20 yıldır içinde yer aldığım bilişim sektöründe, çoğu zaman tartıştığımız bir başlık, “Ankara’nın, sektörün arkasında kaldığı ve dünyadaki gelişmeleri izleyemediği” şeklindedir. Bunun en önemli istisnası Turgut Özal’dı. Bu nedenle de, zaten telekom sektörünün en önemli çağ atlaması da onun ve zamanın Türk Telekom Genel Müdürü “Servet Bilgi” Paşa’nın zamanında olmuştu. Bugün Türkiye’nin heyecanlı bir telekom sektörüne sahip olmasının arkasındaki paylardan birisi, şüphesiz vizyoner bakışla, o zamanlar yapılan yatırımların, eski teknoloji olan analoga değil, henüz gelişen dijitale yapılmış olmasıydı.
Tabi bir de, cep telefon sektörü konusunda, zamanın iktidar ve devlet adamlarının vizyoner yaklaşımlar taşıdığı bugünkü duruma bakarak görülebiliyor.
Ancak ISS, kablo ya da UMTH sektörlerinde uygulanan 5 ya da 10 yıllık yaklaşımların başarılı olmadığı, bugünkü sonuca bakılarak ifade edilebilir. Zaten daha sonraki yıllarda bunu daha net görüyor olacağız.
Tabi aynı başarısızlığı bilişim sektöründe görüyoruz. Devletin 1990’lı yıllarda bu alanda bir strateji oluşturmamış oluşu, her gelene kapıların arkasına kadar açılması sonucu, bugün ülkemizin bir bilişim sektörü olduğu söylenemez. Daha doğrusu 2008 için ifade edilen 8 milyar $’lık cironun ne kadarı ülkeye yararlı derseniz 100 milyon $’lar civarındaki ERP, web tasarım geliri dışında, çok uluslu firmaların Türkiye ofisinde istihdam edilen personelin gelirleri sayılabilir.
Zaten bu firmalara “Türkiye’den kazandıklarınızın bir kısmını yatırıma çevirecek misiniz? Türkiye’ye yatırım yapacak mısınız?” diye sorduğumuz zaman aldığımız cevap basitçe “eleman çalıştırıyoruz ya, bu da yatırımdır” şeklinde oluyor.
Bilişim sektörüne özen göstermemek kavramı hala sürüp gidiyor. Öyle ki, bir bilgi toplumu stratejisi oluşturulmuş ve bunun için bir yabancı danışman firmaya (bu stratejiyi bir yabancı firmanın oluşturması da eleştiriliyor) milyon $ düzeyinde bir ücret ödenmiş olmasına karşın, bu planın da bir kenara itildiği ve uygulamaya alınmadığı görülüyor.
Bütün bunlar içinde belki umut veren hareket, Telekomünikasyon Kurumu’nun adının Bilgi Teknolojileri ve İletişim Başkanlığı şekline dönüştürülmüş olması oldu. Bu bir anlamda, işe “sahip” atanması anlamına geliyor olmalı ama gördüğüm kadarıyla bu kurumun henüz bilişim sektörüne yönelik bir çalışması yok. Sadece Tübisad’ın başarılı projesi “servis standardizasyonu” konusunda bir çalışmaları oldu.
Bütün bunları özetledikten sonra, sizlere ağustos ayından başlayarak, aylık olarak yayınlayacağımız BITANALIZ bülteninin bir köşesinden bahsetmek istiyorum. “4Lider, 4Vizyon” isimli bu köşede, bilişim ve telekom sektörünün liderlerinin, bir özel sektör, bir devlet, 1 TBMM’den olmak üzere vizyonlarını ortaya koyacak ve sektörümüzü yönetenlerin olaylara nasıl baktığını göreceğiz.
Bu köşenin ağustos ayı TBMM misafiri doğal olarak CHP Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu. Kendisine hükümeti, milletvekillerini ve devleti, bilgi toplumunun önemine nasıl inandıracağımızı sorduk :
turk-internet.com : TBMM bilişim ve telekom konularında nasıl çalışıyor? Başka bir şekilde sorarsak, TBMM çatısı altında bilişimci bir Milletvekili olmak nasıl bir şey?
Osman Coşkunoğlu: Günümüzün meclis kompozisyonunda, bu konuda bilgili çok fazla arkadaş yok. Bu doğal; milletvekilinin bir veya fazla konuda uzman olması gerekmez. Dolayısıyla bazı konuları anlatmakta zorluk çekiyoruz. Ama benim dikkatimi çeken, esasen bilginin olmaması değil, o bilgiyi aramamak veya o bilginin sağlanmamasıdır. Hele hele “kişinin sahip olduğu bilgi, bildiği ile değil, erişebildiği ile sınırlıdır” diye karakterize edilen bilgi çağında, gerekli bilgiye şu veya bu nedenle ulaşmamak bir eksiklik.
