Norveçli Mats Steen 2014 yılında uykusunda öldüğünde 25 yaşındaydı. Doğduğundan itibaren yaşadığı kalıtsal dejeneratif bir kas hastalığından ötürü, 10 yaşından beri tekerlekli sandalyeye bağımlıydı. Ailesi bütün bu süre boyunca üzerine titremişti ama ellerinden bir şey gelmedi. Yaşadığı sürece onu mutlu tutmaya uğraştılar. Bu nedenle sınırsız bilgisayar oyunu oynamasına da izin verdiler.
Mats okulunu iyi derece ile bitirmişti ama hastalığı nedeniyle iş hayatı da, sosyal hayatı da yoktu. Ailesi ile sınırlı bir dünyada yaşıyordu. Öldüğünde çok üzülen aile ne yapacağını bilmez halde iken, çok oyun oynadığını hatırlayıp, online ortamdaki arkadaşlarına da haber vermek istediler. Bunu yaparken, nereye, kime ulaşacaklarını bilmiyorlardı.
Mats’ın “Hayatın Derin Düşünceleri (Musings of Life)” isimli bir blog’u vardı. Annesi, babası ve kardeşi o blog’a “Yolculuk Sona Erdi” başlıklı bir mesaj eklediler. Çünkü Mats, belki de bilinçli olarak babasına şifresini önceden vermişti. Mesajı “Belki 1 kişi görecek ya da görmeyecek ama uzaya salıyoruz” düşüncesiyle yolladılar.
Ama arkasından çok büyük şaşkınlığa uğradılar. Çünkü, Mats ile çevrimiçi rol yapma oyunu World of Warcraft ve yakışıklı sanal avatarı Ibelin aracılığıyla bağlantı kuran, dünyanın dört bir yanındaki çevrimiçi arkadaşlarından yüzlerce e-posta aldılar.
Gelen maillerden bir tanesi, Mats’ın yani Ibelin‘in 8 yıldan beri yaşadığı sanal dünya “Starlight“ın lideri Kai Simon Frediksen‘dendi. Sanal Dünya’da, Elwynn Ormanı Azeroth ortamında Oyunun forumundan 42 bin sayfalık konuşmayı ve içinde Mats’a ait cümleleri ailesine sundu. Ibelin’in tüm söyledikleri, hisleri ve yaptıkları bu notlarda yer alıyordu.
Bu muazzam arşiv sayesinde Mats’ın rol yapma oyunu Warcraft’taki hayatı, animatörlerin yardımıyla bir filmde canlandırılmış. Canlandırmadaki ses de Mats’ın kendi sesine benzeyen bir ses. Aşağıda bu filmin fragmanını görüyorsunuz.
Filmin adı; “Ibelin’in Olağanüstü Hayatı”. Mats Azeroth’da Ibelin isimli boylu, poslu, kaslı bir avatar kullanmış.
Yönetmen Benjamin Ree, Ibelin‘in World of Warcraft’taki hayatını, loglar ve forum notları sayesinde, canlı bir şekilde yeniden canlandırıyor. Film Steen’in arşiv görüntüleri ve çevrimiçi oyuncu arkadaşları ile arasında geçen gerçek konuşmaların seslendirilmesi sayesinde gerçek dünya ile sanal dünya Azeroth arasında mekik dokuyor.
Azeroth’da Yaşam
Sundance bağımsız film festivalinde, başta en iyi yönetmen ödülü olmak üzere birçok ödül kazanan bu etkileyici belgesel, bir oyunun, hasta olduğu için fiziksel dünyada kendisini gösteremeyen bir insanın, sanal dünyada hayatını nasıl canlı bir şekilde sürdürüp, insanların hayatlarına dokunabildiğini gösteriyor. Gerçekten çok ilginç.
Mats Steen‘in hayatının son yılları, kas hastalığıyla nedeniyle genç bir yetişkin olarak gününün çoğunu yatak odasında, kullanmasını sağlayacak olan araçlarla modifiye edilmiş bilgisayarında, gerçek dünyayla bağlantısı kesilmiş bir şekilde geçti. Bu nedenle de ailesi, onun hayatının, yalnız ve izole olduğunu sandı.
