenileme oranlı 17’’ monitörle yetinebilirler. Normalde resim kalitesini pek umursamazlar çünkü ya kaliteyi ayırt edemiyorlardır ya da monitor karşısında fazla zaman geçirmiyorlardır.
- Oyun meraklıları – harcanan paranın karşılığında en iyi performansı veren, nispeten geniş ekranları tercih ederler. Her ne kadar LCD’ler de önem kazanmaya başladıysa halen en önem verilen unsure görüntüyü yenileme oranının yüksekliğidir.
- Genel işyeri çalışanları – Nispeten geniş ekranları tercih ederler ama çizelgelere, Word belgelerine bakmak için ve elektronik tablolar düzenlemek için pek öyle alevli, hızlı grafiklere gereksinim duymazlar. Boşluk tasarrufu sağladığı ve gözleri CRT monitörlerinden daha az yorduğu için LCD monitörleri işlerine yarar.
- Fotoğraf/Video tutkunları – Canlılık, nokta küçüklüğü ve renk yelpazesi özelliklerinden dolayı hemen hemen her zaman geniş CRT monitörleri yeğlerler.
- Programcılar – Hem geniş ekran hem de yüksek görüntü yenileme oranı tercihleridir. Çoğu, eşit koşullarda LCD monitörleri tercih etmeye hazırsa da LCD’ler çok daha pahalıdır.
Daha fazla laf kalabalığı yapmadan şimdi, piyasada başı çeken iki monitor tipinde (piyasada başka türler de var ama, olayın özünü anlatacağım için onlara yer veremem); CRT (Katot Işın Tübü) monitörlerinde ve LCD (Sıvı Kristal Ekranlı) monitörlerde nerede olduğumuza bir göz atalım.
CRT monitörler
…yaklaşık yüzyıldır çeşitli biçimlerde piyasada bulunuyorlar; kırmızı, sarı ve yeşil renk veren ve ışık demetleri görüntüleyici için ışık kalıplarından ve renklerden oluşan (değişken) bir matriks oluşturan renk tübünden meydana gelirler. Bu kadar zamandır piyasada olan LCD’ler son derece geniş bir kullanım alanı bulmaktalar ve yakın zamana kadar bilgisayarcılıktaki yegane monitor türüydüler. Genellikle bu monitörlerin nokta küçüklüğü (taneciklilik, nesnelerin ne kadar ince ayrıntısına kadar görünütlenebildiği), yenileme oranı becerileri, renk canlılığı hala LCD’ninkilerden açık ara öndedir. Bununla birlikte CRT’ler büyük, ağır, (hem ısı hem de ışık bakımından) radyasyon yayan canavarlardır ve kullanıcıların çoğunluğuna hantal gelirler. Ve bu yüzden de aralarında benim de bulunduğum çok sayıda kullanıcı, sonuçlarını göz alarak LCD monitöre geçiş yapmıştır.
CRT’lerin ebatları çok çeşitlidir – ki bunların en küçükleri 70×60 mm çapındaki bir resmi görüntüleyebilir ve avucunuzun içine sığabilir. Aşırıcılar 50’’ ekranlı elbise dolabı büyüklüğünde LCD’lere sahip olabilirler. Tabi ki, olağanı, bu ikisinin ortasında bir yerlerdedir, ki bu da 17’’ ile 19’’ monitörlerdir. CRT’ler ucuzdur – bazılarını perakende fiyatta 100 $’ın altında satın alabilirsiniz – ancak ucuz olanların bozukluk oranı da yüksektir. Her halükarda CRT’ler LCD’lerden daha ucuzdur (en azından olağan boyutlarda bu böyledir) ve iyi yapılırsa çok çok uzun süre dayanabilir – benim 1992 Ağustos ayında üretilmiş olan ve o günden beridir de yoğun bir şekilde çalıştırılan bir 15’’ CRT dell monitörüm var; ve hala sorunsuz çalışıyor.
Düz ekran isteyen ama LCS güzergahına da sapmak istemeyenler hiç üzülmesin – düz ekranlı ve 90 derece köşeli olarak üretilen CRT’ler de var – monitördeki görüntü yamuk cam üzerinde kendiliğinde oluşan “balık gözü” etkisi göstermiyor.