Özellikle teknik konularda ilgili Sivil Toplum Kurumları, Akademisyenler, Milletvekillerine bilgi vermelidir diye düşünüyorum. Aktivistler bilgi vermelidir. Milletvekilinden, siyasetçiden uzmanlık beklenmemeli.
Fakat hem bilgi talebi hem de bu talebe yanıt verme konusunda etkin bir diyalog ortamı yok. Bu rahatsız edici bir durum. Fakat beni daha da çok rahatsız eden şudur: kimsenin dilinden “bilgi çağı”, “bilgi toplumu” gibi parlak laflar eksik olmuyor; ama ne demektir diye sorduğunuz zaman da, anlamlı bir yanıt alınamıyor.
Bir başka ironi, hükümetin hazırlayıp getirdiği ve bilgi toplumuyla, bilgi çağıyla ters düşecek bazı yasaların gerekçeleri “Bilgi çağının gereği…” ibaresiyle başlayabiliyor. Samimiyetsizlik ve yüzeysellik rahatsız edici bir durum oluyor. Ben bunu TBMM kürsüsünden defalarca ifade etmeye çalıştım.
türk.internet.com: Karşılaştıralım mı? Avrupa’daki parlamenterler nasıl?
Osman Coşkunoğlu: Orada işin doğrusu, konuya daha vakıf kişiler vardı. Aklıma bir İngiliz Parlamenteri geliyor, çok ilginçtir, Kendisi aslında sendikadan yetişmiş bir parlamenter. Fakat kendini çok iyi yetiştirmiş. Hatta Avrupa’da çeşitli yerlere giderek konferanslar veriyor. Yani bu kendini yetiştirme ve bilgiyi almayla ilgili demek ki. Kendisinin eğitimi bu yönde değil ama demek ki o bilgiyi alabilmiş, onu siyasetle harmanlayabilmiş. Yani sadece Akademik bilgi değil, dünya gerçeklerine, Avrupa gerçeklerine uygun hale getirilebilmiş. Burada sadece bilgiyi alanı değil, vereni de kutlamak gerekir.
türk.internet.com: Avrupa’da acaba milletvkillerine bu konularda eğitim olanağı sunuluyor mu?
Osman Coşkunoğlu:
Örneğin teknik bir yasa tasarısı TBMM gündemine geldiği zaman, internetteki tartışma listelerine, bir mesajla, ‘sizler ne düşünüyorsunuz’ diye soruyorum. O zaman bazı bilgiler geliyor. Ama ülkemizde alışılmamış, bir şey; Milletvekilinin böyle sorması.
Sorunca, kimi zaman yararlı bilgiler gelebiliyor. Örneğin son 2, 3 haftadır yenilenebilir Enerji konusu gündemdeydi. Bir tartışma listesinde gelen bilgilerden yararlandım. Daha önce elektronik haberleşme yasasıyla Bilişim ve Telekom konusunda çok önemli bilgiler sunuldu.
Fakat şöyle yanıtlar aldığım da oluyor; ‘adam Milletvekili olmuş hala bize soruyor’ diyebiliyorlar.
Şu noktanın iyi anlaşılması gerekir: Doğal olarak bilgi ve görüşler bazen – hatta sık sık – çelişebiliyor. Neden? Çünkü farklı çıkar grupları var. İşte bir siyasetçi olarak milletvekilinin görevi, bu çıkar gruplarından birisine angaje olmadan, dengeyi sağlayabilmesi ve ulusal çıkara en uygun uzlaşıyı bulabilmesidir.
Şimdi tabi benim de mesleki geçmişim nedeniyle belli bir birikimim var ama bir milletvekilinden herşeyi bilmesi, hatta herhangi bir konuda uzmanlaşmış olmasının beklenmemesi gerekir. Dolayısıyla Sivil Tolum Örgütleri milletvekillerine mutlaka bilgi ve görüş sağlamalıdır. Tabii, Uğur Mumcu’nun tarihe geçmiş sözünü hatırlayarak, “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olma” hatasına düşmeden.
***
Osman Coşkunoğlu’ndan, bu röportajın devamında, TBMM’deki bazı kanunlarla ilgili çalışmaların nasıl yapıldığını ve TBMM’nin bilişim-telekomla ilgili çalışmalarını analiz etmesini istedik. Bu röportajı aylık BITANALIZ bülteninde, aboneler için yayınlıyor olacağız. Bülten ve abonelik ücret ve koşulları hakkında bilgi almak isterseniz [email protected] adresine bir mail atabilirsiniz.

Kaynak : 