Ama tam tersine sanal dünya sayesinde çok canlı bir hayatı olmuş. Dünyanın çeşitli ülkelerinden olan insanlarla kaynaşmış ve anlatılanlara göre, pek çok kişinin hayatına dokunmuş. Dertlerini dinlemiş ve hatta çözüm önermiş. Örneğin odasına kapanmış okula gitmeyen, annesi ile de iletişimi olmayan otistik bir genç için, annesine oyun kanalıyla ilişki kurmasını tavsiye ederek, bu genci hayata kazandırmış.
Ibelin, Mats‘in yapamadığı birçok şeyi yapmaya muktedir olarak hayattan bir şekilde zevk alıyor. Yürüyememesinin aksine, oyuna her seferinde yarım saat koşarak başlıyor. Arkadaşlarıyla bira içiyor, kızlarla sohbet ediyor ve aşık oluyor ve hatta zamparalık yapıyor.
Ailesiyle ve Mats’in sanal ortamda edindiği arkadaşlarıyla yapılan röportajlar sayesinde olayın tüm yönlerini veren Ree’nin filmi, insanların birbiriyle bağlarının gücünü ve engelli bireylerin bu ortamlarda kendilerini, gerçek kişiliklerini ortaya koyabildiklerini göstermesi açısından önemli.
Matt arkadaşlarına ölmeden önceki bir dönemde şöyle demiş;
“Önemsenmediğimi düşünerek ölmek istemiyorum”
Ama film gösteriyor ki; Mats hem ailesi, hem de sanal ortamda etkileşimde bulunduğu insanlar tarafında çok önemsenmiş. Filmde de yer alan gerçek ölüm töreninde, babası diyor ki;
“Bu hastalık konusunda, annenle birlikte en çok üzüldüğümüz şey, aşık olamayacak, dost edinemeyecek, sosyal hayata katılamayacak oluşundu. Topluma katkıda bulunamayacaktın. Bizi en çok kahreden şey buydu. Ama sen bize, çok güzel bir şekilde yanıldığımızı gösterdin. “
Oyunlar Kötü mü? Saçmalık mı?
Çok uzun zamandır, çeşitli ortamlarda “oyunların kötü olduğu”na dair görüşlerle karşılaşıyorum. Özellikle muhafazakar kesim, oyunların çocuklar için zararlı olduğu düşüncesinde.
Ama çocuklar oyun oynayarak gelişiyor. Bir ortamda bunu savunduğumda, –çocuk sahibi olmadığım kanısına nereden vardıysa– bir muhafazakar okul yöneticisi, “bekara karı boşamak kolay” demişti. O nedenle burada not edeyim. Bizim evde 1987 yılından bu yana bilgisayar var ve 2 oğlum, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite boyunca oyun oynadılar. Bugün ikisi de mühendis.
Tekrar filme dönersek, bu örnekte ne görüyoruz? Oyun oynamak sadece bir hobi ya da bir zaman kaybı olmayabilir. Hatta çocuklar için hayatı tanıdıkları, kendilerine güven kazandıkları ve becerilerini geliştirdileri bir ortam da olabilir.
Bununla birlikte kontrolsüz bir oyun ortamından bahsetmiyorum. Ebeveynlerin oyun cinsine, oyun süresine, hem de oyunda neler yaşandığına dair dikkatli olmaları gerekli. Buna dair çeşitli yazılımlar ve kontrol imkanları var.
Ama ayrıca, bu oyunlara dair geri bildirim yapmaya özen göstermek lazım. Bu hem oyunun yaratıcılarına, hem de kolluk güçlerine yapılabilir. Örneğin son zamanlardaki tepkiler nedeniyle Roblox kasım ayında ebeveynlere yönelik yeni kontroller (mesela oyunu dışarıdan izlemek için ebeveyn hesabı açmak gibi) getireceğini duyurdu.
Ama bu film bize neyi gösteriyor. Oyunlar, özellikle sorun yaşayan bireyler için, rahatlatıcı ve iyileştirici özelliklere de sahip.



Kaynak : 