CRT’lerin gözlerdeki mercek hizalamasını değiştireceğine ilişkin tartışmalar var (tartışmanın nedeni görüntü oluşturmak için ışın demetlerini birleştiren CRT’lerin yapısı) ve bu da sonuç olarak kullanıcının gözlük takması gereksinimini getiriyor. Her ne kadar ben o kadar abartmasam da itiraf etmeliyim ki CRT monitörün önünde saatler geçirdikten sonra kendimi yorgun hissediyorum, oysa LCD bana asla yorgunluk hissi vermiyor.
LCD monitörler
…sıvılaştırılmış yağ kristallerinin sabitlenmiş bir matriksini kullanıyorlar ki bu da içinden voltaj akınca belirli renk (ya da kontrast) oluşturuyor. Bu sabitlenmiş matrix ekran koruyucu bir tabakadan, matriksin kendisinden ve TFT’lerden (ince film transistorları kristallerin belirli kalıplara geçmesi için enerji veriyor) ve de çeşitli sürücü elektronik bileşenlerden oluşan düz panele yerleştiriliyor.

Resim 1 : LCD’nin avantajlarından biri burada resmedilmiştir: Tüp gerekmediği için arkaya doğru çıkıntı da yoktur.
LCD monitörleri ince, pürüzsüz, güç tüketimi az ve kesinlikle geleceği hitap eden monitörlerdir. Bu monitörlerin ayrıca iflah olmaz bir renk eğilimi, uyuşuk bir yenileme hızları, tekdüze renk yelpazesi, ekranda hızlı hareken eden nesnelerin arkasında iz bırakmak, düşük verim ve daha birçok sorunun kaynağı olmak gibi kötü bir sicilleri de vardır. İlgililer bu sorunların çoğuna eğiliyorlar; düşük görüntü yenileme oranı (değişik kristal biçimleri ve enerji verme yöntemleri aranıyor), tekdüze renk (yeni panel ve resmetme teknolojileri araştırılıyor), iz bırakma (artık hemen hemen mazide kaldı) ve düşük verim (daha çok üretim zamanı daha çok ince ayarlama yapabilmek demek ve bu da daha az panelin çöpe gitmesini sağlar.) Ne yazık ki maliyeti düşük tutmak için çok sayıda üretici bozuk ya da “ölü” pikselli ekranlara başvurmaya tenezzül etti. Malın iadesi talebine karşı izledikleri politikalır çeşitli olmakla birlikte bazıları bir LCD monitörün üzerinde 20 kadar ölü piksele göz yumup üztelik iadeye yanaşmayabiliyorlar. Şunu bir düşünün; bir insan nasıl olur da sürekli olarak renksiz 20 pikselin ortalıkta dağınık bir şekilde durduğu bir ekrana razı olabilir? Nem ki ekranımda sadece bir tane ölü piksel var ve o da ekranın uzak köşelerinde bir yerde.

Resim 2 : LG, CeBIT 2003 fuarında, bir duvar dolusu 30″ LCD monitör sergilerken
Düz panellerin doğuştan gelen sınırlamaları var. LCD olmalarından dolayı sabitlenmiş bir matirksten oluşuyor ve ancak belirli bir çözünürlüğe kadar olanak tanıyor. Ayrıca çözünürlüğü düşürmek gerektiğinde, renk vericisini yeniden çaplayabilen CRT’lerden farklı olarak ortalamasını bulmak yoluna gidiyor ve bu yüzden de azaminin altındaki çözünürlükler bulanık görünüyorlar. Ortalama ayarlaması iyileştirildi ama hala mükemmellikten çok uzak.
Demek ki CRT’ten LCD’ye geçmeye değer miymiş? Bu tamamen kullanıcının ne istediğine bağlı. Oyun oynamak için ancak en iyisi yeterli olur, ama bu bir olasılıktır. İşyeri çalışmalarında ise böyle bir geçiş yapmak için hemen hemen hiçbir sebep yok. Video ve Fotoğraf tutkunları ile profesyoneller ise yine de LCD’lere geçiş yapmadan önce birkaç güzel yıl daha beklesinler.
Yazının devamı Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 7 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 